CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR

CHP nin Y-CHP ye dönüştürülmesi | Malumun ilanına kızılca kıyamet 29.04.2026 09:20 —- Prof. Dr. Nur Serter

Prof. Dr. Nur Serter 

Malumun ilanına kızılca kıyamet 29.04.2026 09:20 

Geçtiğimiz günlerde, CHP’nin eski Parti Meclisi üyesi Buket Müftüoğlu, Kızılcagün Platformu Panelinde “Siyaset ve Etik” konulu bir konuşma yaptı. Konu ile bağlantılı örneklemeler yaparken 2009 yılında yaşadığı bir olayı anlattı. O günlerde başlayan “Andımızın kaldırılması” operasyonuna, Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği, “Andımızın kaldırılmasını onayladığına” yönelik sözlerini aktardı. Kılıçdaroğlu olayın yaşandığı günlerde henüz CHP Grup Başkanvekiliydi. Anlattıkları hiç de şaşırtıcı değildi, malumun ilanıydı. 13 yıllık genel başkanlığı sürecinde CHP’den bir Y-CHP yaratma girişimi kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşmişti. Buket Müftüoğlu’nun anlattıkları, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi “CHP’sizleştirme” girişimleri içinde sadece küçük bir nokta kadar yer tutuyordu. Ancak Kızılca kıyamet koptu. Haber köpürtülerek bir sosyal medya linçine dönüştürüldü. Hatta Kılıçdaroğlu’nun avukatı hakaretler içeren bir mesaj paylaşarak, dava açacaklarını bile duyurdu. Genel Başkanlığının ilk yıllarında kendisini hedef alan en ağır iddia ve eleştirileri “olgunlukla” karşılayan Kılıçdaroğlu’nu bu kadar öfkelendiren neydi? Acaba giderek yakınlaşan mutlak butlan davasının sonucunda yeniden CHP Genel Başkanı olma beklentisine bir engel olarak görmesi miydi? Bir imaj tazeleme ihtiyacında iken, yeniden CHP’yi CHP’siz bıraktığının hatırlatılması mıydı? Ancak bu örgütlü trol saldırılarına aşina olmuş kişiler olarak, saldırı, tehdit ve hakaretlerin Gerçek CHP’lilerin hafızalarını da tetiklediğine kuşku yoktur. 2007-2015 yılları arasında CHP Milletvekili, PM üyesi, hatta Deniz Baykal döneminde MYK üyesi olarak görev yapmış bir kişi olarak, CHP’nin, Y-CHP’ye dönüşümünün acılarını yaşamış olmam, kuşkusuz benim hafızamı da tetikledi. CHP’nin kapatılarak bir Vakfa dönüştürülmesini isteyenlerin, CHP’li olmadıkları için milletvekili yapıldıklarını söyleyenlerin, CHP’yi statükocu, faşist, çağdışı ilan edenlerin, 6 Ok’u yeniden yapılandırmaya hatta yeni oklar eklemeye çalışanların, Atatürk’e “soykırımcı”, Ulusalcılara “kafatasçı” diyenlerin üşüştüğü ve övülerek koruma altına alındığı bir Y-CHP inşa edildi. Yeni CHP’nin destekçileri arasında kimler yoktu ki! Örneğin Kılıçdaroğlu’nun en içten destekçileri arasında yer alan Nagehan Alçı, eski CHP’yi Vatikan yapısı ile özdeşleştirdi. Murat Yetkin “betonarme olmuş yaşlılar iktidarı olarak yorumladı”. Kimi danışmanları “fosilleşmiş CHP algısından” dem vurdu ve dönüşümün sağlaması ve belli isimleri değiştirmesi övgü ile anlattırıldı. Kılıçdaroğlu, CHP’nin tarihsel geçmişini karalamayı temel bir yöntem olarak belirledi. Örneğin 11.Mart. 2012’de Habertürk’te yer alan Serdar Turgut, yazısında Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeyi şöyle paylaşıyordu; “AKP iktidarına karşı mücadele ederken bazen kendimi 1940’ların CHP iktidarına karşı mücadele ediyormuş gibi sayıyorum. Çünkü AKP iktidarı aynen 1940’lar CHP iktidarının koşullarını yarattı.” Haziran 2014’te ise Diyarbakır’da