CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR

Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir, nedir, tanıyalım..

[Editörün notu: 
Din, bir madde midir?! 
Türklük bir maneviyat mıdır?! 
Sentez nedir nasıl yaplır? Sentez, iki maddenin bir araya getirilerek yapay olarak bileşik cisimler oluşturma, bireşimdir. 
Kısacası: Türk islam sentezi, şeytanca bir planın ifadesidir.]


Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir ? 

Ülkücülerin çok sevdiği, milliyetçi ilan ettikleri ve hakkında bahsederken ''hazret'' ''seyid'' gibi ifadeler kullandıkları, Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir, nedir, tanıyalım..
Ülkücü Arvasi ve aşireti aslen Araptır, fakat bölgedeki kürt unsurlarla karışması sonucu tamamen kürtleşmiş durumdadır.

Ahmet Seyid Arvasi'nin babası Şeyh Abdülhakim Arvasi Nakşibendi tarikatının önde gelen isimlerinden biriydi. Bütünüyle Nakşi olan bu aşiret Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğü ve laik rejimi aleyhine faaliyet gösteren birçok kürtçü - şeriatçı yetiştirdi. Adlarının başında "Seyyid" lakabı bulunan Fehim Arvasi, Ali Arvasi, Abdülbaki Arvasi, Abdülhakim Arvasi gibi tarikatçılar devletin anayasal düzenini yıkarak islami esaslara dayanan bir sistem oluşturma özlemindeydiler; Şefik Arvasi ise kürtçülük üzerine kitap yazan bir kürtçüydü. Birkaç yıl önce Diyarbakır'da infaz edilen kürtçü ideolog Musa Anter'in "Hatıralarım" adlı kitabında Şefik Arvasi'den "değerli bir kürt milliyetçisi" diye bahsedilir. Adı geçen kişilerin hepsi ülkücü Ahmet Arvasi'nin akrabalarıdır. Nitekim Ahmet Arvasi'nin kendisi de koyu bir şeriatçıdır.

Bir kürt ayaklanmacısı olan Sıbgatullah Arvasi ülkücü Ahmet.S Arvasi'nin tam anlamıyla dedesi, yani babasının babası değildir fakat bunların ikisi de Van ve Ağrı illerinde yerleşik bulunan Arvasi aşiretinin mensubu olup birbirleriyle yakın akrabadır. Sıbgatullah efendi 1913'de İngilizlerden aldığı para karşılığında bölgedeki kürtleri kışkırtarak isyan etmelerini sağlamış ama bu ihanetin cezasını ağır ödemişti.

S.Arvasi ülkücülerin gözünde "büyük Türk milliyetçisi"dir fakat aslında akrabaları ve aşireti gibi bir köktendincidir, siyasal islamcıdır. Türk milliyetçiliği diye adlandırdığı irticai fikirler milliyetçiliğin gerçek anlamına tamamen ters düşer. müslüman olmayan Türkleri dışladığı gibi, müslüman Türkleri de mezheplerine göre ayırır. Türklük kavramını nasıl tanımladığını da tahmin ediyorsunuzdur herhalde. Türkiyede yaşayan tüm sünnileri Türk kabul eder, sünni olmayan safkan bir Türk bile onun gözünde 2. plandadır. Müslüman olmayan Türkün arvasinin gözünde hiç değeri yoktur. ama kendi soyundan olan arapları kürtleri çok sever... Laik düzene karşı çıkarak islam şeriatını savunur, ülküsü islam birliğidir. yazdığı kitapları tarafsız bakış açısıyla okuyan herkes, üstü örtülü bir şekilde Atatürk ve devrim düşmanlığı yaptığını kolayca görür.

kendisi Türk olmadığı için yaptığı ülkücü tarifinde TÜRK adı bile geçmez. Bakınız Türk-İslam Ülküsü adlı kitabında "ülkücü"yü nasıl tanımlıyor. Tek kelimesini değiştirmeden aynen aktarıyorum:

"Kendini Allah ve Resulü'nün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını ve mevkiini, din ve devleti, müllk ve milleti için fedaya hazır, şanlı, mukaddes, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde döğüşen, nefsini düşünmeyen ve ülküsüne fani olmuş yiğitlerdir. Onlar büyük ve şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah ve Resulü'nün hizmetine sunulmuş ve küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen kadrolardır. Bunlar Mümin'lere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan yiğitlerdir. Bu nesil Allah'ın İslam alemine ihsanıdır."

