CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR
Herseyden once "ruhlarla gorusmek" deyiminin belirttigi anlam uzerinde biraz durmamiz gerekiyor.

Ruhlarla gorusmek ifadesi ilk hamlede akla geldigi gibi hic de basit ve herkesin kolaylikla kavrayabilecegi bir hadisenin ifadesi degildir. Burada cok sey bilmek, cok sey gormek, cok sey dusunmek ve ozellikle cok sey duymakla ancak sezilebilecek ve nadiren ulasilacak basari dereceleri vardir. Bu kadarcik sozden sonra "Ruhlarla nasil gorusulur?" sorusunu hemen bir iki satirlik yazi ile cevaplandirmayi elbetteki dusunmuyoruz.

Ruhlarla Gorusmek meselesinin mutalaasina gecmeden once dunya hayatinda birbirimizle olan gunluk iliskilerimize kisacik bir goz atmamiz faydali olur. Iki insan birbiriyle nasil gorusur? Bunun en yaygin ve bilinen sekli, karsi karsiya gecip dille veya isaretlerle konusmaktir. Insanlar arasinda en ilkel bir anlasma araci olan bu tarzdaki gorusmeyi herkes bilir ve uygular. Fakat is bu derecede kalmaz, biraz daha ileri gider. Uzak mesafelerden birbiriyle gorusmek icin ormanlarda yasayan ilkel insanlarin kullandiklari tamtam sesleri veya duman yerine (*), uygalasmis insanlar yaziyla - mektupla anlasmislardir. Bu baglanti vasitasi, oncekilerden cok ileridedir.

Simdi, bu asamaya yukselmemis ilkel bir insana, eger medeni bir insan memktup gonderse ve bu mektupla hatta o ilkel insanin hayatini ilgilendiren bazi onemli haberleri ona bildirmek isterse o zavalli ilkel, bu mektubun bir ifade vasitasi olup olmadigini dusunmedigi gibi ayni zamanda ondan bir anlam cikarabilecek bir kabiliyette olmadigindan ona hicbir kiymet vermez ve o mektubun, ne kimden geldigini, ne de ne maksatla gonderildigini dusunmeyi aklina bile getirmez. Halbuki onun icin kendi hayatiyla ilgili onemli haberler vardir.

Ama mektup kullanabilme asamasina gelen icin durum oyle mi ya?... O, kendisine gelen boyle bir mektuba ilkelden bambaska anlam veririr. Ve ne yapip ederek onu anlamaya calisir, anlamak carelerini muhakkak arastirir. Okumasini bilmiyorsa onu okuyabilecekleri arar bulur. Yazinin mamasini anlamiyorsa onu kendisine anlatabileceklere basvurur. Ve herhalde omrunde mektup gormemis ilkelin yaptigi gibi onu sus diye basinin ustunde tasimaya yada ayaklariyla cigneyip gecmeye kalismaz. O, bu mektubun kendisine bir maksadi anlatnmak icin gonderilmis bir teblig oldugunu ve bir fikri, bir duyguyu ifade ettigini dusunup, ona bu bakimdan kiymet verebilecek, bilgi ve gorgu seviyesine yukselmis varliktir.

Simdi bilgi ve gorgusu biraz daha ilerlemis insanlara gecelim: Bir telefon veya telsiz haberlesmesi karsisinda onceki sehirlinin bunlara gore durumu da asagi yukari mektuptan anlamayan vahsinin o ilk sehirliye gore olan durumuna benzer. Yani, bu ilk sehirli bu araci hic duymamis, gormemis ve kullanmamis ise bir teklefon veya telsiz santrali icinde bulundugu halde ikinci sehirlinin ozel maksatlarla kendisine haberler gondermek icin bu vasitalari kullanmak hususunda gosterdigi butun cehitlere ragmen ona derdini anlatmasi mumkun olmaz. Zira, o, ne bunu anlayabilecek ve ne de ondan istifade edecek durumdadir. Oteki prcalanarak butun telefonu caldirdigi , butun verici makineleri harekete gecirdigi halde bizim asik bunlari sadece hayretle ve bazen de hayranlikla bir sure seyrettikten sonra, bu gurultuden hicbirsey anlamadan, hicbir yararlanmasi olmadan safiyane bir askinlik haliyle oradan uzaklasip gider. Buna mukabil bu isleri gormus ve anlamis ve onlara inanmis lanlar icin bu araclardan hergun bol bol yararlanmak kadar tabii bir hal tasavvur edilebilir mi?

Ama bu is bu kadarla kalmiyor. Bundan yuz sene once once Amerikada teneffus eden herhangi bir insanin nefes alisverisini asyanin bir sehrinin bir evinde oturan herhangi bir diger insanin hemen hemen ayni zamanda isitebilcegini ve bu nefes gurultulerinin gorunurde hicbir arac olmadigi halde, Amerikadan Asyayay kadar bir anda gidebilecegini soylemis olsalardi, basta akademisyedn alimler oldugu halde, buna hicbir kimse inanmazdi degil mi? Ve farz edelim ki, o zaman Asyadaki bu islerden haberi olmayan insanlara Amerikadaki adamlar boyle radyofonik dalgalarla bazi muhim haberler gondermis bulunsalardi, hatta Asyadakilerin ellerinde birer radyo alici aleti dahi tesadufen bulunmus olsaydi, gene onlarin bu dalgalrdan ve bu dalgalarin getirdigi bilgilerden hicbir haberleri olmazdi. Bundan baska eger biraz da alim geciniyor idiyseler, boyle muazzam bir haber tufani icinde yuzduklerini mutemadiyen inkar etmekten de cekinmezlerdi! Acaba bu halin, bir mektuptan anlamadigi icin ona kiymet vermeyen ilkel bir insanin arzettigi halden farki varmidir? Halbuki bi isin hakikati ve sartlari anlasildiktan ve onun tatbikatina girismenin yollari ve icaplari ogrenilip onlara inandiktan sonra radyo nesriyati insanlar arasinda en faydali, en luzumlu ve belki de en kudretli bir anlasma vasitasi olarak kabul edilmistir. Ve bugun bu hal o kadar tabiilesmistir ki, aksam ustu koltuguna kuirulmus Asyali bir insan Ingiltereden kendisine gonderilen havadislerin nereden, nasil ve hangi yollarla geldiklerini dusunmeden ve bu makinenin o havadisleri hakikaten disardan alip kendisine verdigi meselesi uzerinde zerre kadar suphe ile durmadan sadece almis oldugu havadislerin kiymet ve mahiyetlerini anlamaya calisir. Ve elindeki radyo makinesinin de bu islere ancak vasitalik yapan aractan baska birsey olmadigini takdir eder. Halbuki radyo islerine yeni alismak uzere olanlar icin bu havadisler ve musiki parcalari ikinci planda kalir, onlari asil isgal eden sey bu makinenin icinde bulunan seytani kesfetmek ve bu seslerin hakikaten iddia edildigi gibi uzak memleketlerden gelip gelmedigini tahkik etmektir.