Toplumsal Araştırma Merkezi’nin (DİTAM) toplantısında; “ Bizi hala 1930’ların ve 1940’ların CHP’si olarak görmeyin. Biz değişiyoruz. Yeni şeyler söylüyoruz. Demokrasiyi, özgürlüğü savunuyoruz. Çağdaş dünya ile bütünleşmek istiyoruz. Eski CHP değil, dünya değişti, biz de değiştik” diyordu. Acaba 1930’lı yılların CHP’sinin tüm dünyanın övgüyle izlediği, tarihimizin en başarılı dönemlerine imza attığını bilmiyor muydu? Her fırsatı CHP’yi kötüleyerek değerlendirme konusunda uzmanlaşan Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adaylığına hazırlanırken zoom üzerinden muhafazakar aydınlarla da buluştu. Onlara, “ Siz kendinize muhafazakar diyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Asıl muhafazakar olan CHP, çünkü değişime direniyor” sözleriyle DEVRİMİN PARTİSİNİ yerden yerden vuruyordu. CHP’nin geçmişini yerden yere vurmak, kazanılan başarıları inkar etmek yetmemişti. CHP’nin ideolojisinin de değersizleştirilmesi ve bu yöntemle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel değerlerinin etkisizleştirilmesi de portföyünde yer alıyordu. Atatürk, CHP’yi ve çağdaş Türkiye’yi 6 temel kolon üzerine inşa etmişti. 1924 Anayasasında da ilkeler güvenceye alınmıştı. Ancak iki temel taşıyıcı kolon vardı ki, bunlar aslında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kimliğini taşıyordu. Laiklik ve Ulus Devlet/Üniter Yapı Kılıçdaroğlu’nun ilk icraatı bu kolonlara yüklenmekle başladı. 2008 yılında “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan” dolayı kapatılmaktan kıl payı kurtulan ancak ceza alan AKP’yi akladı. 22 Eylül 2010’da Berlin’de kendisine sorulan soruyu; “Ben bugün için laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum…Din adına özgürlükleri daha da genişletmek gerektiği görülüyor”diye yanıtladı. 21 Eylül 2010’da ise Akşam Gazetesine yaptığı açıklamada “ Cemaatlere saygılıyım. İnsanlar Nurcu ya da Süleymencı olabilir. Tarikat zaten yol demektir. Belli yolda bir araya gelen insanlar inançlarını paylaşıyorlar” dedi. İlerleyen süreçlerde “utangaç laiklik” savunmaları devreye girdi. Laiklik tanımı kırpılarak, “inançlara saygılı olmaya” indirgendi. Anayasanın 24. Maddesinde yer alan “Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen dahi olsa din kurallarına dayandıramaz” hükmü ve laikliğin din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını öngören altın kuralı yok sayıldı. Milli Eğitim Sistemini tepeden, tırnağa değiştiren, laik ve bilimsel eğitimi, Eğitim Birliği Yasasını ortadan kaldıran 4+4+4 sisteminin TBMM’de görüşülmesi sürecinde, milletvekillerine bir uyarı iletildi. Grup Başkan Vekili Muharrem İnce Genel Başkanının talimatı olarak yasanın görüşülmesinde “laiklik vurgusu” yapılmayacağını, tek tek dolaşarak tebliğ etti. Kılıçdaroğlu’nun himayesine alınan türban, Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Yargı Organlarının kararları yok sayılarak meşruiyet kazandı. 