Bu tanımlamada "TÜRK" adı geçiyor mu?.. Geçmiyor...

NETİCE İTİBARİYLE ARVASİ TÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİSİ DEĞİL AÇIKÇA ÜMMETÇİDİR.

Ayrıca bu adam Özal döneminde kürt Özal'ı yazılarıyla desteklemiştir. Çünkü Özal'da kendisi gibi nakşi ve kürttür. Yaşı 40'ın üzerinde olan her ülkücü bunu bilir.

Ilaveten; Seyyid Abdülkadir Arvasi, 1919-1925 yılları arsında da Atatürk`ün liderliğindeki Türk İstiklal Harbi ve Cumhuriyet Türkiye`sini yıkmak için İngiltere`yle işbirliği yaptı. Bir Nakşibendi Şeyhi olan Şeyh Sait, Seyyid Abdülkadir`in de desteği ile 8 Şubat 1925`de Cumhuriyet Türkiye`sine isyan etti. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi`nin vatana ihanet suçundan idam cezası verdiği Seyit Abdülkadir ve oğullarından Mehmet, 27 Mayıs 1925`te idam edildiler. Öteki oğlu Abdülkadir İran`a kaçtı.

Şeyh Said`e gelince. Melik Fırat`ın `Kürt Şehidi` saydığı bu Nakşibendi Şeyhi vatana ihanetten 29 Haziran 1925`te idam edildi. Özoğlu`na göre, Şemdinan ailesinin bir ferdi olarak Nakşibendi Seyyid Abdülkadir her ne kadar rakipleri Berdirhan aşireti gibi doğrudan bağımsızlığı savunmayıp özerkliği savunuyorsa da, iki açıdan bütün Kürtçü hiziplerin liderlerinin bir simgesidir. Birincisi, Osmanlı Türk devleti çökerken faal olarak Kürtçülük faaliyetlerine başlamıştı.

Şefik Arvasi`nin Said Nursi`nin yakın arkadaşı olduğu belirtilmekte. Arvasilerin Hakkari`nin Arvas`ta toprağının olduğu ve Nakşibendi tarikatının bölgedeki en önemli temsilcilerinden Hakkarili Şemdinan ailesiyle de ilişkileri var. Milletvekili Şeyh Kürdistan Teali Cemiyeti`nin (KTC) kurucu üyelerinden olan Şefik Arvasi 1919 yılında, KTC yayın organı olan Kürdistan gazetesinin başyazarlığını yapmakta ve makalelerinde Kürt kimliğini desteklemektedir.

.

Devletin içindeki gizli Ermeniler!

Devletin içindeki gizli Ermeniler!

Van’daki Akdamar Kilisesi’nde ayin yapılmasından sonra bölgede yaşayan gizli Ermeniler kendilerini açığa çıkarmaya başladı ve kimliklerine “Hristiyan” yazdırmak için sıraya girdi. Bu kişilerin çoğu şimdiye kadar “Müslüman Kürt” olduklarını söylüyordu.

Asıl kimliğini açıklayanlar arasında, Türkiye Ermenileri Patrikliği Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ablasının torunları 33 yaşındaki Mesure Kaplan ve 28 yaşındaki Cihan Beskisiz de var.

Mesure Kaplan, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, “Müslüman komşularımızın, iş arkadaşlarımızın arasında bir Müslüman gibi davrandık. Hatta, davranışlarımızla Müslüman pek çok komşumuzdan daha Müslüman olduğumuzu bile söyleyebilirim. Yoksa aile içinde ve bizim gibi olanlar arasında her zaman Ermeni kimliğimizi korumaya çalıştık” dedi.

Demek ki Müslümana Müslümanlık taslayanlara dikkat etmek gerekiyor!


Aram Ateşyan da “Türkiye’nin dört bir yanından, Tunceli’den, Trabzon’dan, Kastamonu’dan gençler aile kökenlerini araştırmak için bize geliyor. Ya komşusundan çekiniyor ya da çalışacağı yerden kovulacağından korkuyor. Oysa, ülkemiz demokratikleştikçe, insan hakları kökleştikçe binlercesi dinine geri dönecektir” dedi. Ateşyan, “Korkular ortadan kalktıkça kendi dinine dönenler artacak, Anadolu çok renklenecek, şenlenecek. Birden bire görecekler ki binlerce Ermeni varmış yanlarında, haberleri yokmuş” diye konuştu.

