CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR

David Rockefeller : “ATATÜRK YÜZÜNDEN PLANLARIMIZI YARIM YÜZYIL ERTELEMEK ZORUNDA KALDIK”

“Türkiye Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyeti yıkmak istiyorsak önce Türkiye’den başlamalıyız.” 
David Rockefeller


“Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacaklar. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabilecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklar. Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle geçirecekler.”

Türkiye'de, Rockefeller'in yukarıdaki sözleri doğrultusunda işbirlikçi icraatı var mı yok mu? Türkiye'deki gidişata bakınız.!
O nedenle, Türkiye yönetiminde bulunanların Soyu sopu önemlidir. Soy: genetik meşrep, fıtrat demektir.

.


BİLGİ OLMADAN CUMHURİYET’İ SAVUNAMAZSINIZ


Atatürk Millî Mücadele yıllarında, Cumhuriyet döneminde, Devletimizi iki temel taşı üzerinde kurulduğunu sık sık vurgulamıştır: Millî Egemenlik ve Tam Bağımsızlık. Kısaca anlatmak gerekirse, Millî Egemenlik ülkenin varlık ve yazgısını yalnızca milletin belirlemesi, Tam Bağımsızlık ise bu kararların iç ve dış herhangi bir yabancı müdahale olmaksızın alınmasıdır. 

Devletimizin temel taşları bunlardır; Milliyetçilik, Halkçılık, Cumhuriyetçilik, Devletçilik Laiklik, Devrimcilik, Bilimcilik, Sosyal Ahlak gibi diğer bütün esaslar iki temel ilkeyi tamamlayıcı ve destekleyici niteliktedir.
O zaman, iki temel ilke Cumhuriyetimize sahip çıktığını söyleyen her yurtseverin her zaman zihninde hazır bulunmalıdır. Her yurtsever her an, şu kaygıyı taşımalıdır ruhunda: Benim devletimin üzerinde yükseldiği iki temel taşa bir zarar verilmiş midir?


Ne yazık ki, 75 yıldır yapılanlara bakarsak görürüz ki, bütün uygulamalar bu temelleri güçlendireceği yerde, yerinden oynatmış, yıpratmış, harap etmiştir.
**
Peki, neden? Çünkü aydınlar ve yöneticiler dahil, toplumda yaygınlaşan cehalet ve ahlak düşüklüğü, Cumhuriyetimizin temellerini sahipsiz bırakmıştır. Neticede iç ve dış millet düşmanları meydanı boş bulmuş, sahte Atatürkçülerin de bilinçli bilinçsiz desteğiyle ortada neredeyse temel diye bir şey bırakmamıştır.


Bu acı gerçeği gördüğüm içindir ki, ben kendi çapımda, Atatürk ilkelerini tanıtmaya yönelik bir sanal okul açtım: Birinci Görev Okulu…


Bu okulda kısa metinler halinde Millî Egemenlik ve Tam Bağımsızlık dersleri vermeye başladım. Yavaş yavaş bunlara Atatürkçülüğün diğer ilkelerini anlatan dersleri de ekliyorum.
**
Bilgi olmadan, fikir olmaz, arkadaşlar; fikir olmadan da iş olmaz.


Üstelik o bilginin düzenli ve ortak olması gerekir ki, tutarlı olsun, işe yarasın. Hem kendiniz, hem başkaları ikna olsun. Ortak fikirler, yürekleri, yürekler de elleri harekete geçirsin.


Bilgili ve çok iyi yetişmiş olduğunuza, her şeyi zaten bildiğinize inanmış olabilirsiniz. Ancak siz yine de,
Bugün farklı bir şey yapın:


Birinci Görev Okulu’na uğrayın. İlkinden başlayarak dersleri notlardan takip edin. Ailenizle veya birkaç arkadaşınızla beraber okuyup öğrenin.
**
Cumhuriyetimizin üzerinde yükseldiği temelleri tam ve sistemli bir şekilde öğrenmedikçe:
-Asıl düşmanı fark edemezsiniz.
-Düşmanın asıl tahribatını göremezsiniz.
-Düşmana nasıl karşı koyacağınızı bilemezsiniz.
-Devletimizi ve vatanımızı koruyamazsınız.
-Çocuklarınıza, mutlu olacakları bir yurt bırakamazsınız.


**
Birinci Görev Okulu:
https://www.facebook.com/pages/Birinci-G%C3%96REV-OKULU/1588996111367381?ref=hl

BATI'NIN TÜRKİYE İLE ALIP VEREMEDİĞİ NEDİR? ATATÜRK ANLATIYOR: TÜRKİYE EMPERYALİZME KARŞI BİR SETTİR


1- Batılı emperyalistler kendilerini Doğu dünyasının sahibi sayıyor; bizi bir sürü, ülkemizi açık arazi olarak görüyorlardı. Saldırılarında onlara bir set olduğumuz için, bütün nefretlerini bize yöneltmişlerdi. Mazlum milletlere örnek oluruz diye, bağımsızlığımıza şiddetle karşıydılar. Sonunda Türkiye’yi parçalama kararlarını uygulamaya koydular. 


