CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR

İstiklal Marsi yildonumunde, hürriyetin farkına varmak

Istiklal Marsi yildonumunde, hurriyetin farkina varmak... Safahatdan bir bölümü okuyalım ve gerçeklere bakalım:

Eşeklerin canı yükten yanar, aman, derler,
Nedir bu çektiğimiz dert, o çifte çifte semer!

Biriyle uğraşıyorken gelir çatar öbürü;
Gelir ki taş gibi hain, hem eskisinden iri.

Semerci usta geberseydi… Deymeyin keyfe!
Evet, gebermelidir inkisar edin herife.

Zavallı usta göçer bir gün akıbet, ancak,
Makamı öyle uzun boylu nerde boş kalacak?

Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye;
Takım biçer durur artık gelen giden eşeğe.

Adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner;
Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler.

Bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur;
Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur.

‘Giden semerciyi derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayağ muallimdi.

Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik , tuhaf iş;
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş’

Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak;
Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak.

Adam mısın: Ebediyen cihanda hürsün, gez;
Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.

Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;
Küfür savurma boyun kestiğin semercilere
!


Mehmet Âkif Ersoy; Safahat; Asım bölümü

SEVGİLİ DÜŞMANIM: CHARLES RYAN

Atatürk'e ilişkin anılar, yabancı gözüyle

SEVGİLİ DÜŞMANIM: CHARLES RYAN


Eski bir ordu mensubu olan Baha Vefa Karatay, Türkiye’nin ilk Avustralya Büyükelçisi olarak atanır. Cumhuriyetimizin kuruluşunun üzerinden yarım yüzyıl kadar bir zaman geçmiştir…

Sidney’deki ilk gününde yaşadığı bir olay Atatürk hakkında duyduğum en güzel ama az bilinen hikayelerden biridir. 
Bunu paylaşarak başlamak istiyorum izninizle…

Büyükelçimizin henüz birinci günüdür Sidney’de. 
Ankara’ya postalamak istediği kartlar için pul alması gerekir.

Bir dükkana girer… 
Dükkanın sahibi zarfın üzerinde ANKARA ismini görünce mırıldanır bir tonla “ hmmm Ankara… Ankara …” diye tekrar eder ve Elçimize sorar “Neredeydi bu şehir?”. Aldığı cevaptan sonra : “anladım, Yani Gelibolu’nun bulunduğu memleket.” Ve devam eder: “Dayım Gelibolu’ya katılmış bir Anzak’tı. Yaralı olarak dönmüştü. Türk Askeri'nin kahramanlığını ve dürüstlüğünü överdi.”. 
Bir süre dayısının anılarını anlattıktan sonra sorar:

“O savaş’ta sizin “Kemal” adında genç bir komutanınız varmış, 
Dayım ondan büyük hayranlıkla bahsederdi, sonra ne oldu ona?”. 
Dükkan sahibi aldığı cevap karşısında şunları söyler:

“Hiç şaşırmadım! 
Dayım onun büyük işler yapabilecek biri olduğunu söylerdi…”
Evet hikaye böyle işte…

İlerleyen günlerde Büyükelçimiz Avustralya Genel Valisi Lord Casey (İngiltere Kraliçesi’nin Avustralya valisi) ve eşi Leydi Casey ‘nin de olduğu bir akşam yemeğine katılır. 

Lord Casey Büyükelçimizi salonda sakin bir yere alır ve bu yazıya konu olan Charles Ryan’ın Çanakkale Savaşlarındaki gerçek hişkayesini anlatır. Büyükelçimiz hikayeyi ilk kez duymaktadır. ..

O dönem Lord Casey 1. Avustralya Tümen Komutanı’nın emir subaylığını yapmaktadır. Savaş başlamadan bir gün önce, akşam gemide subaylara yemekli davet verilir. Davetliler arasında tümen baştabibi Doktor Charles Ryan’ın göğsünde büyük bir Osmanlı Madalyası görenler hayretler içinde kalırlar. Bir gün sonra savaşacakları, düşmanları olan bir devletin madalyasını göğsünde taşımakta neyin nesidir ?!! Doktor Charles Ryan gayet sakin ve kararlı bir tutum içinde tepkileri şöyle yanıtlar: 

“Ben bu madalyayı, o ünlü Plevne savunmasında, 
Osman Paşa’nın emrinde ve kahraman Türk askeriyle omuz omuza savaşarak kazandım. 

Aradan geçen kırk yıla yakın bir zamanda bugün onlara karşı savaşmaya gidiyorsam, bu Plevne’de silah arkadaşlığı yapmaktan daima onur duyduğum Türklere karşı bir düşmanlık nedeni ile değil, sadece asker olarak aldığım emrin gereğini yerine getirmek içindir !” 

Lord Casey’nin anlatımı bitince eşi Leydi Casey gözleri dolu dolu bir şekilde büyükelçimize döner ve şöyle der:
“Sayın Büyükelçi, biliyor musunuz o Doktor Charles Ryan benim babamdır !”

Konuşulacak çok şey vardır, sohbet saatlerce sürer…
Charles Ryan'ın Çanakkale cephesinde yaşadığı bir başka olay ise şöyle...