Fakat keske isler burada kalsaydi da bugunku inkarci bazi akademisyen dostlarimizin, ilkel bir insanin kendisine gonderilen mektubu kiymetlendiremedigi icin cigneyip gecmesi gibi, bir telgraf veya bir telefon merkezinde bulunan gorgusuz sehirlinin kendisine kucak kucak gelen haberler karsisinda bon bon bakinarak hicbirsey anlamadan orasini terketmesi gibi, yada onbinlerce haber, teblig ve muzikk dalgalarinin tufani icine gomulmus olmasina ragmen ve bir radyo aleti de elinin altinda bulundugu halde sirf onu lambasini yakmak, istasyon isaretlerini bulmak icin luzumlu manipulasyonlari biolmediginden o, dalgalardan hicbir haber alamayan ve bundan daha beteri, o haberlerin mevcudiyetlerini inatla inkar edcecek kadar evrende olup bitenlerdcen habersiz bulunan bir insanin dusmus oldugu gibi zavalli sonuca dusmuis olduklarini gormeseydik !

Ama bu temenniden ne cikar? Bu akibeti goruyoruz ve gorecegiz. Cunku insan hz.
ademden beri insan olarak yasamistir. Binaenaleyh o, her insanin gecirmesi mukadder olan tekamul kademelerinden birer birer gecmek zorundadir.

Evet, filhakika isler burada durmuyor. Bugun daha ilerisini gorenler ve arastiranlar insanlarin uzaktan birbirine tesir ettiklerini, birbirne bazi fikirler ve duygular gonderebildiklerini kesfetmis bulunuyorlar. Hatta bu fikir dalgalari birtakim laboratuvar aletleriyle dahi tespit edilerekbugun akademik mefhum icine bile girmis bulunuyor. Ingiliz Ruhsal Arastirmalar Cemiyetinin 'proceedings' adi altinda 21 cildi asan nesriyati bu neviden ilmi musahedelerle doludur. Bununla beraber herkesin bu kitaplari karistirip okumasi ved onlarin uzerinde durmasi mumkun olabilecek kadar zaman henuz gecmemistir. Binaenalyeh boyle yuksek tertipteki muvasalalar bahsinde daha bircok mektup cignenecek, daha bircok telefon ve telgraf istasyonlari bir koyunun yaptigi gibi ziyaret edilecek ve daha bir cok radyo dalgalari inkar edilerek istifadesiz bir halde ziyan olup gidecektir.

Bugun bir insan bazi sartlar altinda diger bir insana fikrini gonderip ona istedigi seyi telkin edebiliyor. Burada elbetteki radyo meselesinden daha yuksek ve ince tertipte isler vardir. fakat bunlarin esaslari birbirinden asla ayri seyler degildir. Hem birincisi, hem de ikincisi uzerinde durulmasi gereken tek dava, disardan gonderilmis olan haberci dalgalara karsi insan ruhunun alici hale getirilmis olmasindan ibarettir. Bununla akademi bugun mesgul olmuyor, diye bircok kimsenin yaptigi gibi bu hakikati ilim disi addetmek hakkina sahip degiliz. Ve akademinin de bu davayi ele almakla mukellef olduguna kani bulunuyoruz. Eger o, bunu yapmiyorsa vazifesine henuz baslamamis demektir.

Bir insan bilerek bilmiyerek, isteyerek istemeyerek diger bir insanin ruyasinda veya uyanik halinde ona bazi fikirler ve duygular telkin edebilir. Ruh ve Kainat kitabinda (*) buna dair bazi misaller zikredilmistir. Mesela bir tip operatorunun, ahbabi olan discinin ruyasina girerek onun midesi uzerinde ameliyet yapmasi hikayesi bunlardan biridir. (5/576) Su halde, ruyada idrak ve fehmettigimiz bazi duygu ve dusuncelerin suur altimizdaki kaynaklarinin hangi amillerle uyandirilmis olduklarini daha genis bir dusunce ile arastirmak icap eder. Keza yine oyle m8isaller zikredilmistir ki, bunlarda mda bir insandan diger insana fikir ve duygu intikallerinin vukuu bariz olarak gorulur.

Bir sabah kalktiginiz zaman akliniza birdenbire bir dostunuz X gelir. fakat ogleye dogru ya ondan bir haber alirsiniz veya bizzat kendisini gorurusunuz. Bu hadiseye biz, tesaduf deyip geciverenlerden degiliz. Halk arasinda yayilmis olan: " seni andim, kulaklarin cinladi mi?" veya "Kulaklarim cinliyor, galiba beni andilar." sozunu bir hurafe telakki edenlerin bu haline acimamak elden gelmez. Zira bunlar, ne dusunce intikaline ( transmission de pensee), ne telepatiye ne durugoru (klervoyyans) hadisesine dair muspet, inanilir ve ilmi tetkikatin hicbirinden haberi olmayan ve bunlar uzerinde kafalarini zerre kadar yormamis bulunan kimselerdir.

Bugun ilmi hakikattir ki, bazi insanlar hic gormedikleri bir kitabi, bir mektubu, bir gazeteyi mukemmelen okuyabilir ve insanin kafasinin icindeki dusunceleri kesfedebilir. Biz bunlarin bircok misallerini gorduk ve tetkik ettik.

Bir taraftan ruhlarin mevcudiyetini bircoklarina inkar ettiren cehaletin de sebebi bu inkarcilarin ruhlardan haber alamamis olmakta bulunmalaridir. Diger taraftan ise bu haberler ruhsal yollardan kendilerine mutemadiyen geldigi halde tipki evvelce zikrettigim, haber tufani icinde bihaber kalmis, bicareler gibi bunlar da bu haberleri idrak edememektedirler. Demek ki,
bu insanlar, gafletlerinin neticesi olan bu duygusuzluklarini hareket noktasi olarak kabul ve ona gore de ruhlarin mevcudiyetini inkar ediyorlar; fakat ruhlari inkar ettikleri icin de, bu gafletlerini gidermeye yarayacak muspet faaliyete gecmeye, yani ruhlarla gorusmenin ilmi yollarini arastirmaya gerek gormuyorlar. Ve onlarin cehitsizlikleri de ruhlardan gonderilen haberleri duyma kabiliyetlerinin inkisafina mani oluyor. Su halde bugunku ortalama ilim seviyesi bakimindan beseriyet bir fasit daire (dongu) icinde yuvarlanip durmakta ve bu girdaptan kendini kurtarip ileri atilmak, yuksek realitelere ulasmak kudretini henuz gosterememektedir. Bu geriligin sebepleri uzerinde durmayi faydasiz ve luzumsuz goruyorum.