Biliyorsunuz bizim konu ile ilgili “Gizli Ermeniler” adlı bir kitabımız var. Şu sıralarda Ermeni meselesiyle ilgili kitaplar arasında en çok satanların başında geliyor.

Hırant Dink, öldürülmeden önce bu konuyu araştırıyordu ve Türkiye’deki gizli Ermeniler hakkında “300 bin rakamının abartılı olduğunu düşünmüyorum. Bence daha da fazladır. Diasporaya bunu sıkça söylüyorum. Türkiye’de tek kişinin varlığını bilmek, ruh hâline yardım etmek, yurtdışında alınmış yüzlerce parlamento kararından ehemmiyetlidir” diyordu.

Ardından Türkiye’nin önemli görevlerde bulunmuş bir diplomatı ve bir dönem AB ile ilişkilerin teslim edildiği kişi olan Volkan Vural, Neşe Düzel’e konuşmuş ve “Devlet Ermenilerden özür dilemeli, Ermeni ve Rumlar tekrar eski topraklarına dönsün, tekrar vatandaş olsun” demişti...

Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı programında, Korkut Özal, Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı iken kendisine Türkiye’nin adının “Anadolu Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesinden söz ettiğini açıklamıştı. Ali Kırca, Korkut Özal’a dönerek, “Turgut Özal bir ara ’Ben de Kürt olabilirim’ dediği için soruyorum. Siz Kürt müsünüz?” diye sormuş, Korkut Özal, karışık bir etnik yapıya sahip Malatya’nın yüzde 40’ının Ermeni olduğunu iddia ederek, annesinin Osmanlı aşiretinden geldiğini, babasının karışık olduğunu söylemişti.

Demek istediğim şu ki kimliklerini gizlemek zorunda olan insanlar, hangi makama gelirse gelsin içinde yaşadıkları topluma karşı gizli bir isyan halindedir. Kimliğini gizlemek, psikolojik rahatsızlığa yol açar. Yabancı gizli servisler bunların bir kısmını çocukken keşfederek yetiştirir, devletin içinde önemli makamlara getirdikten sonra kendi isteklerini yerine getirmelerini ister. Bunlara istihbarat dilinde “koza” denilir.

Türkiye’nin bir “Gizli Ermeniler” meselesi vardır.

Hırant Dink, bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına “Siz 1.5 milyon kişiden bahsediyorsunuz. Oysa aynı dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?” diye sormuş, muhatabı da “Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir” cevabını vermişti.

Demek ki şimdi bu politikadan vazgeçtiler.

Bence Türkiye’nin asıl meselesi, devletin içindeki gizli Ermenilerdir. 


Arslan BULUT
22.09.2010 /YENİÇAĞ

.


ERMENİ TÜRKLERİ ve TÜRK OLMAYAN TÜRK IRKÇILARI

Hz. Muhammed bir hadisi şerifinde diyor ki, “Çocuk kimin yatağında dünyaya gelmiş ise, ona aittir.” (*)

(Editörün  Notu: 
Yazar, "hiçbir zaman Türk ırkçılığı yapmayan Türkler" ve "Cumhuriyet tarihinde hiçbir Türkmen Cumhurbaşkanı olmadı. Hiçbir Türkmen Başbakan da olmadı. Hiçbir Genelkurmay Başkanı da Türkmen degil" diyor. Ve; 
Türkiye Cumhuriyetinde Ermeniler ve Muhacir Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Çerkezler ve Pontus Rumlarının kendi etnik kimlikleriyle yaşamalarının, ne kadar zor olduğunu söylüyor. 
Türk ırkçılığı yapanların Türkler olmadığı, Türk Irkçılığı yapanların ve Türkiye Cumhuriyeti devlet adamlarının bu dönmelerden olduğunu ifade ediyor. 

Bugünlere zaten onların, yazarın ifadesiyle, Ermenilerin vd.nin "başarılı devlet adamı olmaları" sayesinde geldik. 78 yıldırki "başarıları" sayesinde sonunda GüllükGülistanlık bir ülke yaptılar nihayet TürkiyeCumhuriyetini.. yani: Terör ülkesi, Şeyhler dervişler müridler meczuplar ülkesi, bölücüler ülkesi, etnik ayrılıkçılar ülkesi ve Emperyalizme köle olan bir ülke haline getirmeyi devletimiz yöneterek başardılar. 
Yani kendi adlarına ve çıkarlarına uygun başarılar elde ettiler. Tıpkı Osmanlı İmp. yaptıkları gibi.
Düşmanlığın dinin olmayacağını idrak edemediği için yan gelip yatan Türkler, yani siyasetle uğraşmayı Onlar'ı kendi elleriyle başlarına getiren Türkler, Var olma yok olmama savaşı veriyor artık.  Oysa Türkiye Cumhuriyetinin dayanağı Türk topluluğudur.