Biz de varlığımızı ve bağımsızlığımızı korumaya kararlıydık. Bu görüşlerimi 1920-1922 yıllarında yaptığım kimi konuşmalarda, görüşme ve haberleşmelerimde dile getirdim. Şunları söyledim:  

2- Emperyalistler gururlu kafalarında, Doğu dünyasının kayıtsız koşulsuz sahibi ve yöneticisi olma emelini taşırlar. Kendi yaşam ve varlıklarının devam ve kalıcılığının, bu sahiplikte ve kullanımda olduğunu pek güzel takdir etmişlerdir. Dolayısıyla, söz konusu durumu sağlamak için başta İngilizler olmak üzere, bütün İtilâf devletleri, kullanabildikleri bütün araç ve kuvvetlerle bizi mahvetmek, bizi ezmek için çalışmışlardır. Fakat aynı zamanda mazlum insanlığı kurtarmak için çalışanların, mazlum milletimize el uzatmaması için de yine servetlerini, kuvvet ve kudretlerini sarf ederek uğraşmışlardır.
3- İtilaf devletleri bizi bütün insanî hukuktan yoksun bir hayvan sürüsü, bağımsız bir devlet olarak yaşama yeteneğinden yoksun bir millet olarak görmekte, ülkemizi sahipsiz, açık arazi kabul etmektedir. Bu yanlış kabul yüzünden her gün artan zulüm ve haksızlıkları uygulamakla meşguller. Aynı kabulü bahane ederek ülkemizi parçalamak ve milletimizi esaret altına almak istiyorlardı. Onları bu anlayışta aldatan sebep, milletimizin kendi kendini yönetmeye muktedir olamaması zannıdır. Halbuki milletimiz hayatının, bütün insanî hukuk ve görevlerinin idrakindedir; vatanına bütünüyle sahip, özgürlüğüne ve bağımsızlığına aşk ve sadakatle bağlıdır. Varlığını, kutsalını savunmaktan başka bir şey yapmıyor. Milletimiz ilk yıldan beri her türlü yardım ve yol göstericilikten, yüzyıllardan beri alışmış olduğu idare şeklinden yoksun olarak, milletlerin başına gelebilecek felaketlerin en büyüğüne maruz bulunduğu halde, en uygar, en insancıl ve bütün özgürlük koşullarına saygılı bir şekilde kendini yönetmektedir. Bağımsızlık ve özgürlük için mücadele eden milletimiz, haklı davasını bütün insanlık vicdanının takdirine havale eder.
4- Bence emperyalistlerin bütün kara çalmaları bahanedir, asıl sebep başkadır. Şöyle ki, Türkiye Doğu ve Batı dünyasının sınırında olan coğrafî konumuyla ilginç bir rol oynuyor. Bugün büyük devletlerin ve onların uydularının açık veya gizli, azgın saldırılarına hedef olmaya devam ediyorsa, bunun sebebi; her şeyden önce mazlum sömürge halklarına örnek olarak kurtuluşa giden yolu göstermesidir. 
5- Türkiye Asya için metin ve sağlam bir kaledir. Bu durum bir yanıyla faydalı iken, diğer yanıyla tehlikelidir. Tehlikelidir, çünkü Doğu’ya yönelen saldırının bütün ağırlığı öncelikle bizim üzerimizdedir. Batı’nın bütün nefreti bizim üzerimizde yoğunlaşmıştır. Müslüman ülkeleri savunmak için yüzyıllar boyunca savaştık, Avrupalı emperyalistlerin baş hedeflerinden biri haline geldik.
6- Bir kez daha vurgulayayım ki, Türkiye aslında Bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına karşı ileri sürdüğü bir konumda bulunmaktadır. Anadolu bu yüzden de zulümlere, saldırılara, taarruzlara maruz bulunuyor; yıkılmak, çiğnenmek, parçalanmak isteniyor. Fakat arkadaşlar, bu hücumlar sadece Anadolu ile sınırlı değildir. Bu hücumların genel hedefi bütün Doğu’dur. Bugün Anadolu her türlü tasalluta, taarruza karşı bütün varlığıyla kendini savunmaktadır. Bunda da başarılı olacağına emindir. Anadolu, bu savunmasıyla yalnız kendi hayatına ait görevi yapmıyor, belki bütün Doğu’ya yönelik hücumlara bir set çekiyor. Batı Emperyalizmi’nin doğuya yayılmasını durdurabildiğimiz için, Türkiye’yi öncü olarak gören bütün doğu halklarının da sempatisini kazanmış bulunuyoruz. Bu hücumlar elbette kırılacaktır. Bütün bu tasallutlar kesinlikle son bulacaktır. İşte ancak o zaman Batı’da, bütün dünyada gerçek sükûn, gerçek gönenç ve insanlık hüküm sürebilecektir. Türkiye emperyalizme karşı bu mücadelesiyle iyi bir örnek oldu, bundan pek büyük bir bahtiyarlık duydum.