Hulasa, ruhlarin bizimle - henuz unsiyetsizligimziin neticesi olarak - her zaman anlamak kudretini gosteremedigimiz gizli munasebetleri de vardir. Ve bu munasebet dusundugumuz ve tahmin edebildigimizden Biz bunlari gormekte israr ettikce daha cok fazla ve sumulludur. Biz bunlari gormekte israr ettikce onlarin tesirlerinden kendimizi kurtarmis olmayiz, yalniz onlarin mahiyet ve istikametlerini degistirmis oluruz ki, bu da bizim lehimize bir netice vermez. Zira o tesirler istenmeyen gozlerimize gene batar; fakat artik onlar, tabii, istifadeli ve yukseltici birer duygu halinde degil, ihmal edilmis ve terbiyesiz birakilmis veya kotu ve yanlis yollarda terbiye edilmis marazi, zararli ve alcaltici zorlama halinde kendisini gosterir. Ileride ruhlarin bu gizli tesirleri bahsine biraz daha ayrintili olarak tekrar donecegiz.

Fakat ruhlar boyle gizli tesirlerle de iktifa etmiyorlar ve kendilerini tanitabilmek icin daha asagilara inerek adeta bir arac halinde, mesela bir radyo makinesi gibi (bu tesbih cok kabadir) kullandiklari medyomlarin maddi imkanlarini faaliyete geciriyorlar ve bu sayede karsimizda konusuyormus, yazi yaziyormus ve hatta klendilerini bize gosteriyormus gibi hadiseler husule getiriyorlar. Ve butun bu tezahurler icinde alelade bir insanin asla beceremeyecegi bir takim isler yapiyorlar: Ornegin, cok yuksek duygu ve dusunce mahsulu fikirleri ve bilgileri, takip edilmeyecek suratle ona yazdiriyorlar, soyletiyorlar, acik berrak gorusler halinde gosteriyorlar. Daha ne yapsinlar? Ve hala buna inanmayan bazi insanlar acaba ruhlardan daha ne bekliyorlar? Ve ruhlar onlara bundan baska daha ne yapabilirler? Haydi bakalim o sistematik inkarci, efendi kendi kafasina gore farzetsin de kendisini bir muddet icin ruh halinde spatyoma gecmis gorsun, acaba bu zat kendi mevcudiyetini kendisi gibi dusunen insanlara kabul ettirmek icin nasil hareket edecektir? Bu sorunun cevabi cidden merak cekicidir.

Fakat gene de bircok insani bu ise inandirmak mumkun olmayacaktir. Zira insan hz.
ademden beri insan olarak yasamistir. Ve tekamulun her safhasindan hazmede ede gecmek zorundadir. Binaenaleyh bunlarin icinde halen bilmedikleri ve anlayamadiklari icin husnuniyetle ve masumane bir ruh haleti ile henuz inanmayanlar bulunacak.

Bunlarin icinde, bir tarafta dunyanin binbir zevk ve eglencesi dururken boyle sikici seylerle ugrasmanin sirasi mi, diyen "adam sende"ciler bulunacak.

Bunlarin icinde, bazi buyuk hakikatlerin heybetli cehresinden urkecek kadar kendilerini kabahatli sayarak bu islerden kacanlar bulunacak.

Bunlarin icinde, birkac gunluk omurden sonra son bir gunun en son saniyesinde butun maddi kiymet ve servetlerini bir anda birakmak zorunda kalacaklarini dusunmeyip, gaye ittihaz edindikleri bir iki kiymetsiz maddi degerin ancak bir tekamul vasitasi oldugunu idrak etmek istemeyenler bulunacak.

Ve nihayet bunlarin icinde, saplanmis olduklari birtakim batil dusunce ve itikatlarin gayyasindan kendilerini kurtaramadiklari icin ne pahasina olursa olsun, hakikati gormemeye karar vermis olanlar bulunacak. ..

Biz butun bunlari kendi hallerine birakiyoruz. Zira baslarini zorla obur tarafa dondurenler, yani ruhlarin mevcut oldugu ve insanlari irsad etmek icin onlara muhtelif vasitalarla tebligat gonderdigi hakikatine gozledrini simsiki yummak isteyenler karsisinda bugun bizim giblerin cirpinip durduklari gibi onlar da kimbilir gelecek hangi bir gunde ayni seyi yapacaklardir.

Bir sesi duymak icin ilk yapacagimiz sey kulaklarimizi tikamak degil, bilakis acmak ve sesin geldigi tarafa cevirmektir. Keza bir manzarayi gormek icin de gozlerimizi simsiki yummayiz. Bilkais hem acariz, hem de icabinda onlari durbun, gozluk, mikroskop, teleskop gibi bir suru yardimci aletle de takviye ederiz. bundan baska, isitilmis bir sozun veya gorulmus bir manzaranin kiymet ve manasini anlamak icin gene ilk yapacagimiz sey o sozu bir kulakla alip obur kulakla vermek veya o manzarayi bir gozle alip obur gozle atmak degil, onlara ait kafamizin icinde bir dusunce ameliyesi gecirerek bu isitilen ve gorulen seyleri hazmetmeye calismak olur.

Bunun gibi, fizik alemimizin henuz uzaktan uzaga sezmeye basladigi kozmik isinlarin sIkligi derecesine indirecek kadar muhitimize yaklastirmis olduklari yuksek intisar ve titresimleriyle (vibrasyoonlariyla) dunyaya bazi seyler soylemek ve kendi istifademiz bakimindanbazi seyler hakkinda bizi aydinlatmak isteyen varliklarin ruhumuz kanaliyla imajlari (imgeleri) sinir sistemimize yansitmaya ve bunun icin de sinir sistemimizi usulu dairesinde hazirlamaya, yani fizyo-psikolojik kabiliyet ve imkanlarimizi genisleterek bize gelen imajlari organizma mikrofonu ile buyutup tebaruz ettirmeye ve ayni zamanda da onlarin tasimakta oldugu derin ve kapsamli manalari anlamaya ve tatbik etmeye calismakla mukellef bulunuyoruz. Iste yukselme ve tekamul yolu budur ve bu isler de bu yolda yapilir. Boyle yapildikca ruhumuzda yeni yeni inkisaflar baslar ve muhitimizle ve bilhassa hicbirimizin mevcudiyetini inkar edemeyecegi, icinde yuzdugumuz sonsuz bilinmeyenler alemiyle olan munasebetlerimizi daha iyi anlayabilmemizin imkani artar. Aksi halde kulagini seslere, gozunu renk ve sekillere karsi simsiki tikayan ve isittigi sesleri, gordugu manzaralari hice saymak aliskanliginda bulunan bir insanin etrafindan toplayabildigi seyler ne kadar fakirane olusa, kendi ruhumuzun nihayetsiz kudretleri ve kainatin sayisiz imkanlari hakkindaki bizim bilgimiz de o kadar iptidai ve zavalli bir durumda kalmaya mahkum bulunur. Asagi yukari bugunku manzara da budur.