2008 yılının Şubat ayında, TBMM’de kabul edilen türbanla ilgili Anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesine taşıyan ve iptal ettiren CHP’nin, İptal gerekçesi altında; Önder Sav, Kemal Anadol, Hakkı Suha Okay’la birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun da imzası vardı. Sadece imzası yoktu, Anayasa Mahkemesinin kapısında çekilmiş fotoğrafı da basında yer almıştı. Kılıçdaroğlu yıllardır siyasi bir simge olarak kullanılan Türban bayrağını, AKP’den devralmak istemişti. Böylece iktidar olacağına inanmıştı. Ne anaokulunun türbanlı bebekleri, ne türbanlı hakimler, subaylar, polisler, milletvekilleri umurunda bile değildi. Milli Görüşçü Mehmet Bekaroğlu, 5-6 Eylül 2014 ‘te yapılan Olağanüstü Kurultay’da Kadın Kotasından PM üyesi seçilmiş ve Kılıçdaroğlu tarafından Genel Başkan Yardımcısı yapılmıştı. Sicilinde Atatürk’e “Kefere Kemal” demek vardı. Ancak kolları sıvayıp, CHP’yi CHP’sizleştirme çalışmalarına başlamıştı. Milletvekillerine 22 sayfalık mektup göndererek, Altı Ok’u hedef aldı. Anayasadan laiklik ilkesinin çıkarılmasını, Türk Milleti yerine “Türkiyelilik “ kavramının kabul edilmesini, Kürt sorununun “özerklik” ile çözülebileceğini, CHP’nin örgütleri ve örgüt üyeleri ile değişerek daha muhafazakar bir kitlenin görev almasını hatta kullanılan Türkçe’nin bile değişiminin gerektiğini anlattı. Bu hadsiz açıklamalara karşın Kılıçdaroğlu, Habertürk’te ( 23.6.2016) kendisine bu konuda sorulan soruyu şöyle yanıtladı; “Şimdi Bekaroğlu bir rapor yazdı diye onu alıp da eleştirmek kadar haksız bir şey olamaz. Yani PM’de kabul edilmiş bir rapor değil. Her milletvekili bana her gün, pekçok milletvekilimizin görüşü gelir….” Ne kadar mükemmel bir yanıt değil mi? CHP hiçbir dönemde Kılıçdaroğlu döneminde olduğu kadar sahipsiz bırakılmamıştır…. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce, el yükselterek, türbanın yasa çıkartılarak güvenceye alınmasını bile istemişti. ARAMA TOPLANTILARI Genel Başkan olur olmaz TESEV ile Arama Toplantılarını başlattı. Yeni baştan inşa edeceği CHP için SOROS Vakfının desteklediği TESEV’i kılavuz olarak belirlemişti. Toplantıların ilki 10 Ekim 2010’da İstanbul Swiss Otel’de yapıldı. Neo-liberal, ikinci cumhuriyetçi, uniter yapı ve ulusalcılık düşmanı takım, yeni CHP’yi dizayn edecekti. CHP, 87. Kuruluş yıldönümünden bir ay sonra, kuruluş ilke ve değerlerinden ayıklanarak Türkiye’nin İkinci Cumhuriyetini yapılandıracak parti olarak ameliyata alınmıştı. O günlerde Kılıçdaroğlu’nun TESEV’in kurucu üyeleri arasında yer aldığı iddiası gündeme düştü. İddiayı en somut biçimde açıklığa kavuşturan Barış Yarkadaş oldu, Yarkadaş; “Kılıçdaroğlu, Açık Toplum Enstitüsü SOROS’un desteklediği TESEV’in 183 no’lu kurucu üyesidir” açıklamasını yaptı. CHP bu iddiayı şöyle yalanladı; “… Gerçek Gündem’in CHP örgütüyle, CHP’deki gelişmeler konusundaki haberleri ve yorumları asparagastır.” Ancak haber doğruydu… Doğrulayan da Kılıçdaroğlu oldu… Arama Toplantıları CHP’nin Kürt Sorunu ile ilgili yenilenme ihtiyaçlarına da yeni yol ve yöntem belirlemesine katkı yaptı. 2011 SEÇİM BİLDİRGESİ ve AÇILIM 2011 Seçim Bildirgesinde Y-CHP kendini göstermeye başlamıştı. Seçim sloganları, seçim müziği değişmişti. CHP ideolojisinden arıtılmış sloganlar sokaklarda yankılanıyordu. Y-CHP; “Kürt yurttaşların kimlikleri önündeki engeller kaldırılacak, Dersim arşivleri açılacak” vaadinde bulunuyordu. Hatta Tunceli Mitinginde “ Toplumsal mutabakatla doğudan batıya, kuzeyden güneye özgürce genel affın yolu açılsın” diyerek Öcalan’a göz kırpıyordu. 