Çanakkale savaşlarının en kanlı günlerinin yaşandığı bir dönemde karşılıklı olarak cesetlerin toplanması için kısa süreliğine ateş kes ilan edilir. 

Aşırı sıcak havada cesetler çok daha hızlı çürümektedir 
ve koku dayanılmaz hale gelmiştir... 

Anzaklar adına savaş alanına giden subaylardan biri de Doktor Ryan’dır. Görevini yapmaktayken kendisi gibi görevli olan Türk subayları onun göğsündeki Osmanlı nişanını görür ve şaşkınlıkla yanına gidip hikayesini sorarlar. 

Türk siperlerine davet edilen Charles Ryan bir süre subaylarımızla sohbet edip Plevne anılarını anlatır. Kendisine ikramlarda bulunulur. Duygulu anlar yaşanır ve sıcak bir vedalaşmanın ardından herkes görevinin başına, kendi savaş cephesine döner. Savaş sürmektedir ...

Charles Ryan bütün tepkilere rağmen savaş sonuna kadar madalyasını göğsünden çıkarmayacaktır…

Şimdi biraz da Charles Ryan’ın bu madalyayı aldığı süreçten, onun kısa bazı anılarından ve Türkler hakkındaki düşüncelerinden bahsetmek istiyorum.

1870’li yıllarda İngiltere’de tıp eğitimini tamamlayan genç Charles Ryan, 
İş bulmak için gittiği İtalya’da Osmanlı Ordusu’nun yabancı uyruklu doktor aradığını öğrenmiştir. Kısa zamanda işlemlerini tamamlar ve Tuna Nehri yoluyla İstanbul’a ulaşır.

Savaşta adeta bir Türk subayı gibi hareket etmiş ve bu Osman Paşa’nın da dikkatini çekmiştir. 

Ateş hatlarında bile korkusuzca aktif olarak bulunur. 
Zaferle sonuçlanan savaşın sonunda madalyayı hak etmiştir. 
Hayatının geri kalanında Türk dostu olarak kalır ve anlattığı anılar nedeniyle dostları ona “Plevne Ryan” diye hitap eder. 

Doktor Ryan’ın kaybolmasına, unutulup gitmesine gönlü razı olmadığı ve bu nedenle kaleme aldığı anı kitabından bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Türk askerlerinin sabır ve tahammülüne, yiğitliğine, vatanseverliğine yakından tanık ve hayran olmadıkça, benim çektiklerime hiç kimse dayanamazdı…”

“Türkiye üzerine çöreklenmiş olan kara bulutlar arasında hala parlamakta olan yıldızları seçmekteyim. 

Çünkü silah arkadaşlığı yaptığım bu insanların sahip bulundukları yüksek şeref ve namus duygularıyla, eşsiz yiğitlik ve sadakatleriyle, üstün vatanseverlikleriyle gönlümde gururla muhafaza ettiğim üstün hasletlerine güvenim sonsuzdur.”

“Hiçbir uyuşturucu kullanmadan ameliyatını yapmak zorunda kaldığım bir Türk askeri, ben kesik bacağının derilerini sökerken, o bir taraftan yaralıların isimlerini, birliklerini yazmak üzere gelen yüzbaşının sorularına matanetle cevap vermekteydi. Bir süre sonra bu askerin Rus süngülerinin üzerine nasıl yiğitçe atıldığına da şahitlik etmiştim.”

“Bütün doktorluk hayatım boyunca en büyük acılara tahammül bakımından Türk askeri ile kıyaslanabilecek insanlara rastlamadığım gibi, korkunç ağır yaralardan onlar kadar olağanüstü hızla iyileşip, kurtulanları da görmedim.”

Chales Ryan daha sonra Erzurum’da görevlendirilir. 
O dönemde ortaya atılmaya başlanan sözde soykırım haberlerine verdiği sert tepki de kitabında anlatılmaktadır. 

Doktor Charles Ryan 1926 yılında kalp krizi sonucu hayatını kaybeder. Osmaniye ve Mecidiye nişanları sahibi olan Ryan’ın hikayesi ne yazık ki günümüzde, Stephan Spielberg ‘in “Er Ryan’ı kurtarmak” filmindeki Ryan kadar bile bilinmiyor.

O’nun anılarının yer aldığı kitabın çok kısa özeti Büyükelçimizin “Mehmetçik ve Anzaklar” kitabında anlatılıyor. Basım tarihi 1987. Bu kitap dışında Dr. Ryan’ın hikayesinin anlatıldığı hiçbir kitap duymadım. Babamın kütüphanesinde bulunan bu değerli eseri okuduğumda en çok etkilendiğim hikayelerden biriydi Dr Ryan’ın hikayesi.

Neyse ki 2005 yılında İş Bankası bu çok önemli eseri dilimize bütün olarak çevirdi ve “Plevne’de bir Avustralyalı” adıyla yayınladı. Gururla, acıyla, gözyaşlarıyla ve ibretle okuyacağınız bir kitap diye düşünüyorum.

Bu ilginç insanın hikayesinin yaygınlaşması, daha çok bilinmesi için bir şeyler yapmak istedim ve bu yazıyı kaleme aldım.