7- Biz Misakı Milli sınırları içindeki topraklarda tam olarak siyasi ve ekonomik bağımsızlığa sahip olmak istiyorduk. Bu hedefe ulaştığımız takdirde bunun diğer mazlum milletler tarafından da bağımsızlığın elde edilmesi için gayet kuvvetli kötü bir örnek olmasından korktukları içindir ki, düşmanlarımız bir türlü buna razı olmuyordu. Evet, doğruydu: Türkiye büyük devletlerin ve onların uydularının açık veya gizli, azgın saldırılarına hedef olmaya devam ediyorsa, bunun sebebi; her şeyden önce mazlum sömürge halklarına örnek olarak kurtuluşa giden yolu göstermesiydi.
8- Emperyalistler Anadolu’da başlayan savaşın başka tür bir savaş olduğunu anlamışlardı: O Asya’nın, Afrika’nın boyunduruk altındaki halklarına yol gösteren bir savaştı, dünyada ilk ulusal bağımsızlık ayaklanmasıydı. Türkiye’nin o günkü mücadelesi yalnız Türkiye’ye ait değildi. Eğer yalnız kendi adı ve hesabına yapılmış olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi.
9-Türkiye bu mücadelesinde büyük ve önemli bir çaba sarf etti. Savunduğu dava, bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu’nun davasıydı ve bunu sonuçlandırıncaya kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Doğu milletlerinin, beraber yürüyeceğinden emindi. Türkiye o zamana kadar mevcut tarih kitaplarının gereklerini değil, tarihin hakikî gereklerini takip etti. Gerçekten mevcut tarihlerin kaydettiği olaylar, milletlerin gerçek düşünceleri ve emelleri, hareketleri değildi. Doğu milletleri kendi iradeleri, kendi duygularıyla hareket etmiyorlardı. Onların başında birtakım despot, keyfi hareket eden çarlar, hükümdarlar vardı. Tarihte yazılanlar, daha çok onların, hırslarını tatmini için yaptıkları olaylardı. Biz onların hepsini yırtmayı, yeni bir tarih yapmayı hedefledik. 
10- Batı’nın hiçbir zaman affedemeyeceğimiz o zalimleri, Türkiye’yi parçalamak, bu topraklarda yaşayan milletimizin onurunu, bağımsızlığını ayaklar altına almak için verdikleri asırlık kararı, sonunda uygulamaya koydular. Ancak milletimiz de, bugün dünyayı kaplayan inkılaplar ve ihtilaller içinde varlığını muhafaza etmeye kararlıydı. 
11- Türkiye tarihi göstermektedir ki, Osmanlı devletinin ilk kuruluş dönemi dışındaki bütün tarih, Batı Emperyalizmi’nin yayılmasına karşı Türkiye açısından yıpratıcı mücadelelerle geçmiştir. Müttefikler zaferden sonra açıkça Türkiye’yi yok etme ve paylaşma siyaseti gütmeye başladılar. Biz Türk devrimcileri ve Türk halkı olarak, aynı anda, Batı emperyalizmine ve despot sultan rejimine karşı isyan ettik. Bütün Türkiye genelinde, bu amacın verdiği heyecanla Müdafaai Hukuku Milliye cemiyetleri kuruldu. Hedefleri, ülke içinde halkı gerçek hâkim kılmak ve ayrıca Batı tahakkümünden kurtarmaktır. Bu cemiyetler katıksız millî bir karakter taşımaktadır. Devlet iktidarını bütünüyle elinde toplamış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi de, yalnızca bu cemiyetlerin fikirlerini hayata geçirmeye devam ediyordu.
12- Biz Batılı emperyalistlere karşı yalnız kurtuluşla ve bağımsızlığımızı muhafaza etmekle yetinmedik. Aynı zamanda emperyalistlerin kuvvetleri ve her vasıta ile, Türk milletini emperyalizme araç yapmak istemelerine de engel olduk. Bu suretle, bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyorduk.
Kaynak: http://bit.ly/2aWpAoY



.

KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLÜĞÜ’NDEN 4 AĞUSTOS 1919

KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLÜĞÜ’NDEN


4 AĞUSTOS 1919

İstanbul’da Amerikan Tetkik Heyeti; parti, dernek, cemaat ve basın temsilcilerini dinlemeye devam ediyor. Kürt Teali Cemiyeti’nden Babanzade Şükrü ve Seyit Abdülkadir şu isteklerde bulunuyor:

-Karadeniz’e kesinlikle bir çıkış isteriz. 
-İskenderun Limanı’yla Dicle ve Fırat’tan yararlanmak isteriz.
-Musul tamamen Kürdistan’a aittir.


*

( Batı planından asla vazgeçmez. Aradan 100 yıl geçiyor. Kürtler ABD sayesinde son iki hedefine ulaştı ulaşacak. Sıra Karadeniz hedefine de gelebilir. PKK o bölgeye boşuna yerleşmemiş. CD)
**
Amerikan Yüksek Komiseri Randal’ın Türkiye ile ilgili görüşleri (üzüntüyle kaydediyorum, CD):

-Türkler ne kendilerini ne başkalarını yönetebilir, ıslah edilmelidirler.
-ABD mandası* en uygun olanıdır.
-Türk hükümeti Konya veya Ankara’ya götürülebilir.
-ABD’ye, iyi bir sonuç almak için Kürdistan’a kadar olan bütün bölge gereklidir.
-Yüksek amaçlarımız olmalı, savaşa milyarlar harcayacak yerde mandaya milyonlar harcamak daha akıllıcadır.


_____________
_______
*Manda: sömürge yönetimi.
Kaynak: Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. 2, Türk Tarih Kurumu yayını, Ank., 1994.


prof. Dr. Cihan  Dura

Beylerbeyi'nde gizli anlaşma (2) Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi!











[Editörün notu: 15 temmuz öncesi ülekemizde neler olmuştu? 
15 temmuz 2106 ve sonrasında neler oluyor? Bunları soruların yanıtı için, meselelere her açıdan -mümkünse 360 dereceden- bakıp tabloyu tam görebilmek lazım… 
Sürekli beyin yıkama ve subliminal etki ve de çeşitli kanalarla yapılan algı operasyonları var.. Aklımızı ele geçirme faaliyeti bunlar, malum. Yüksek Türkiye idalimize olan sorumluluğumuz için kendi aklımızı özgür kılmak, bağlamamak gerek. Bu da farkındalığın genişliği ve yüksekliği ile olur] 



Beylerbeyi'nde gizli anlaşma




Hürriyet Haber
24 Temmuz 2007 - 12:03Son Güncelleme : 24 Temmuz 2007 - 19:50

Vatan Gazetesi yazarı Zülfü Livaneli'den şok açıklama. Livaneli, CHP lideri Deniz Baykal'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'la gizlice buluşup anlaşma yaptığını iddia etti. Livaneli'nin Baykal'a ağır eleştiriler yönelttiği işte o yazı.


Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.

Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.

Vatan Gazetesi yazarı Zülfü Livaneli'den şok açıklama. Livaneli, CHP lideri Deniz Baykal'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'la gizlice buluşup anlaşma yaptığını iddia etti. Livaneli'nin Baykal'a ağır eleştiriler yönelttiği işte o yazı.

İşte o yazı

Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.

Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım.

Bunu bir borç olarak görüyorum:

***


Deniz Bey lütfen hatırlayın:

19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik.

Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum.

Abdullah Gül Başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı.

Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti.

Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz.

Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.”

Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.”

İki ay dayanamaz iddianızı, “görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz.

Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.

O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.

Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk.

Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz.

Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rotuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?”

Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.

Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi?

Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)

Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.

Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu.

Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.

Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin.

Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin.

Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.

Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim.

Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.

Tayyip Erdoğan’ın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin manivelası oldunuz.

Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti..

Tayyip Erdoğan’ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek’lerin en büyük şansı sizdiniz.

CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.

Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz.

Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.

Size defalarca “Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!” dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz.

Sağcıları ve sekreterinizi Meclis’e sokarken, İsmet Paşa’nın Avrupa Konseyi’nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan’ı Meclis dışında bıraktınız.

İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı diyorum ama durum ortada.

Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.

Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de.

Bad-el harab-ül Basra!



http://www.hurriyet.com.tr/beylerbeyinde-gizli-anlasma-6950221

.

MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLARININ MESAJIDIR:

Bugün, Atamızla aynı iman ve katiyetle söylüyoruz ki,

Milli ülküye, herşeye rağmen tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milleti 'nin (ne mutlu Türküm diyenin) büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla süphemiz yoktur ki, hızla inkişaf etmekte olan Türklüğün unutulmus büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, yarının yüksek medeniyet ufkundan yeni bir günes gibi doğacaktır!

Ne mutlu Türküm diyene!.





Bunları Biliyor muydunuz?

Bunları Biliyor muydunuz?

* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün... Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,

* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...