Su halde icimize gelen her duyguyu, gordugumuz her ruyayi, karsilastigimiz her hadiseyi, nazari tetkikten gecirmeye, iyilik veya fenaliklarini arastirmaya ve butun bu musahedeler arasindaki munasebetleri bulmaya ve bilhssa bu oluslarin sebeplerini kesfetmeye cazlisirsak, bu hususta ilk karsilasacagimiz muskilattan sonra onumuzde muazzam bir kainatin genis ufuklar icinde tabaka tabaka acildigini ve kendimizin de orada bir kiymet ifade etmek durumuna layik bulundugumuz idrak etmeye baslariz.

Bu hususta luzumlu olan calismalarin usulleri ve egzersizleri nesriyatimizin konusu icindedir. Fakat daima arz ettigim gibi bunlarin kiymeti ancak aratiricilarin gosterecekleri iyiniyetle cehit ve gayrete baglidir. Bu uzun konuyu simdilik burada keserek okuyucularimla birlikte spatyoma girmek ve biraz da orada dolasmak istiyorum.

Eger bu kitaplari butun psisik, metapisisik ve spiritik konulari tetkik etmis ve kavramis bir okuyucu kitlesi icin hazirlamis olsaydim, bu konuyu burada acmaya gerek gormezdim. Fakat ozellikle son zamanlarda bu islerle yakindan alakali gorunen ve hatta kendilerini kompedan (uzman) zanneden bazi kisilerin de dahil oldugu buyuk bir arastirici zumresinin ruhlarla gorusmek meselesi karsisindaki henuz hazirliksiz durumu, bu isi ta basindan itibaren ele almanin geregini bizlere hissettirmektdir. Zira boyle yapilmadikca ruhlarla temas konusunda irdelemeye, muzakereye konu olusturan sureclerin, hadiselerin ve olgularin arzu edilir derecede verimli bir bilgi isigi altinda gorusulmesine imkan ortaya cikmayacaktir. Bundan dolayi ruhlarla gorusmek bahsine girismezden once ruhlar kimlerdir, konusu uzerinde durmak gerekiyor.

Ruh hakkinda, Ruh ve Kainat kitabinda izahlar verilmistir. Bu kitap, yuksekturkiyeidealikutuphanesi'nde mevcuttur. Onlari burada tekrarlayacak degiliz. Ancak uzerinde durdugumuz konulara okuyucularimizin hazirlanabilmesini saglayacak luzumlu bazi bilgileri burada belirmeyi faydali goruyoruz.

Ruh, dunyamizda ve madde kainatinda ancak maddi aracla (ornegin, beden; galasiler) tezahur zemini bulan tezahur zemini bulan etkin (muessir) bir kudrettir. Bu kudret devamli bir tekamul halindedir. Ve bu olgunluk da ruhun maddelerle olan munasebetinde mevcuttur. Bundan oturu onun bir taraftan geriye dogru uzanip simsiyah ufuklar icinde kaybolan karanlik, diger taraftan beser gozunun dayanamayacagi nurlu sahalarda ileriye dogru akip giden aydinlik hayat safhalari vardir. Geri hayat safhalarini sonuclandiran cehalet ve gorgusuzlukten dolayi beceriksizlik ve cocukluk haline karsin, gorgu ve tecrube ile gelismis kudretli ve yapici mlekelerin ruhta tezahuru onun ileri hayat safhalarini vasiflandirir.

Su halde ruhlar derece derece yukselerek birbirinden ayrilirlar. Acaba ruhlarin bu tekamul derecelerini belirten ozellikleri nelerdir? Bu buyuk soruyu su kisacik yazimizda kendi kendimize sormaz istemezdik, ancak onu ileride ele alinacak daha genis konular icinde mutalaa etmeyi arzulardik. Fakat medyomlugun bircok ince ve karanlik noktalarindan bir kismini aydinlatmak icin bu mecburiyete katlanmak mecburiyeti hasil oldu.

Her seyden once sunu arzedelim ki, ruhlarin huzurlarini, geri taraflarini, asagi duygu dusuncelerini yada meziyetlerini , ileri yeteneklerini, yuksek duygu ve dusuncelerini ogrenmeye calismakla, onlarin ancak bizimle temas noktalari bakimindan derecelerini ustunkoru belirleyebilmek imkanini buluruz.

Acaba bir arastiricinin boyle bir tasnife ihtiyaci var midir? Denilebilir ki, ruhlarla gorusmeye niyet etmis herkesin bu hususta az cok bilgiye sahip olmasi sarttir. Bu cihetin ihmalinden oturu zararlari baska yerlerde uzun uzudaya anlatacagiz.

Burada bazi okuyucularimizin aklina soyle bir fikir gelebilir : Goremedigimiz, duyamadigimiz, hatta mevcudiyetine bile nazlana nazlana inanmaya calistigimiz varliklarin ozelliklerine ve ruh hallerine dair cizilmis hayali bir semanin tatbikatta ne faydasi olabilir? Bu fikri bir itiraz olarak ileri suren aziz okuyucumun yerden goge kadar hakki var. Zira o goremiyor, duyamiyor ve nazlana nazlana inaniyor veya inanmiyor, Ama, ne yapalim ki, su bicare yazar dostunuzun da bunun aksini iddia etmekle yerden goge kadar hakki var. Zira o goremiyor, duyamiyor ve nazlana nazlanainaniyor veya inanmiyor. Ama ne papalim ki su bicare yazar dostunuzun da bunun aksini iddia etmekte yerden goge kadar hakki var. Cunku o da goruyor, duyuyor ve kendi varligina kendisini inandiran bilgi, duygu ve gorgu temellerine mustenit saglam bir inancla ruhlarin varliklarina ve onlari var edene inaniyor. Bu inanis ne telkinle, ne sadece arzu etmekle, ne isitmek ve gormekle, ve ne cennetin cekiciligi ve ne de cehennemin korkusu ile mumkun degildir. Bu, senelerce suren sabirli ve devamli bir calismanin, bir cesaretin, bir cabanin temin ettigi gorgu ve tecrubelerin mahsuludur. Sathi calismalarla elde edilemez. Fakat bir defa elde edildikten sonra artik kaybolmamak uzere ruhta, buyuk bir kiymet halinde mevcudiyetini daima hissettirir. Ben bunu butun okuyucularim icin temenni ederim.

SPATYOM HAYATINA BIR BAKIS
Simdi aklimiza su sual gelebilir: Acaba dunyada cari olan kaideler spatyomda da aynen mevcutmudur? Bu sorunun cevabini verebilmek icin evvelce baska yerlerde spatyom hakkinda nesredilmis kanaatlerimizi okuyucularimiza kisaca hatirlatmanin luzumunu duyuyoruz.