Son centilmenler savaşı olarak da bilinen Çanakkale Savaşları’ndan Anzaklar ve Türkler adına mutlaka bilinmesi gereken bir hikaye onunki… 

Savaşta insanlık namına onurlu bir duruş sergileyen Charles Ryan’ın belki küçük bir heykeli de dikilir birgün onca hizmet ettiği bu aziz topraklarda.

Işıklar içinde uyusun…
Sevgili düşmanım CHARLES SNODGRASS RYAN Saygılarımla

Ayla Çağlayan
(Bu vesile ile adları anılan velinimetimiz, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü, Bütün Çanakkale Savaşı şehitlerimizi, Osman Paşa’yı, Büyükelçimiz Baha Vefa Karatay’ı da saygı ile anıyor Tanrı’dan rahmet diliyorum. )

1919 - 1920 Dönemin İngiliz belgelerinden: Lloyd George < Sultan(Vahdettin)’a şöyle deriz: Biz bütün etleri alıyoruz sen de birkaç kemikle yetin.


Ozel Not:

Ey İngiliz, Sensin veba tohumu.. Insanlarin aklina, vicdanina, inancina, emegine tasarruf etmekte hala direnen buyuk pislik.. ahlaksizlik kaynagi ey İngiliz!  Pislik, yersizliktir. Tekrar ediyoruz ki, ahlaksizliklarin sonu yakindir! 

Ey Türk milleti,
Saptiricilara karsi, 'yilanlar gibi tedbirli ve guvercinler kadar saf' olarak DIRILER'in yollari temizlenecektir.
Harekette, sozde ve inancta tedbirli olmak zamanidir! DIRI ol! Yasam ve gelecek, oluler icin degil, DIRILER icindir!
  
----------------

Burada gerçek belgelerin bir kısmı ve sadece 1 yıllık süreci kapsayanlar var, Şimdi ATATÜRK e karşı olanlara ne denir,ne denmeli ???

Amiral Hyman G. Ricover (1900-1986)
1919 - 1920 Dönemin İngiliz belgelerinden: 

*Sayfa No:828- Belge No: 553-19-Ekim-1919 ( Mr. Ryan’dan rapor)
“… Milli kuvvetler gittikçe geliştiği için, silahların bırakılmasına rağmen 40 bin kişilik bir hükümet kuvvetinin milliyetçilere karşı kullanılaması istendi.Başbakan(sadrzam) bu isteği derhal kabul etti. Ancak, İzmir’de cinayetlere ve kadınlara yapılan tecavüzlere karşı kurulan kuvvetleri bunlarla karıştırmamak gerekir dedi.”
 
*Sayfa No:831-Belge No:511-14-Ekim-1919 ( İngiliz Yüksek Komiserliğinden Amiral Sir  D. Robeck’e)
“… İtalyan’lar İzmir’deki Müslümanların dinlerini değiştirip İtalyan vatandaşı yapmak istiyorlar… 
Fakat benim anladığım Türklerden çok korkuyorlar.”
 
*Sayfa No:873- Belge No: 585- 11-Kasım- 1919 ( Amiral Sir F. Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… İstanbul’a Ermeni ve Rum göçmenleri geliyor. Amerikalılar bunlara yardım ediyorlar… Ayrıca İzmir bölgesinde evleri yandığı ve yıkıldığı için evsiz barksız kalan Müslümanların durumu da bizi hayli utandırıyor.Şimdi her tarafta milliyetçi adı altında çeteler türedi. Mustafa Kemal ve adamları bütün yabancıların ve özellikle İngilizlerin gitmesini istiyor.”
 
*Sayfa No:907-Belge No:609-28-Kasım 1919 ( Mr. Kitson’dan Sir. E. Crowe’a)
“… Ermenilerin Müslüman komşularını kesmesinden hiç şüphe etmem… Taşnaklar müthiş bir vahşetle çalışıyorlar… Kürtlere her nekadar inanmasak ta onları kullanmamız çıkarımız gereğidir. Doğu illerine gelince; Türklerle harp etmeden o bölgeleri Ermenistan ve Kürdistan diye bölemeyiz.”
 
*Sayfa No:917- Belge No: 613-28-Ekim-1919 ( 27 Köyün Eşrafından Konya’daki İngiliz Yüksek Komiseri’nin aldığı mektup)
“… Milli kuvvetler adı altında bir grup, Müslüman ve hristiyanları öldürmektedir. Hayvanlarımızı elimizden alıyorlar, telgraf hatlarımızı kesip bizim sizlere haber vermemizi önlüyorlar. Bizim hükümetimiz zayıf olduğu için milliyetçileri ezemez. Milliyetçileri ezmek için İngiliz hükümetinin bize yardım elini uzatması için yalvarırız. Aşağıdaki köylerin eşrafı tarafından imzalanmıştır:
 
*Sayfa No:925  -Belge No:620 – 9Aralık1919 (Amiral Sir F. de Robek’ten Lord Curzon’a)
“…Mr. Hohler Kürt meselesi hakkında Kürt başkanı olan Şeyh Sait Abdülkadir Paşa’yla görüştü.Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar.Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor.Kuvvetler ,Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanmak için her parayı ödemeye hazırdırlar..”
 