31 Mayıs Diyarbakır Mitinginde ise Kılıçdaroğlu halka şöyle sesleniyordu; “Yeni CHP daha özgürlükçü, daha demokrat bir CHP’dir. Geçmişimizle yüzleşeceğiz. Her insan “eşit yurttaşlık” temelinde beraber olmalı. Yerel Yönetimlere özerklik şartını mutlaka getireceğiz.” Aslında turpun büyüğü Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu tarafından hazırlanarak tüm PM üyelerine CHP Yönetimi adına dağıtılan Rapordaydı. Raporun adı : “Türkiye’nin Kürt Kimlikli Vatandaşlarının Hak ve Özgürlük Talepleri ve CHP’nin Çözüm Yaklaşımları” idi. Çözüm önerilerinin ilk sırasında • “Yeni Demokratik-Özgürlükçü Anayasa ve Eşit Yurttaşlık” yer alıyordu. Öcalan’ın da önerileri arasında yer alan bu maddede “eşit yurttaşlık” Anayasada Türk ve Kürt kimliklerinin ikili bir yapı içinde yer almasıydı. • İkinci öneri ise Geçmişle Yüzleşme, Hakikatleri Araştırma Komisyonlarının kurulmasıydı. Türkiye’nin Dersim ve Sözde Ermeni Soykırımı ile yüzleşmesi amaçlanıyordu. • Bir diğer madde ise Kültürel Haklar ve Anadilde öğretim idi. CHP’nin Anayasada yer almasını istediği vatandaşlık tanımında Türk Vatandaşlığı yoktu. Raporda şöyle yazılmıştı; “Kürt kimlikli vatandaşlar açısından yeni anayasada yer alması gereken en önemli başlık; etnik kimlik/ inanç/ siyasi düşünce vurgusundan arındırılmış, neutral bir vatandaşlık tanımıdır…. Yeni Anayasada etnik kimlik vurgusuna yer verilmemelidir. “Türk Milleti” kavramındaki “Türklük”, CHP tarafından etnik kimlik olarak kabul edilmişti. • Yeni idari yapılanmanın ise Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Kriterlerine uygun hazırlanması öneriliyordu. Yani yerel yönetimlerle, özerkliğin kapısı aralanıyordu. YENİ ANAYASADA TÜRKİYE CUMHURİYETİ YURTTAŞI Kılıçdaroğlu 9 Mart 2012’de Ali Kırca’nın sorularını yanıtlıyordu.; “Biz Anayasada etnik kimlik tanımı yapmayacağız, yapılmamalıdır. Biz bir İMPARATORLUKTAN KURDUK CUMHURİYETİ. Biz bir üst kimlik tanımı yapacağız, alt kimliklerin tümüne de saygı duyacağız”. Ali Kırca’nın sorusu üzerine de üst kimlik tanımını açıklıyordu; “Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı” Böylece Yeni CHP’nin Genel Başkanı, Atatürk’ün Partisini PKK’nın siyasi uzantıları ile paralel bir noktaya taşıyor, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Halkına Türk Milleti denir” tanımını çöpe atıyor, ruhumuzdan fışkıran “ Ne mutlu Türküm diyene” haykırışını yasaklıyor ve CHP’nin kuruluş ilke değerlerini yok sayıyordu. Yazının başında aktardığım olaya dönelim; Buket Müftüoğlu’na Andımızdan duyduğu rahatsızlığı aktardığı anları anımsayalım. Türk olmayı etnik bir kimliğe indirgeyen Kılıçdaroğlu, “TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM diye başlayıp, “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” SÖZÜYLE SONLANAN ANDIMIZDAN RAHATSIZLIK DUYMAZ MI? Elbette duyar, bu nedenle de andımız 2013’de kaldırıldığında CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada konuyu geçiştirmiş, hafifletmiş ancak toplum baskısı artınca sahip çıkmak zorunda kalmıştır. Genel Başkan olduğu dönemde art arda verdiği demeçlerle “Türk Milleti” kavramının değiştirilmesini pekiştiren Kılıçdaroğlu, bugün Müftüoğlu’nun Andımız konusundaki açıklamasından rahatsızlık duyuyorsa, bunun gerçek nedeni, paslanan imajını yeniden parlatmak ve dört gözle beklediği mutlak butlan davasından CHP Genel Başkanlığına uzanan yola parti tabanından destek bulmak içindi