BİLGİ OLMADAN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ SAVUNAMAZSINIZ
-Asıl düşmanı fark edemezsiniz.
-Düşmanın asıl tahribatını göremezsiniz.
-Düşmana nasıl karşı koyacağınızı bilemezsiniz.
-Devletimizi ve vatanımızı koruyamazsınız.
-Çocuklarınıza, mutlu olacakları bir yurt bırakamazsınız. )




ERMENİ TÜRKLERİ

İbrahim Aksoy Eski SHP Malatya Milletvekili

Türk ırkçılığının, öncülüğünü yapanlar gerçekten ne kadar Türk tür? Türkiye’de Türk olanların, hiç biri Türkçülük yapmıyor. Zaten buna da ihtiyaçları yoktur. Türkmenistan’dan Anadolu ya gelip yerleşen Türkmenler, hem Osmanlı döneminde, hem de Cumhuriyet döneminde sürekli devletin dışına itildiler. Buna rağmen hiçbir zaman Türk ırkçılığı yapmadılar. Cumhuriyet döneminde Türk ırkçılığının büyük itibar görmesine rağmen yine yapmadılar.

Türkmenistan’dan gelen Türkmenler, Orta Anadolu’da, Alevi Kürtlerle karışık yaşayan Aleviler; Toroslar’daki yörük Aleviler ve Ege’deki tahtacı Alevilerdir. Bunlar Osmanlı döneminde sürekli aşağılanmış ve hatta kitlesel katliamlara uğramışlardır. Cumhuriyet döneminde de sürekli devletin kenarında bırakılmışlardır.

Balkan muhacirleri, Karadeniz Pontus Rumları’nın torunları ve Anadolu’da yerleşik bazı azınlıklar Türk ırkçılığını yapıyorlar. Bazen de bunlar kendilerini kabul ettirebilmek için aklın ve mantığın sınırlarını bile zorluyorlar. Burada, bu sınırları aşan bazı Ermenileri anlatmaya çalışacağım.

Sabiha Gökçen; Atatürk’ün manevi kızıdır. Bu daha önce de yazıldı. Atatürk bu kızı bir yetimhaneden alıp evlatlık edinmiştir. Atatürk küçük kızına, zil zurna âşık olduğu ve kendisinden 19 yaş küçük Vahdettin’in küçük kızı prenses Sabiha’nın adını verdi. Böylece küçük Sabiha’nın bir Müslüman adı oldu ve daha sonra, Gökçen soyadını alarak, Sabiha Gökçen oldu. Sabiha Gökçen dünyada ilk kadın savaş pilotu olmanın yanında, yine dünyada savaşa katılan ilk kadın pilot olma özelliğini de taşıyor. Çünkü Sabiha Gökçen 1938 Dersim katliamında, Dersim’in köylerine tonlarca bomba yağdırdı. Binlerce, Dersimli bu bombalarla can verdi.

Hafize Özal; Turgut Özal’ın annesi, Malatya’nın Tecde köyünde önceleri Ermeni papazı, daha sonra din değiştirip, hocalık yapan meşhur cinci hocanın kızıdır. Hafîze hanım büyüyünce, yine Ermeni kökenli, Çemişgezek göçmeni olan Turgut Özal’ın babası ile evlendi. Çocukları da dahil hepsi tarikat üyesidirler.

Recai Kutan; Adıyaman’ın Sincik ilçesine bağlı Kotan köyünden, aslen Ermeni olan Ismail Efendi’nin oğlu olarak Malatya’nın Nebioğlu Sokağı’nda dünyaya geldi. Özallar da aynı sokak da oturdukları için, tanışmışlıkları çok eskiye dayanır. Sadece tanışmışlıkları degil, tarikat üyelilikleri de o yıllara dayanır. Başından beri Necmettin Erbakan’ın sağ kolu olan Recai Kutan şu anda SP Genel Başkanıdır.

Oguzhan Asiltürk; kendisine asil bir soyadı da seçen Oğuzhan, Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Zorban köyünde dünyaya geldi. Ermeniliğini terk edip tarikat üyeliğini benimsemesi, yaşı kadar eskidir.