*Sayfa No:932-Belge No:632 -22Aralık1919(Türk meselesi hakkında ikinci toplantı):
“…Türk Hükümetinin parasal bakımdan iflas ettiği.Çatalca hattı dışında Türklere  yer verilmemesini ,kapitülasyonlara çok benzer bir sistemin kurulmasını,Türk ordu ve donanmasının ancak jandarma örgütü haline getirilmesini,Erzurum’un Ermenistan’a verilmesini,12 adanın Yunanlılara verilmesini,..”
 
*Sayfa No:966-Belge No:633,219 -26 Aralık1919 (Türk meselesinde üçüncü toplantı):
“…Kürt kabileleri İngiliz ve Fransız hakimiyetine konacak, KÜRDİSTAN ’da hiçbir şekilde TÜRK BIRAKILMAYACAK. Bir tek KÜRT DEVLETİ mi yoksa bir çok küçük KÜRT DEVLETİ mi kurulacağı düşünülecek. Ermenilerine Amerikalılar kanalı ile SİLAH sağlanacak … İstanbul’da gizli bir örgüt kuruldu .Milliyetçileri vatan haini ilan ediyor…”
 
*Sayfa No:992-Belge No:646- 4 Ocak 1920 (Lord Curzon’un notları)
“…Türkler Avrupa’dan atılmalıdır.Amerikalı Senatör Lodge ‘ın dediği gibi; İstanbul Türklerden tamamen alınalı,bir veba tohumu olan; savaşların yaratıcısı,komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa ‘dan silinmelidir.
 
*Sayfa No:1003 –Belge No:647 -25 Aralık1919 (Mr. Ryan’ın raporu):
“…Milliyetçiler şimdi ki yol kullanıyor:Milliyetçi ol,çünkü İslam’ı kurtaracak tek yol odur.İslam’a sadık ol,çünkü senin milli varlığını kurtaracak tek yol odur…Bu fikirlerin  her ikisi de İslam dünyasındaki İngiliz hakimiyetini mahvedebilir.BİZ;GERÇEK İDEALİ DİN GİBİ DAVRANACAK ÇIKARCI GRUBU İDARECİ OLARAK GETİRMEYE ÇALIŞACAĞIZ…Panislamizmi ezemeyiz,bu tıpkı Batı’daki milliyetçlik gibidir.Bizim şimdiki amacımız bölmek, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır…”

*Sayfa No:1062-Belge No:667-22Ocak1920 (Amiral Webb’den Lord CURZON ‘
“…Baybut’ta Şeyh Kürt Ali milliyetçilere karşı harekete geçti..”
 
*Sayfa  No:42-Belge No:6(Lonra Konferansı):
A-Türkiye özerk devlet olmalıdır.
B-Boğazlar uluslar arası olmalıdır. C-Türkiye özerk ERMENİSTENI tanıyacaktır. E-Azınlıklar ,kuvvetlerin himayesinde olacaktır. ..Lloyd George göre: “Türkler yüzlerce yıl Avrupa’da kaldılar ve Avrupa’daki bütün belaların başı oldular.İstanbul Türk değildir,Yunanlılarındır.Türkler oradan atılmalıdır.”…İtalya delegesine göre:”Boğazları işgal edelim,böylece Türkler merhametimize kalır”  Sayfa No:54Yunanlıların İzmir’e çıkışına biz izin verdik…Lloyd George ,Yunalıların  İzmir’de ticarı çıkarları var,diyor…Mr.Cambon’a göre :Türklerin mali kontrolü mümkündür,Türklerden kimse bu işi alayamaz.Biz bu durumdan yararlanarak Türkleri mali ve idari kontrola alırsak ,durum her bakımdan düzelir….Müttefiklerin Türkiye’de çok önemli mali ve politik çıkarları vardır.Boğazları kontrol edip para alsak ,yılda 1 milyon sterlin toplarız…”

*Sayfa No: 81-293-Belge No:10-16-Şubat-1920 ( Londra Konferansı)
“… Ermenistan’a altı ilden başka Trabzon ve Adana da verilmelidir. Amerika Ermenistan’a yardım edecektir… Trabzon’da bir tane bile e  yok, Ermenisiz bir Ermenistan biraz gülünç olmuyor mu, deniliyor… küçük bir Türk Devleti kurulmalı, Kapitülosyonlar adli işlere de  uzatılabilir.Japonya’dan kapitülasyonları kaldırdık çünkü, onlar kuvvetliydi başka çaremiz yoktu. Türklerin kafası daha az işler (Turkish mind was far less precise than the Japanes)

Bu nedenle kapitülasyonlar adli işlere de uzatılabilir. Lloyd George ve Lord Curzon, … Amerikalı Yahudiler de Lloyd George’a telgraf göndererek parçalanan Türk yurdundan hisse istiyorlar… Türkleri yatıştırmak için İzmir üstündeki isteklerini kabul etmiş görünelim. Yunanlılar daha fazla asker çıkartsınlar, sonra Türk isteklerini kabulden vazgeçeriz… İtalyan S. Nitti, < Türklerin bütün arazilerini ellerinden aldık, bari ağır borç altına sokmayalım> diyor… İzmir’e bir Türk bayrağı asarak, Türk varlığını kabul etmiş görünelim… Venizalos < Türk bayrağı şehrin dışına asılsın, Girit’te de Türk bayrağı ada dışında bir kayalıkta asılıydı> diyor… İngiltere; Kürt devleti kurmak istedikleri bölgede çok fazla maden olduğundan emin… Lord Curzon, < Erzincan da Ermenilere verilmeli, Karadenizde de bir Lazistan kurup Ermenilerin mandasına verilmeli ve İstanbul’u boşaltmak için Mustafa Kemal’in adamlarını neden olarak ileri sürebiliriz> diyor.