TÜRKLERDE ÜTÜ KÜLTÜRÜ

Bakın TÜRKLER giyimlerine ne kadar onem vermişler.

Bizler kokten asil millet olduğumuzu soylerken abartmıyoruz.

TÜRKLERDE ÜTÜ KÜLTÜRÜ

Ütü kelimesi etimolojik olarak “ütüg” biçimiyle Kaşgarlı Mahmud’un Divan’ında yer alır ki, kız­dırılarak elbiseye bastırılan bir demir par­çasından ibaret bu alet Orta Asya’da elbi­selerin yıpranana kadar giyilmesi adet olmasına karşın, toplumun bazı ke­simlerinde ütü kullanıldığını da göstermek­tedir. 

Kaşgarlı Mahmud “Ol to­nuğ ütüdi” (O elbisesi­ni ütüledi) yanında “Ol başığ ütti” (O başının saçlarını ütüledi) cüm­lesiyle ütünün kullanım sahasının genişliğini de yansıtmış.

Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün söz varlığındaki ilgi çekici verilerden biri de Türklerin bin yıl önce giysilerini ütüledikleri, ütülü giysilerle dolaştıkları bilgisidir. Türklerde giyim kültürünün ne kadar köklü olduğunu, Türklerin bin yıl önce kırışmış giysilerini ütüleyerek giydiklerini belgeleyen bu bilgiler, Türklerin uygar bir toplum olduğunun göstergedir.

Bugün Türkçede ütü biçiminde kullandığımız söz Dîvânu Lugâti’t-Türk’te ütüg biçimindedir. Türklük bilgisi araştırmalarında Türk yazı dilinin ilk döneminde ve daha sonra da bazı lehçelerde sözlerin sonundaki veya hece başındaki /g/ sesi Türkiye Türkçesinin de yer aldığı birtakım lehçelerde eriyerek düşmüştür.

Böylece o dönemdeki kapıg sözü, /g/ düşmesiyle önce kapu biçimini almış sonra da ses uyumunun sağlanmasıyla kapı biçimine dönüşmüştür. Ütüg sözünün sonundaki /g/ sesi de düşünce sonraki dönemlerde bu söz ütü biçiminde kullanılır olmuştur.

Kâşgarlı Mahmud bu sözü şöyle tanımlıyor:

ütüg Mala biçiminde olan, ısıtıldıktan sonra giysilerin kırışıklıklarına bastırılarak sıcaklığın etkisiyle bu kırışıklıkların düzleşmesini sağlayan demir parçası.

Fiiller bölümünde de ütidi ‘ütüledi’ sözü dikkati çekmektedir.

ütidi Ol tonug ütidi ‘O, giysiyi ütüledi, o giysinin kırışıklıklarını ütüledi ve düzeltti.’

Sözlük bölümünde yer alan suvluk sözünü Kâşgarlı Mahmud ‘havlu’, eliglik sözünü ise ‘eldiven’ diye tanımlamaktadır. Su sözünün bin yıl önceki biçimi olan suv’a getirilen yapım eki ile türetilmiş olan suvluk’un el, yüz ve vücuttaki suyu kurutmak amacıyla kullanılan ‘havlu’ olduğu anlaşılıyor.