Spatyom bilgisi hakkindaki anlayis ve gorusumuzun baslangic ve bitim noktalari arasinda kalmak sartiyla, neo spirirualizma incelemlerina dayanarak, biz, oranin hayatini umumi goruste uc merhaleye ayirabiliyyoruz. Simdi bu merhalelelri suratle gozden gecirelim:

I- Insanlarin, olumu muteakip, tekamul derecelerine gore az cok devamli olarak gecirecekleri ilk merhaleyi biz ruhlarin kendiliginden tahayyul durumlarina ait bir devre diye kabul ediyoruz. Bu merhaledeki ruhlarin arasina klasik spiritlerin "tesevvus"(**) halinde " dedikleri ruhlarla, okuyucularimiza biraz sonra sunacagimiz ustat Allen Kardec'in(6/43) tasnif cetvelinde yazili ucuncu guruptaki, yani 10, 9, 8, 7, ve 6 nci siniflardaki ruhlari ve onu muteakip gene takdim edecegimiz Colette ve georges Tiret'nin tasniflerine gore (8/37) birinci, ikinci ve hatta kismen ucuncu mertebelerdeki ruhlari dahil edebiliriz. Asagida zikrettigimiz uc unsurun bir ararya gelmesi, bu merhaledeki ruhlarin umumi evsafini nitelendirmistir, diyebiliriz:

A- Bu merhalede bulunan ruhlarin bircok melekeleri henuz inkisaf etmemistir veya kapanik haldedir. Bu ortamda arastirici ve bulucu kudretleri uyuklama halindedir. Arastirmak ve bulmak; bir cehitle, bir fikri takile, sabirli ve sebatli bir calisma ile mumkundur. fakat bu isler herseyden evvel ruhun muhim bir kudretinin, muhim bir melekesinin yerinde ve yolu ile kullanilmasina baglidir. yani irade ne kadar butunlugune yakin mukemmmeliyet icinde kullanilirsa arastiricilik ve bulucuk kabiliyeti de o nispette tekamul etmis bir hal alir. Irade hayvanlarda bile mevcut olduguna gore, iradesiz hicbir insan ruhunun mevcudiyeti tasavvur edilemez. Ancak buarada muhim olan nokta, iradeye verilecwek istikametin suura layik olup olmamasi meselesi uzerinde toplanir. Hayvanlar bilmeden iradelerini kullanirlar. gene boyle bilmeden iradelerini kullanan insanlara biz, bir baklimdan hakli, bir bakimdan da haksiz olarak "iradesi adam" deriz. Buradaki mesele sudur: hayvanlardaki irade, icten gelen icgudulerle ve dis tesirlerden dolayi zorlamalarla adeta otomatikman istikamet alir. Bir orumcek icgudusule yuvasini yapar. Onun burada suuru ve su veya bu maksada matuf bir dusuncesi yoktuir. Zira bu iki meleke onun ruhunda henuz inkisaf etmis bir halde degildir. Binaenaleyh yuvasini ne kendisinin yaptiginin farkindadir, ne de onu ne maksatla yaptigini bilmektedir. Keza ayni orumcek, yuvsina takilan kucunk bir sinegin uzerine atilirken de bunu ne maksatla yaptigini, bu hayvani yakalamakla ne faydalar temin ettigini asla dusunmeden bu isi yapar. Bununla beraber onun yaptigi butun bu isler ancak kendi iradesinin faaliyete gecmesiyle mumkundur. Ama, bu irade istikametini orumcegin suurundan degil, icgudulerinden ve zorlamalarindan alir. iste boyle bir iradeye biz, kendiliginden irade diyoruz. Otomatik irade de denilebilir. Bu hal, insanlarda da gorulur. fakat otomatik irade ruh kapanikliginin bir vasfi olarak kabul edildigine gore, boyle bir iradenin suurlu iradeye ustunlugu bir insanda ne kadar tebaruz etmis bulunuyorsa onun ruhunun o kadar kapali ve realitesinin o kadar dar olduguna hakli olarak hukmedebiliriz.

Burada sunu arz edelim ki, bir insan, suurunun ve zekasinin erebilecegi seviyenin fevkindeki palanlardan gelen bazi ustun zorlamalarla ve ilhamlara tabi olarak da iradesine istikamet verebilir ki, bu hali evvelki ile karistirmamak icap eder. Zira bunlarda koru korune ve suursuzca degil, bilakis kuvvetli imanla o yuksek ilhamlara bagli bir suurun muvafakati ve mutabakati bahis mevzuudur ki, bu hali baska yerlerde ayrica mutalaa edecegiz.

Iste spatyoma yeni gecmis olan her ruhta evvela boyle bir "iradesizlik" hali, yani kendiliginden istikametini alan iradi tezahurat gorulur. Yalniz ilerlemis ruhlarda bu hal cok kisa, hatta bazen birkac dakikalik bir zaman kadar surer ve gecer. Fakat geri ruhlarda gerilikleri nispetinde bu ruh halini vasiflandiran merhale cok uzun ve hatta ekseriya o ruhun butun spatyom hayati boyunca devam eder. Boyle ruhlar kendilerini tamamiyle pasif hissederler. Etraflarinda bircok olaylarin cereyan ettigini gorurler, fakat bunlarin ekserisinin kendi taraflarindan, kendi iradesiyle husle getirilmis olmasina ragmen ne maksatla ve kimin tarafindan husule getildigi hakkinda onlarin hicbir malumati olmaz. (***) O ruhlar, sadece o hadiselerin icinde ister istemez ve tamamiyle pasif olarak suruklenip giderler. Cogu nahos ve istirapli olan bu imajlari onlar, disradan kendilerine zorla kabul ettiriliyormus gibi telakki ettiklerinden, onlardan kurtulmak icin beyhude yere mucadele edip dururlar. Halbuki bu zavallilar dusunemezler ve bilemezler ki, bu imajlar ancak kendi inanclarinin ve kendi iradeleriyle yapilmis imajinasyonlarinin bir hasilasidir. Ve onlarla mucadele ettikce o hadislerin mevcudiyetini busbutun kabul etmis ve onlarin realitelerine inanmis bulunmaktadirlar. Boyle yaptikca da bilmeden iradeleriyle onlarin hayatiyetini daha ziyade kuvvetlendirerek kendi uzerindeki tazyiklerini artirmaya muteveccih olan istikametlerine yol vermektedirler. Bu halde onlarin spatyomdaki istiraplarini ve azap, hatta iskence cekmelerini mucip olan hadisati daha kuvvetli olarak yasatmakta ve surdurmektedir.

Iste bu bahsin sonunda ayrica "tesevvus halinin suursuzlugu" diye acacagimiz bahiste de uzun uzadiya izah edecegimiz bu karisik ruh halinin amillerinden birisi bu otomatik iradedir. Bu halde faaliyet gosteren bir varlik suursuzdur ve daha tuhafi saskindir.