*Sayfa No: 291,297,300-   Belge No:36,37,38- 28.Şubat.1920 ( İngiliz Dışişlerindeki Toplantı)
“… Lloyd George < İstanbul’dan Türkleri çıkartmalı>… Mr. Cambon’a göre: < Bütün sıkıntı Mustafa Kemal Paşa tarafından yaratılıyor ve Sultan onu kontrol edemiyor>… Fransız grublarının 1/3’ü Fransız askerlerinden gerisi yerli Ermenilerdendir… İstanbul’daki komiserimiz, bu olayları önleyemezse Sultanı İstanbul’dan atacağımızı bildirerek tehdit etsin… Erzurum’un yeni kurulacak Ermeni Devletine katılacağı bir sırada; Mustafa Kemal olmasaydı Ermenilerin bir şansı olurdu… Mustafa Kemal’in askerleri hiç para almıyor, onları harekete geçiren vatan aşkıdır.
 
*Sayfa No:338,358,411,450,570-Belge No:42,45,50,55,62,66 -3-20. Mart.1920 ( İngiliz Dışişlerindeki Toplantı)
“… Sonuç: Mali işler Türklerin eline hiçbir şekilde bırakılamaz. Ayrıca bütün işgâl masraflarını ve toplanan bu komisyonların parasını da Türkler verecek… Sinyor Litti, < Türkler İzmir’i isteyeceklerdir, bizde pekâla, İzmir’i işgâl için yaptığımız bütün masrafları  verin deriz, tabii Türkler bunu ödeyemeyeceklerine göre İzmir’de bize kalır> dedi. Buna karşılık: Loyd George; < bizim Suriye’deki birliklerimiz oradan çıkacak, yani bunun masrafını biz mi, ödeyeceğiz? Hiç böyle saçma şey olur mu? Hepsini Türkler ödemelidir. İngiliz vergi müfettişleri bu iş için 750 milyon Sterlin ödediler, bütün bunları Türklerden altın olarak alacağız, Türklerin altın stoklarını ele geçirmeliyiz> dedi… Mr. Cambon,< ilk yapacağımız iş bunların milliyetçi liderlerini yok etmek olmalıdır> … Lloyd George < Sultan(Vahdettin)’a şöyle deriz: Biz bütün etleri alıyoruz sen de birkaç kemikle yetin. Gerçekte Türkiye’den geriye ne kaldı?

En zengin, en verimli toprakların hepsi ve imp.lu  ğun yarısı gitti. Bütün bunlara ilâveten Boğazlar işgâl edildi, üstelik bütün masrafları da Türkler ödeyecek…

Türklerin şöhreti yalancı bir şöhrettir ve müttefikler hâlâ bu şöhretten dehşet duymaktadırlar. Türklerle ancak savaşarak başa çıkılabilir … Bir Ermenistan kurma hülyası ölecektir ancak bu bir Kürdistan kurulması anlamını taşır. Müttefik kuvvetler Türk kuvvetlerini gözlerinde fazla büyütüyorlar, şimdi bizim 160 bin ve Türklerin 80 bin askeri var. Fransız, İngiliz, İtalyan ve Yunanlılardan oluşan, her iki asker bir Türk askerini yenemez ise Türklerin bütün isteklerini kabul edelim>… Mr. Cambon, < Türklerin hiçbir kaynakları yoktur derken yanılıyorsunuz. Şayet Türkler kızarlarsa, Yunanlıları İzmir’den denize dökerler>… Aynı toplantıda alınan kararlardan:

1.     İstanbul resmen işgâl edilecek ve bahane olarak Türkiyede’ki azınlıklara kötü davranıldığı ileri sürülecek.
2.     Türklere sulh şarlarını kabul ettirirken, çıkacak ayaklanmalara karşı koymak için İstanbul’daki milliyetçi liderler tevkif edilecek. İstanbul Hükümetine 24 saat süre verip Mustafa Kemal’i ve bütün kuvvetlerini dağıtması istenecek. Aksi halde, Yunanlıların bu işi yapacağı söylenecek.Mr. Churchill, < Biz bir taraftan Mustafa Kemal’e mektup gönderelim diğer taraftan da Yunanlılara fırsat verip Mustafa Kemal’in adamlarını yakalatalım, böylelikle Türklerin prestijini sıfıra indiririz>.
3.     Tarihi ve artistik değeri olan mallar alıp götürülecek.
Lord Curzon: < Türkler için askerlik mesleği tamamen kapanmıştır. Şüphesiz Türkler askerlik yapmak isterlerse başka bir yere gidebilirler.Fransız lejyonu onları kabul edecektir. Maafih İngiltere buna dahi itiraz eder. Çünkü, Türkler diğer düşmanlarımızdan çok farklıdır, başka bir yerde bile askeri eğitim görmeleri iyi değildir.