Suvluk sözünün yanı sıra Dîvân Lugâti’t-Türk’te kullanılan ületü ‘ipek mendil’ de ilgi çekici bir veridir. Kâşgarlı Mahmud bu sözü şöyle tanımlıyor:ületü Erkeğin gerektiğinde burnunu silmek için cebinde taşıdığı ipek mendil..Bu veriler, Türklerin giyimlerine ve temizliklerine ne kadar dikkat ettiğini, ütülenmiş giysilerle, ipek mendillerle dolaştıklarını gösterdiği gibi zaman zaman “göçebe” diye küçümsenerek tanımlanan Türklerin ne kadar uygar olduğunu ve Türk uygarlığının boyutlarını göstermesi bakımından da ilgi çekicidir....

Fransızca gibi çoğu Batı dilinde hususi bir adı yok. Ancak durum Türkler için böyle değil. Rusça, Farsça ve Balkan dillerine Türkçeden geçmiş ol­ması ve bütün Altay dillerinde “ötüük” olarak bulunması, Türklerin, Çinliler gibi meşhur olmasa da, ütüye hayli ehemmiyet veren bir medeniyet olduğunu akıllara getiriyor.


ALINTI / KAYNAKÇA 

TDK ( Türk dil kurumu sayfası )




ATATÜRK’ÜN VE KIZ KARDEŞİ MAKBULE HANIM’IN EVLAT EDİNDİĞİ SIĞIRTMAÇ MUSTAFA w

 ATATÜRK’ÜN VE KIZ KARDEŞİ MAKBULE HANIM’IN EVLAT EDİNDİĞİ SIĞIRTMAÇ MUSTAFA w

16 Eylül 1929’da Mustafa Kemal Paşa, beraberindekilerle birlikte Yalova’da geziden dönerken yolda bir çocuk çobanla karşılaşır, atından inerek ona yol sorar. Yolu tarif eden Çoban (sığırtmaç) Mustafa’nın konuşmalarından etkilenir. Cılız, çelimsiz ve hasta bir çocuk olan Mustafa, sıtma hastasıdır. Atatürk, Mustafa’nın ailesinden izin alarak onu Şişli'deki Himaye-i Etfal (Çocuk) Hastahanesinde tedavi ettirir. Taburcu olduktan sonra Beşiktaş'ta 19'uncu İlk Mektebe yazdırır. Beşiktaş'taki okula bir yıl kadar devam ettikten sonra yine Atatürk tarafından Maçka'daki Fevziye Lisesine yazdırılır. Lisenin dokuzuncu sınıfında Kuleli Askerî Lisesine geçen Mustafa, 1941 yılında Kara Harp Okulundan Tankçı Teğmen olarak mezun olur. Yüzbaşı rütbesindeyken Rıfkiye Hanım'la evlenir. 1954'te, Makbule Atadan tarafından manevi evlat olarak kabul edilir. 1960 yılının Kasım ayında sağlık sorunları nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olup Yalova'ya yerleştikten sonra 15 Ocak 1987'de vefat eder. 

Dönemin gazetecileri, yazar ve şairleri duyarlılık göstererek, Sığırtmaç Mustafa’nın serüvenini dile getirmiş; gazetelerin yanı sıra öykülere, şiirlere de konu olmuştur. Mehmet Selahattin’in şiiri bunlardan biridir:

Yolunun üstüne Gazi’yi çıkaran

Taliin milletin talii ey çoban

Bak benzine kan geldi, dizine derman

Sığırtmaç Mustafa, Sığırtmaç Mustafa

Atatürk'ün "Benim kentim" diye nitelediği Yalova'da çektirdiği 'Atatürk ve Sığırtmaç Mustafa’ fotoğrafından örnek alınarak yaptırılan heykel, Mustafa Demir'in kızı Tacinur Demir’in de aralarında bulunduğu bir heyet tarafından 20 Ağustos 2014’te Yalova’da açılır.