B- Ikinci unsur, gene yukaridakine bagli bir ruh kapanikligi ile tebaruz eder. Biliyoruz ki, imajinasyon irade ile baslar, irarade ile biter. Iradesiz imajinasyon mumkun degildir. halbuki en geri insan varliginda bile imajinasyon melesi az cok inkisaf etmis bulunmaktadir. iste bir ruhun imajinasyonu temin eden iradesi eger otomatik bir irade ise o imajinasyon, o ruh icin yabanci menseli kalir ve o kendi imajinasyonu mahsulu olan imajlari disradan, yabanci kaynaklardan geliyormus gibi zan ve kabul eder. Bu tipki kalbinin hareketleri kendi ruhunun kudretiyle vukua gelen bir insanin bunu takdir edemeyip onun kendi iradesi disinda bir kuvvetin tesiriyle hareket ettigine inanmasina benzer.

Bu husuta insanlar cok tuhaftirlar. Ufak bir cehit sarfiyla kolayca ogrenebilmeleri mumkun olan bazi hakikatleri -sirf kendilerini itiyatlarina baglayan tassuplari (bagnazliklari) yuzunden bilmemekte israr edip dururlar ve bundan da gene kendilerinden baska kimse bir sey kaybetmez.

Ornegin, bazi insanlar kendi ruhlarinda cereyan eden en goze batici hadiseler hakkinda bile hic olmazsa yabanci bir varlik gibi uzaktan dahi kucuk bir ilgi gostermek kudretinden yoksundurlar. Boyleleri, mesela, ruya, telepati, dusunce intikali, onsezi gibi bilhassa gelecek spatyomm hayatlarinin adeta birer parcasi halinde olan irade ve tahayyule iliskin bir suru diger ruhsal tezahuratla ve bu tezahuratin husulunde rol oynayan yuksek ruh melekeleri ile mesgul olmaktan cekinirler, kacinirlar. ve bunun yerine sirf maddi olduklari icin kiymet verdikleri -belki de yuksek ruh melekelerinden birirnin veya birkacinin inkisafi aleyhindeki- bazi arzu ve temayullerine butun suurlarini baglarlar. Iste spatyomda ruhun en buyuk yardimcisi olan boyle yuksek melekelerini dunyada iken inkisaf ettirememek gafletini gostermis insanlarin olumden sonra girecekleri ilk spatyom merhalesinde kullanmaya aliskin olmadiklari bu melekelerinin bir kismindan uzun muddet istifade edememmeleri ve diger kismindan da ancak suursuzca faydalanmalari kadar tabii bir sey tasavvur edilemez. Ve sonunc u kisma giren tahayyul melekesinin de boyle suursuzca kullanilmasi, ruhun spatyomdaki istirap sebeplerinden bazilarini teskil eden sonucu dogurur. Ruh ve Kainat kitabinbin spatyom bahsinde bu, bazi misaller ile kafi derecede izah edilmistir. Ayrica onalri burada da diger misaller eklenecektir.

Su halde ne kadar geri olursa olsun insanlik mertebesinin muhimmbir vasfi olan tahayyul melekesinin, hele serbestlesmis bir ruhta, suursuzca ve otomatik halde dahi olsa faaliyete gecmesi zaruridir. iste bgu zaruretin bir neticesi olarak kendiliginden tahayyul kudertiyle vuku bulasn objektifd ve subjektif utun imajlar sanki disardan geliyormus, sanki kendi iradesinin disinda cereyan ediyormus gibi bu ruhta aldatici duygular uyandirir ve boylece, bilmeden vicdanindan kopup gelen iyi kotu seylerin hadisler halinde icinde yasanmasindan dolayi buyuk bir saskinlik duyar ve bu da -ilk zamanlarda- bu acemi varligi karmakarisik (tesevvuse dusuren) ve istirapli duruma sokan muhim bir unsur olur. Klasik spiritlerin bu haleti ruhiyeyi "tesevvus hali" diye tasvir etmelerinde bu bakimdan bhuyuk bir isabet vardir. Zira mesela, bir katilin dunyada isledigi suca gore kendisinde husule gelmis olan butun kotu ruh hallerini vicdaninin zorlamalri, tahayyul yolu ile en korkunc, en canli ve dokunakli sekiller, renkler, sesler gibi bir suru imajlar halinde kendi muhitinde canlandirir. ve o zaman bu zavalli varlik, dunyada, bizzat kendi yarattigi bazi imajlari realite zanneden timarhanelik bir delinin intibaksizlik ve istirap hallerini butun ciplakligi ile gosterir.

C- Ucuncu unsur, spatyoma yeni intikal etmis insanlarin dunyadan henuz yeni ayrilmis olmalri neticesinde buraya ait, yani maddi iliskilerle ilgili bir suru goreneklerde4n, itiyatlardan ve arzulardan kendilerini kurtaramamis olmalari ve bunlari ruhlarinda, oralarda da devam ettirmeleridir. Dunyadan getirilen bu luzumsuz unsurlar, maddelr, degerler ruhlarin maddeye baglilikarina ve tekamul derecelerine gore, ya cok kisa zamanda defolurlar veya uzun zaman, hatta ikinci bir enkarnasyon muddetinin girisine baslangicina kadar ve hatta muhtelif spatyom hayatlarinda devam eden ryuuhun korkunc bir istirap kaynagi ve cekilmez bir bas belasi olarak surup gider.

iste obur aleme gecince geri ruhlarda uzun zaman surup giden bu yukarda saydigim uc zararli unsurun ruhta bir araya gelmesi, spatyomun neo-spiritualizmaya gore ayrilmis birinci merhalesindeki varliklarinin ruh hallerine ait umumi evsafini gosteren semayi kolaylikla cizmemizde bize yar5dim edebilr. Yukarki unsurlarin bir araya gelmesinden dolayi ruhi hallerin cewsitlerini dusunup buldukca boyle geri mintiklalarda uzun muddet surunup duran zavalli varliklarin cektikleri istiraplar hakkinda acik fikirler edinmek mumkun olur. ve yukarida soylenen sebeplerden dolayi bu yoldaki zihni arastirmalar esnasinda gosterilecek cehitlerin de insan ruhu icin ayrica muhim bir kazanc ve istikbale muteveccih bir hazirlik oldugunu anlatmaya luzum kalmaz.

Demek ki, bu merhalede bulunan ruhlarin genel durumlarini soylece hulasa edebiliriz: Bu ruhlar bir taraftan, dunyadaki kotu fiil ve niyetlerinin vicdanlarinda cizmis oldugu sarsici ve ezici intibalari hamildirlar; diger taraftan da yersiz ve tatmini imkansiz maddi ihtiraslarin, arzularin ve itiyadlarin birbirine zit tesiri altinda kendi kendine harekete gecen tahayyul melekesi spatyoma yeni gecmis bir varligin oradaki alemini azcok uzun bir zaman icin yaratmis olur. Ruhlarin gecirmesi lazim gelen bu merhaleye biz spatyomun kendiliginden tahayyul devresi diyoruz.