*Sayfa No: 642-Belge No:71’ 2. Ek. -25.Mart.1920 ( Gelecekteki Ermeni Devletinin kurulması hakkındaki rapor.)
“Ardahan, Batum ve İmer Vadisi verilecektir. Ermenistan’ın, Kürdistan ve Türkiye ile olan sınırlar şöyledir: Karadeniz’de Yanbatı Deresi… Erzurum ilinin batı sınırı, Bitlis suyu.”
 
*Sayfa No:93-Belge No:1/98-18-26. Nisan.1920 (Sanremo Konferansı)
“…Türkiye’nin sınırları: Erzurum Ermenilere verilecektir. Böylece, büyük Ermeni Devleti teorisi yerine gelecektir. İtalyan Nitti, <…Erzurum’da Türkler çoğunlukta olduğu için bir yolunu bulup Türkleri oradan atmalıyız. Erzurum,son zamanlarda milli hareketin merkezi olmuştur.> Mr. Berthelot, < Mustafa Kemal ve kuvvetleri rüşvet verilerek yada başka bir yoldan ortadan,kaldırılabilir.> … Mr. Aharonian, < Mustafa Kemal’in ordusu, sizin sandığınızdan çok daha küçüktür ve başı boş bir ordudur. >
“…Lloyd George, < Eğer, Erzurumsuz Ermenistan olacaksa, bu hiçbirzaman bir Ermenistan olmayacaktır > dedi.”
“… Azınlık gruplarının her türlü hakları korunacaktır. İleride hür Kürdistan kurulması sağlanacak, Güney-Anadolu’da İtalyan, Dicle’nin batısında İngiliz çıkarları korunacaktır. Yunanlıların çıkarı olan bölgeler, Yunanlılara verilecektir. Türkiye’nin herhangi bir yerinde özel çıkarları olan büyük devletler o bölgedeki azınlıkları da idaresi altına alacaktır.”
 
*Sayfa No:324-Belge No:33- 21. Haziran.1920 ( Villa Belle’deki toplantısı)
“… Lloyd George, < Mustafa Kemal’in başarısı Araplara da sıçrayabilir, bu nedenle mutlaka ezilmesi gerekir… Yunanlıların çarpışma yeteneğini büyüttük, Türklerinkini de küçülttük>.”

*Sayfa No:443-Belge No: 47-7. Temmuz.1920 ( Villa Franeuse’deki toplantı)
“…İstanbul Hükümeti yanlı bizim için değil, bütün dünya için tehlikeli olan Türk milli hareketini bastırmakta bize yardımcı olabilir… Savaşın iki yıl uzamasına sebep olan Türklere hiçbir şekilde merhamet edemeyiz… Mr. Venizalos, < İmkânı olsa Türklere silahtan başka bir yol kullanabiliriz fakat Türkler silahtan başka bir şeyden anlamazlar.>”
 
*Sayfa No:553-Belge No:62-11.Temmuz.1920
…Türk Hükümetine verilen cevap: Türk Hükümetinin mesajını dikkatle inceledik. Türkler… savaşa girerek insanlığın kayıplarına ve sefaletine sebep oldular… milyonlarca insanın ölümüne ve milyarlarca sterlin kaybına sebep oldular. Dünyada özgürlüğün yeniden kurulması için Türkiye’nin ödeyeceği bedel çok fazladır… Türklerden başka ırklar devlet haline getirilecektir. İzmir ve Trakya Türklerin elinden alınacak, Amerikan Cumhurbaşkanı(Wilson)nın karar vereceği sınırlar içerinde hür bir Ermenistan kurulacaktır… Türklerin uygar dünyaya bir daha ihanet etmemesi için sıkı tedbirler alınacaktır bu sebeple Türkiye küçük bir devlet haline getirilecektir… Türk halkının emperyalist arzuları silinecektir.
 
Boğazların özerkliği konusuna gelince:
1.     Boğazlardaki bütün askeri tesisler tıkılacak, sahiller ve adalar silahsız hâle getirilecektir.
2.     Silahsızlanma masrafları Türkler yada Yunanlılar tarafından ödenecektir.
3.     Adalarda müttefik kuvvetler haricinde hiçbir asker bulunmayacaktır.
 
Türk Jandarmaları bizim emrimiz altında olacak, Türk borçlarının hepsi Türkler tarafından ödenecektir. Eğer, anlaşmayı imzalamazsanız Avrupa’dan kesin olarak atılacaksınız. İncelemeniz için 10 gün müddet veriyoruz.
 
*Sayfa No:846-Belge No: 98-22-23. Ağustos.1920 ( İngiliz ve İtalyan Başbakanlarının görüşmesi)
“…Llyod George, < Türkler bize ihanet ettiler. Çanakkale’de binlerce insanımız öldü. Şimdi Türklerin ölümüne kim bakar.>”
 
*Sayfa No:589 Belge No:533-11. Nisan.1920( Lord Curzon’dan Mr. Wardrop’a)
“…Ermeni Bogos Nubar Paşa ve Mr. Ahoromiyan’ı azarladım. Türkleri öldürmek için silahların Azerbaycanlılara karşı kullanılmasının aptallığını anlattım.”
 