Etrüsk mezarı

Etrüsk mezarı

Doç. Dr. Haluk Berkmen 

Etrüskler İtalya’da M.Ö. 1200 ile M.Ö. 300 yılları arasında yaşamış ve zengin bir kültür geliştirmiş halktı. Onlardan kalmış olan pişmiş toprak bir kaptan söz edeceğim.

Etrüsk halkı ölülerini yer altına değil, yer üstünde inşa etmiş oldukları mezar evlererine gömerlerdi. Bu mezar evlere “kapenna” derlerdi. Kapenna sözü Türkçe “kapalı” anlamını içerir. Zira mezar kapısı kapandığında kimsenin içeri girmesine izin verilmezdi. Bu mezar evlerin küçük bir modelini yapıp evlerinde saklarlardı. Bu kabın içine ölen kimsenin küçük süs eşyalarını koyarak ölüye saygı duymuş olurlardı.

Resimde sağ üstte Etrüsk mezar evlerini ve bir Etrüsk mezar modelini görüyoruz. Kabın üst kısmına, ki mezar evinin damı olur, ilginç şekiller çizilmiş. Kare içindeki artı işaretini sol üst kısımda gösterdim. Bu şekil kadim Asya Türklerinin Tanrı (Tengri) simgesidir. Karenin hemen sağında, Kırgızistan’da yüksek bir yayla olan Saymalıtaş bölgesinden Tengri simgelerini gösteriyorum. Saymalıtaş yaylasında bu simgelerden yüzlercesi kayalara çizilmiş.

Toprak kabın üst kısmına kabartma ile üç kollu bir şekil çizilmiş ve her kolun altında “uç” yazılmış. Bu iki harf Asya’daki Orhun abecesindeki U ve Ç harflerine çok benziyor. Yani verilen mesaj ölünün ruhunun göğe yükselmesi ve uçmasıdır. Üç kere “uç, uç, uç” yazılmış. Kadim Asya Türkleri de ölen kişinin ruhunun uçarak göğe yükseleceğine inanırlardı. Nitekim Anadolu Türkçesinde cennete “uçmak” denir. Yunus Emre bir şiirinde şöyle diyor:

Uçmak Uçmagum didügün müminleri yeltedigün

Bir evile bir kaç Hûrî hevesüm yok uçmagiçün.

Kaptaki üç kolun üst kısmına da yukarı bakan bir ok ucu çizilmiş. Yine açıkça yukarıyı işaret eden ve uçmayı simgeleyen bir şekil.

Üç kolun solunda bir “svastika” şekli çizilmiş. Bu şekil Türklere ait olup gittikleri birçok bölgede kutsal işaret olarak kabul görmüş. Örneğin Hint ve Tibet kültüründeki Mandala şekli de Asya kökenli Tengri işaretidir. Etrüsk şekline çok benzer Tengri şekillerini Tibet, Çin ve Japon kültürleri de benimseyip çizmiş. Resmin sağ alt köşesinde bu şekilleri görüyoruz.

www.halukberkmen.net sitesindeki Gizemli Etrüsk Dili başlıklı yazımı okumak için tıklayın: http://www.halukberkmen.net/pdf/123.pdf

Etrüsk mezar evinin çatısında bulunan kanatlı bir çift atı şu yazımda gösterdim: http://www.halukberkmen.net/pdf/36.pdf




Pazırık Halısının Şifreleri

Pazırık Halısının Şifreleri

Pazırık tepesi Altay dağlarında, birbirlerine oldukça yakın duran birçok kurganın bulunduğu bir bölgedir. Bu kurganlardan bazıları kazılmış ve içlerinden önemli eserler gün yüzüne çıkarılmıştır. Bölge kadim dönemden beri Türk boylarının yerleşim alanı olan Altay dağları çevresi olup, günümüzde Rusya, Moğolistan, Kazakistan ve Çin tarafından paylaşılmaktadır. Her dört ülkede yaşayan Türkler geleneklerini korumaya devam ediyorlar.