Aliskanliklarin ve vicdani zorlamalarin kuvvedtlerini kaybetmeleri nispetlerinde ruhun suuru acilir, suur acildikca da kendiliginden olan tahayyul, suurlu tahayyul haline intikal ederek ikinci merhaleye gecilir. Fakat her yerde oldugu gibi bu gecis de keskin hudutlarla olmayip tatli tedrici bir seyirle olusur.

II- Spatyomun, neo-spiritualizmaya gore birinci merhalesini takibedeb merhalelerindeki ruhlarin durumlari ve evsafi bu yuksek merhalelerde onlarin inkisaflari vaki oldukca, bizim fehim (anlayislilik) ve idrakimizden, maddi ve manevi anlayis kabiliyetlerimizden ve butun kavrayis imkanlarimizdan cikip uzaklasmaya baslar. Zira buradan itibaren ruh kendini bulur, etrafiyla olan munasebetlerini tanimaya baslar ve azcok kesfolunmus ruh melekelerini gittikce daha buyuk serbestlike kulanabilir. Bu bile bile kullanilacak duruma gecirdikleri kudretleri arsinda yahaayyul melekesi de vardir. iste bu sebepten dolayi spatyomun bu mintiklarina suurlu tahayyul merhalesi diyoruz. (5) Bize gore, Allen Kardec'in tasnif cetvelinin ikinci gurubundaki, yani besinci, dorduncu, ucuncu ve ikinci siniflarindki ruhlarla, Colette ve georges Tiret'in takdim ettikleri cetvelin ucuncu ve dorduncu siniflarindaki ruhlar bu merhalenin varliklaridir.

Bu merhaledeki ruhlarin butun evsafini mutalaa etmek insanlar icin mumkun olmamakla beraber, onlarin muhtelif kaynaklardanbilgi sahamiza aksettirilen bazi hususiyetlerini goz onunde tutarak anlayabilecegimiz birkac bariz vasfini su cumleler icinde toplayabiliriz: Bu merhaledeki ruhlar; inkisaf yolundaki yuksek kudret ve kabiliyetlerini, kazanmis olduklari kiymetleri ve etraflariyla kendi varliklari arasindaki munasebetleri illiyet (determinizm) prensibi isigi altinda gorup takdir etmeye baslamislardir. Bu sebepten dolayi bunlarin spatyomdaki en muhim mesgalelerini bizzat kendileri ve kendilerinin muhitiyle olan munasebetleri hakkindaki mevzular uzeeinde arastirmlarda bulunmak, yani birtek kelime ile: Kendilerini bulmaya calisamak teskil eder. Demek ki, burasi, ruhun kendisini bizzat suuruyla yetistirmeye, daha dogrusu evren olaylariyla ilgili olarak kendi hayatlarini planlamaya basladigi ilk yuksek merhalelerden birisidir.

Yukari ki sozlerden sonra bu merhalenin bilhassa ilk kisimlarindaki varliklariyla temasta bulunacak spiritlerin dikkat etmelerri lazim gelen bazi noktalar uzerinde durmak icap eder: Bunlarin sozleri ve ifadeleri samimi omakla beraber daha ziyade indi ve sahsidir. ve boyle sahsi ve zati intibalara dayanan bilgiler, bugunku dunyamizin azcok yukselmis dusunce seviyesindeki varliklarini her noktasinda henuz tatmin edici bir sumul gostermeyebilir. Zira bunlarda alemsumul (evreni ilgilendiren) munasebetlere dair yuksek bilgiler henuz luzumu derecesinde tekamul etmemistir. Binaenleyh butun bilgileri kendilerinin ve kendileriyle muhitleri arasindaki munasebetlerin hududdunu tecavuz edemez.

suphesiz bu varliklarla temastan edilecek istifade bilhassa moral sahalarda pek buyuk ve kiymetli ve bugunku beseriyet icin de cok sayani arzu olabilir. YYalniz, alemsumul bir ilim mevzuuna iliskin yuksek ruhi komnularin miutalaasinda sadece bu ruhlardan alinacak bilgilerin bugunku fikri ve tecrubeye dayanan ilmi durumumuz karsisinda umulan faydalariyla beraber ekseriya hatadan korunmus olmadiklarini da her an goz onunde tutmak lazim gelir.

iste bu ciheti takdir edemeyen bazi tecrubesiz muarizlarimiz muhtelif spiritizma topluluklarinca alinbmis tebligatin bazan birbirini tutmayisini veya birbirni nakzedisini -bu bilgisizlikleri yuzunden- ruhlarla insanlar arasindaki irtibat (bag kurma) imkani aleyhinde bir silah olarak kullanmak gafletinde bulunmuslardir.



III- Bu derceye yukselmis ruhlarin teskil ettigi ucuncu merhale


Ruhlarla temas kurmak ve onlardan bir takim bilgiler almak icin oyle pek buyuk bilgiye ve teknige gerek yoktur. Bir masa basinda yalan yanlis ruh davetini becerenler coktur. Karsimiza cikan hassas bir kimseyi az bir bilgi ve tecrubeyle uyutmak mumkun olabilir. Meselenin karmasik yonu bundan sonra cikar karsiniza: ruhsal varligi - bedensiz varligi davet ettiniz, hassasi suni uykuya soktunuz, sonra ne yapacagiz?

Bir ruhla karsilasmak veya uyuyan bir insanin karsisinda bulunmak eger sadece o ruhu gozlemek yada o insanin uykusunu seyretmek icin ise buna harcanacak en kucuk bir emege bile yazik olur. Bu seyretme meraki bir kac deneyden sonra tatmin edilir ve is de biter. Hele eger bir insan bunu, baskalarina karsi bir gosteris veya marifet diye veyahut da herhangi bir cikarini temin etmek maksadiyla yapoiyorsa, simdiden belirtelim ki, bi is tasavvur edilen faydayi degil, akillarda bile olmayan zararlari ve belki de felaketleri gerektireblir ki, bu haller de geneaz cok kisa bir zamanda deneylerin ya kesilmesine veya soysuzlasmasina sebep olur.

ilahi yasalar altinda insani yuksek fikirlere goturen iyiyi, dogruyu ve guzeli bulmak askiyla acele etmeden, menfi tesir ve dusuncelerle telasa dusup heyecana kapilmadan ve ozellikle yorulmadan calismak bilimsel ve tatbiki tahliller, deney butunlugune ve acik dayali bilgi ise arasinda saglamlik ve eminlik acisindan


(**) Karisiklik - kendini, yerini, durumunu bilememe.
(***) Bir nevi tesevvus.