*Sayfa No:629- Belge No:590- 4. Temmuz.1920 ( Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… Mr. Khatissian, 25 bin tüfek aldıklarını, ayrıca Ermeni ordusunda 30 bin Rus yapısı tüfeğin ve bir milyon merminin bulunduğunu Yunan ilerlemesi başlayınca Ermenilerin de derhal saldırıya geçeceklerini bildirdi.”
 
*Sayfa No:4- Belge No:6-23.Şubat.1920  (Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“…Anadolu’daki bütün hareketler Mustafa Kemal Paşa tarafından düzenlenen milli hareketin parçaları olarak düzenlenmektedir… Damat Ferit milliyetçi harekete karşı asker göndermek istiyor… Aldığımız kararlara saygı göstermeyen tek halk Türk halkıdır.”
 
*Sayfa No:17,26-Belge No:17,23-9.Mart.1920 (Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… Türkler Yunan idaresi altına girmezler, özellikle Yunanlıların İzmir’de yaptığı kepazelikten sonra… İngiliz subayları ve bizim adamlarımız Türkleri öldürmekte, Yunanlılarla iş birliği yapıyorlar…. Bizim Türklere gösterdiğimiz şiddet anlaşılır şey değildir… Türkler müthiş savaşçıdır, cephaneleri azdır, hiç ulaştırma araçları yoktur… Türklerle yapılacak sulh anlaşmasında Kürdistan’da Türklerin hiçbir hakları kalmayacaktır. Kürdistan’da durumdan emin olmalıyız, Kürtler bile ne istediklerini bilmiyorlar… Erzurum Türklerin en kuvvetli kalelerinden biridir, çok büyük bir Türk toprağının Ermenilere verilmesine göz yummazlar… İngiliz İmp.lu ğu bir zamanlar Türk İmp.lu  ğunun olan bütün bölgeleri elde etmiştir.”
 
*Sayfa No:43-Belge No:27-18.Mart.1920 ( Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… Anadolu hareketinin nedeni Yunan işgali ve yaptığı dehşet verici eylemlerdir. Ayrıca büyük Ermenistan ve Pontus Devletlerinin kurulması bu hareketin sebebidir.”
 
*Sayfa No:49-Belge No: 33-26.Mart.1920 (Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… Kürdistan Türkieden tamamen ayrılıp özerk olmalıdır. Ermenilerle Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul’daki Kürt Klübü başkanı Seyit Abdülkadir ve Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa emrinizdedir.”
 
*Sayfa No:51-Belge No:36-30.Mart.1920 ( Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“….Başbakandan(Sadrazam) Mustafa Kemal’i kötülüyen ve onları hükümetin emrine karşı gelen asiler olduklarını bildiren ve halkın hükümete bağlı olması gerektiğini anlatan bir yazı aldık.”
 
*Sayfa No:61,62-Belge No:48,50-11-15.Nisan.1920 (Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… Damat Ferit(Başbakan) 7.Nisan’da bana geldi, milli hareketi bastırmak için her çeşit moral baskıyı kullanacağını söyledi. Milli harekete karşı organize edilen Aznavur, hükümetin elinde ilk silahtır. Aznavur, Bandırmayı işgâl her türlü etti. Hükümet onu Balıkesir valisi tayin etti ve ayrıca İngilizlerden de yardım istedi. Ben, milliyetçileri ezmek için yine hükümete her türlü yardımı yapacağımı söyledim… Hükümet, milliyetçileri lânetleyen bir bildiri yayınladı, milli harekete karşı bir seri fetva ilan etti.”
 
*Sayfa No:108 -Belge No:103-28. Temmuz.1920 (Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… Damat Ferit bana geldi, < Sulh anlaşmasına göre Kürtler ayrı bir devlet olacaklardır, Kürt liderleri Mustafa Kemal’i sevmez… Siz Mustafa Kemal’den nefret ediyorsunuz çünkü o, sizin yaptığınız anlaşmayı kabul etmiyor. O halde Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı birlikte kullanalım> dedi.”
 
*Sayfa No:113- Belge No:110- 1. Ağustos.1920 ( Amiral F.de  . Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… İstanbul’da vaziyet karışık… Şeyhülislam ve Ticaret Bakanı   ve Damat Ferit yerinde kalabilirse bize çok faydalı olabilirler. Fakat, halk çok muhalefet gösterirse, onları tutmanın yararı yoktur.”
 