1949 yılında arkeolog Sergei Rudenko bu kurganların birinde önemli belki de dünyanın en eski halısını bulmuştur. Pazırık halısı olarak ün salmış olan bu halıda açıklanması gereken birçok şifre vardır. Halının dokunuş tarihi kimi araştırıcalara göre M.Ö. 5ci yüzyıl, kimine göre M.Ö. 3cü yüzyıldır. Halının ebadı 183X200 cm olup halıda 360.000 düğüm bulunmaktadır. Bu düğümlerin çok özel oldukları ve onlara “Türk düğümü” dendiğini biliyoruz. Türk düğümü çift düğüm olup çok sağlam ve uzun süre dayanıklı bir düğüm şeklidir. Bu düğüm İran halılarındaki düğümlerden farklıdır, zira İran düğümü tek düğümdür. Bu özelliğiyle Pazırık halısının bir İran halısı olmadığı, bir Türk halısı olduğu anlaşılmaktadır.

Resimde ortada görülen Pazırık halısının bir Türk eseri olduğunu kanıtlayan birçok gösterge vardır. Halının çevresinde peş-peşe dizilmiş atlılar görüyoruz. Atların tahta eyeri yoktur. Eyer yerinde süslü bir halı görülmektedir. Demek ki o dönemde halı dokuyan Türkler halıları hem çadırların içinde yere sermekte hem de atların üzerinde eyer olarak kullanmaktaydılar. Türkler savaşa gitmeden Atların kuyruklarını düğümlüyorlardı. Bu geleneğin nedeni, savaşta atlarının yaralanmalarını önlemek için uyguladıkları bir tür sihir veya uğur olabilir. Pazırık halısındaki atın kuyruğunu bağlayan ipin sarktığı dahi belirtilmiştir. 

Halının bir köşesi aşınmış olduğundan 24 adet süvari tam olarak görülmüyor. 24 tane de ren geyiği ve halının ortasında 24 tane kutsal simge var. Ren geyikleri peşpeşe ilerler durumda gösterilmiştir. Demek ki, bu halk ren geyikleri yetiştirmekte ve onların etinden, sütünden ve kürkünden yararlanmakta, göç zamanında çadırlarını onlara taşıtmakta idiler. Halının ortasında görülen 24 kare içindeki simge özel bir anlam içeriyor. Bu simgeler elbette ki süs olsun diye halıya dokunmadılar. Belli bir amaç için merkeze yerleştirildiler. Ortadaki simge kadim Türklere ait Tengri veya Tanrı simgesidir. Aynı simge Kırgızistan’daki Saymalıtaş yaylasındaki kayalara yüzlerce defa çizilmiştir. Simge hem dört yöne hâkim Tanrıyı hem de onun yeryüzündeki temsilcisi olan yönetici Kağanı belirtiyor. Zira şekil tam kavram içeren bir “Tamga” idi. Zamanla tamgalar damgalara dönüşmüşlerdir. Halıda 24 süvari ve 24 simge bulunuyorsa, bölgede 24 boy olduğu ve her süvarinin bir boy lideri olduğu belirtiliyor.

Pazırık halısındaki simgenin günümüzden 8.000 yıl öne orta Anadolu’daki Çatalhöyük kültüründe de kullanılmış olduğu resimde görülüyor. Bu simge halen Çatalhöyük evlerinin duvarlarında görülebilir. Simge binlerce yıl, asıl anlamı unutulmuş olsa da, varlığını korumayı başarmıştır. Alttaki resimde Kayseri halısındaki simgeyi görüyoruz.

Doç. Dr. Haluk Berkmen




MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLARININ MESAJIDIR:

Bugün, Atamızla aynı iman ve katiyetle söylüyoruz ki,

Milli ülküye, herşeye rağmen tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milleti 'nin (ne mutlu Türküm diyenin) büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla süphemiz yoktur ki, hızla inkişaf etmekte olan Türklüğün unutulmus büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, yarının yüksek medeniyet ufkundan yeni bir günes gibi doğacaktır!

Ne mutlu Türküm diyene!.





Bunları Biliyor muydunuz?

Bunları Biliyor muydunuz?

* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün... Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,

* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...