(*)

Dünden Bugüne İletişim Araçları

" M.Ö 3000 civarında Mısırda HİYOROGLİF adı verilen yazı sistemi bulundu. Bu yazılar insan hayvan ve eşya şekillerinden ve bazı sembollerden oluşmaktaydı
" M.Ö 1300 Civarında Mezopotamyada ( Bugünkü Suriye ve Irak toprakları) ilk alfabenin kullanıldığı bilinmektedir
" M.S 1045 Mısırlılar tarafından bulunan papirus adlı kağıdı geliştiren çinde ilk kez Pi CHENG adlı mucid matbaa harflerini icad etmiş ve kitap basmıştır. Daha sonraları 1645Avrupada Guttenberg adlı mucit matbaa makinasını icad etmiştir.
" 1820 yılında Danimarkalı OERSTED adındaki bilim adamının elektromanyetik akımı keşfetmesiyle günümüzde kullanılan modern iletişim araçlarının temel çalışma prensipleri doğmuştur
" 1826 da günümüzde en yaygın iletişim araçlarından biri olan Fotoğrafı Fransız NIEPCE tarafından bulmuştur.
" 1936 da İngiliz Cooke ve arkadaşı elektrikli telegrafı icad ettiler.
" 1843 de Amerikalı li bilim adamı kendi adı olan ve (.) ve (-) lerden oluşan MORS alfabesini icad etmiştir. Böylece Fransızcada Uzaktan yazma denilen Tele-Graph : Telgraf aleti herkes tarafından kolay kullanılır hale gelmiştir.
" 1867 yılında Amerikalı politikacı ve mucit SHOLES ilk daktilo makinasını icad etmiştir. Bu makina yazıyla iletişimde devrim yaratmıştır.
" 1876 Yılında Amerikada sağırlar okulunda öğretmenlik yapmakta olan ve bu arada ses üzerine araştırmalar yapan İskoçya asıllı araştırıcı A.Graham BELL elektrik telleri üzerinden ilk insan sesini iletmeyi başarmış ve bu aletin adına Tele-Phone : Telefon yani uzaktan konuşma adını vermiştir. BELL ile yardımcısı Watson arasında 10Mart 1876 da odadan odaya gerçekleşen bu buluş modern iletişimin başlangıcı sayılmaktadır.
" 1877 yılında Amerikalı araştırmacı EDİSON FonoGraf denilen ve ses kaydetmeye yarayan ilk aleti icad etmiştir. İlk kez köpeğinin sesini kaydettiği bu cihaz günümüzde kasetçalarların ve CD çalarların temelini yaratan buluş olmuştur.
" 1894 de Fransız LIMUERE kardeşler İlk sinama makinasını icad etmişlerdir. Böylece görüntünün kayıt edilmesi, saklanması ve yeniden gösterilmesi imkanlı hale gelmiştir. Bu buluş iletişimde devrim sayılmaktadır.
" 1896 yılında İtalyan MARCONİ ilk mors alfabesiyle yaptığı Radyo yayınını başarmıştır. ( daha sonra 1901 de ilk okyanus aşırı radyo yayını yapılmıştır . 1907 Yılında ise kanadalı FESSENDEN adındaki bilim adamı insan sesiyle ilk radyo yayınını yapmıştır.)
" 1922 yılında KORN adlı Alman bilim adamı elektrik tellerinden fotograf gönderebilen ilk fax makinasını icad etmiştir.
" 1926 yılında Logie BAİRD adındaki iskoçyalı bilim adamı insan yüzünün görüntüsünü radyo dalgalarıyla çok uzaklara gönderebilen ve Tele-Vision: Televizyon denen ve uzaktan görme anlamına gelen aleti icad etmiştir.
" 1936 yılında İngilterede İlk kez siyah beyaz TV yayınları BBC tarafından başlatılmıştır.
" 1938 yılında CARLSON adındaki Amerikalı bilim adamı PhotoCopy :Fotokopi cihazını icad etmiştir.
" 1946 yılında Amerikalı J.ECKERT ve arkadaşı MAUCHLY adlı bilim adamları askeri amaçlı hesaplar yapmak için dünyanın ilk bilgisayarını icad etmişlerdir. ENİAC adını verdikleri bu bilgisayar 30 ton ağırlığında ve 4 apartman dairesi büyüklüğünde olup içinde 18 000 elektronik tüp (Lamba) bulunmaktaydı. Bu alet günümüzde kullanılan modern bilgisayarların babası sayılmaktadır.
" 1962 yılında Amerikalılar dünyanın ilk iletişim uydusu olan TELSTAR'ı uzaya fırlatmışlardır. Bu uyduyla kıtalar arası Telefon konuşmaları Telefax Telex haberleşmeleri ve TV -Radyo yayınları yapılması olanaklı hale gelmeiştir
" 1970 li yıllarda Amerikada üniversiteler arası bilgi iletişiminde kullanılmak üzere ARPA denilen yeni bir iletişim sistemi gerçekleştirilmiştir. Bu sistemle ayrı şehirlerdeki bilgisayarların birbirlerine bağlanabilmeleri mümkün olmuştur. 1974 de bu iletişime standart getirilmiş ve adına TCP/IP protokolu denmiştir. Ayni yıllarda Amerikada IBM şirketi bilgi depolamada ve bunun farklı makinalarda kullanılmasını sağlayan ve Floppy denilen disketleri acad etmiştir.
" 1981 Amerikada IBM şirketi İlk kişisel bilgisayar denilen ve bugün iletişimde devrim sayılan ve PC adını verdiği bilgisayarı üretmeye beşladı
" 1982 de Hollandalı PHİLİPS ve Japon SONY şirketleri Compact Disk ( CD ) denilen aleti üretmişlerdir Bu cihazlar çok düşük seviyeli LAZER ile çalışmaktadırlar
" 1983 de Amerikalı MikroSoft firması günümüzdede hala kullanılmakta olan ve iletişimde çığır açan Windows adını verdiği yazılım sistemini icad etmiştir.
" 1985 yılında amerikada kullanılmakta olan ARPA iletişim sisteminin adı INTERNET adıyla değiştirilmiştir. İnternet bilgi otobanı anlamına gelmektedir.
" 1990 yılında yaşadığımız çağa adını veren ve iletişimde bu gün son nokta olan WWW yani world Wide Web icad edilmiştir.

" 1986 ABD National Instruments firması LabVIEW adı altında GUI tabanlı bir endüstri yazılımı yaratıldı

(*) (* kutuphanemiz`de mevcuttur)

http://groups.yahoo.com/group/YuksekTurkiyeIdeali/



MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLARININ MESAJIDIR:

Bugün, Atamızla aynı iman ve katiyetle söylüyoruz ki,

Milli ülküye, herşeye rağmen tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milleti 'nin (ne mutlu Türküm diyenin) büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla süphemiz yoktur ki, hızla inkişaf etmekte olan Türklüğün unutulmus büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, yarının yüksek medeniyet ufkundan yeni bir günes gibi doğacaktır!

Ne mutlu Türküm diyene!.





Bunları Biliyor muydunuz?

Bunları Biliyor muydunuz?

* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün... Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,

* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...