*Sayfa No: 146 - Belge No:144- 23.Eylül.1920 (Mr. Ryan’ın Anadolu Milli Hareketi hakkındaki notu: )
“… Türkler yapılan sulhu çok sert ve adaletsiz buldular. İstanbul hükümeti son derece zayıf ve iflas etmiş durumdadır. Milliyetçiler de zayıf, Yunanlılar ise zırhlar içinde pırıl pırıl ve hazır… İtalyanlar politik ve ekonomik bakımdan Türkiye’yi emmek istiyorlar. Kürtlerin, Türklerden ayrılmaları çok güç. Böyle olmakla beraber majestenin hükümeti Kürtleri Kemalistlere karşı kullanabilir. Anadolu’yu milliyetçiler karşı cesaretlendirmeliyiz. Halkın milliyetçilerden bıkkın olduğu teorisini yaymalıyız. Ferit Paşa(Başbakan) Anadolu’ya bir grup gönderip kendi halkı kandırmaya çalışacak…”

*Sayfa No:151,154-Belge No:147,150-1-4.Ekim.1920 ( Amiral Sir F.de  Robeck’ten Lord Curzon’a)
“… Damat Ferit(Başbakan) şahsi emniyetinden, Sultan’ın emniyetinden ve kendi adamlarının emniyetinden korkmaktadır. Eğer milliyetçiler Türkiye’de idareyi ele geçirirlerse, kendisinin ve Sultan’ın hayatının himayemiz altında olduğunu söylememe izin verir misiniz?... Ferit söylüyor. Damat Ferit’in istifası halinde O’nun ve Sultan’ın yurt dışına şerefli bir şekilde çıkmasını sağlamalıyız… Sultan tahtını terk ederse, O’na Türkiye’den çıkması için gereken her türlü yardımı yaparım.”
 
*Sayfa No:157-Belge No:152- 5.Ekim.1920 ( Venizelos’tan Llyod George’a)
“… Türk hükümetinin Mustafa Kemal’i ortadan kaldıramayacağına kanaat getirdim… Mustafa Kemal’e karşı tedbir olarak:
 
*Sayfa No:163-Belge No:161- 23. Ekim.1920 (Lord Curzon’dan Lord Derby’e )
“… Damat Ferit istifa etti, şimdi yeni başbakanı ve Sultan’ı elde etmeliyiz.”
 
*Sayfa No:181-Belge No: 179-22.Kasım.1920 ( Sir H.Rumbolt’dan Lord Curzon’a)
“… İzmir’den gelen askeri raporlar iyi değil. Yunanlılar bile askeri disiplinleri olmadığını itiraf ediyorlar. 3. birliğin komutanı Kondylis Salihli’den kömür vagonlarının  altına saklanarak kaçmış, öyle görünüyor ki Yunanlılar tek başlarına bu işi yürütemeyecekler.”
 
*Sayfa No:193-Belge No:186-27.Kasım.1920 (Sir H.Rumbolt’dan Lord Curzon’a
“… Eğer çok şiddetle askeri harekâta geçmezsek milliyetçiler üstünlüğü ele geçirecekler… Biz, kendimizi bolşevizme karşı İslâm’ın koruyucusu gibi göstermeliyiz… Ayrıca, şimdiye kadar Rusları İslâm dünyasının düşmanı zanneden İslâm dünyası yavaş yavaş uyanıp gerçek düşmanlarının İngiltere olduğun anlamaya başladı.”
 
*Sayfa No: 208-Belge No:200- 20.Aralık.1920 ( Lord Hardinge’den Lord Curzon’a)
“… Emir Faysal, Yunanlıların Türklere karşı çarpışmalarını teşvik ediyor.”

Mehmet Akif 100 yıl önce, bize de seslenmiş

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! '
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.


Mehmet Akif; 14 Mart 1913

Ayaklarımız da ellerimiz gibi bir duyu organıdır.

Ayaklarımız da ellerimiz gibi bir duyu organıdır.

Ayaklarımızın tabanlarında tüm organlarımıza tekabül eden ve onları aktive eden sinir uçları bulunmaktadır (Bkz: reflexology) En sağlıklı yaşam biçimi yalınayak yürümektir. 

İnsan gelişirken ayak tabanları da birer duyarga gibi çalışır. Taban ve parmaklar yere değdiklerinde aldıkları duyumları beyne iletmeleri sayesinde çevredeki farklılıkları algılayabilir ve ortamın özelliklerini kavrayabiliz. Ve tabii ki daha normal çalışan bir beynimiz olur. 

Zemin ne kadar engebeli ise bedenimiz ve kaslarımız o kadar aktif olur, adeta dans edercesine yürürüz ki bu çok sağlıklıdır. 

F.Hundertwasser "engebeli zeminlerin ayaklar için melodi" olduğunu söyler. Şehirde beton zemin üzerinde ve ayakkabılarının tabanlarına basarak yürüyen insanların beyin gelişimlerinin tamamlanamadığını düşünüyorum. 

Diğer yandan toprağa veya çimenlere yalınayak basmak bedenimizdeki negatif elektrik yükünü yani stresi alır.
MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLARININ MESAJIDIR:

Bugün, Atamızla aynı iman ve katiyetle söylüyoruz ki,

Milli ülküye, herşeye rağmen tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milleti 'nin (ne mutlu Türküm diyenin) büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla süphemiz yoktur ki, hızla inkişaf etmekte olan Türklüğün unutulmus büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, yarının yüksek medeniyet ufkundan yeni bir günes gibi doğacaktır!

Ne mutlu Türküm diyene!.





Bunları Biliyor muydunuz?

Bunları Biliyor muydunuz?

* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün... Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,

* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...