Devlet Bahçeli; Aslen Siverek Ermenilerinden bir ailenin çocuğudur. Ailesi Siverek’ten göçüp, Bahçe ilçesine yerleşti. Küçük Devlet burada dünya ya geldi. Özellikle üniversite yıllarında, Türk ırkçılığının öncü kadrolarındandır. Atatürk Üniversitesi’ndeki bu çabaları, onu daha sonra MHP’nin Genel Başkanlığı’na taşıdı. Şu anda Türkçülük hareketinin en önemli şahsiyetlerindendir.

Hasan Celal Güzel; ANAP’ta bakanlık da yapan Güzel şu anda YDP Genel Başkanı’dır. Hasan Celal, aslen Antepli olan Ermeni bir ailenin çocuğudur. Hasan Celal’in ailesi, Antep’de devletle ilişkileri deşifre olduktan sonra gelip Malatya’ya yerleşti. Küçük Hasan Celal Malatya’da traktör pazarlamacısı Kamil Güzel’in oğlu olarak dünya ya geldi. Başarılı bir devlet adamı olduğu gibi, yeminli bir Kürt ve Ermeni düşmanıdır.

Mehmet Ağar; aslen Ağınlı olan Ermeni bir ailenin çocuğudur. Küçük Mehmet, Elazığ’da meşhur Kürt Zülküf’ün oğlu olarak dünyaya geldi. Kürt Zülküf 68’lilerin korkulu rüyası olan işkenceci toplum polis müdürünün ta kendisidir. Kürt lakabını da Ermeniliğine örtü olarak kullanıyordu. Mehmet Ağar her yasadışı olaya adı karışan başarılı bir devlet adamı ve gençliğinden beri yeminli bir devlet hizmetkarıdır. Devletin her kademesindeki başarılı hizmetlerinin yanısıra, başarılı bir sorgucu olarak da bilinen Ağar, şu anda DYP Genel Başkanı olarak 2007 yılında yapılacak genel seçimlerde Başbakan adayıdır. 

Mehmet Keçeciler; Türkiye de gericilikden bahis açılınca ilk akla gelen isimlerin başında gelir. Keçeciler de devletin her kademesinde, büyük hizmetleri olan, başarılı bir devlet adamıdır.

Mesut Yılmaz; şu sıralar siyasete yeniden başlamak için, salvo yapmaya başlayan Yılmaz, Rize’nin Hemşin Ermenilerindendir. Mesut Yılmaz, başbakanlık da dahil, devletin her kademesinde başarılı görevlerde bulunmuş bir devlet adamıdır.

Murat Karayalçın; Mesut Yılmaz ile aynı köydendir. Hemşin Ermenilerinden olan Karayalçın, ailesi ile Yılmaz ailesi kavgalı oldukları için, Karayalçın ailesi Samsun’a göçmek mecburiyetinde kaldı. Küçük Murat, Samsun’da dünyaya geldi. Karayalçın başarılı bir insan olduğu için, Kenan Evren’in ilk atadığı bürokrattır. Bu başarısını Evren’in atamasıyla Kent – Koop Genel Başkanlığı’nda da sürdürdü. Şu anda SHP Genel Başkanlık görevini başarıyla sürdürüyor. 

Karayalçın’ın en önemli özelliği, Ankara Siyasal Bilgiler’de öğrenciyken Mehmet Ağar, Mehmet Keçeciler ve Hasan Celal Güzel gibi bazı arkadaşlarıyla, Arapkirliler Grubu’nu oluşturarak Uluç Gürkan’a karşı öğrenci birliği başkanlığına aday olmasıdır.

Aslında bu gruptan olanların hiçbiri Arapkirli değildir ve hepsi de Ermeni kökenlidir.

Ayrıca hepsi de ülkücü eğilimlidirler. Seçimi kaybeden Karayalçın, CHPli Uluç Gürkan’ı tehdit etmeye başladı. O yıllarda aynı okulda öğrenci olan devrimci hareketin önderlerinden Mahir Çayan’dan zılgıtı yiyince yerine oturdu. 

Mehmet Ali Ağca, Oral Çerlik ve Mehmet Özbay gibi ülkücü camiada da çok sayıda Ermeni kökenli var. Bunların hepsini teker teker saymaya gerek yok. 

Ben burada sadece kamuoyunun da tanıdığı bazı Ermenilerin isimlerini verdim. Türkiye’de kimliğini inkar ederek yaşamını sürdüren 300 binden fazla Ermeni olduğu söyleniyor. Bu ürkütücü bir sonuç. Bu sonuç Türkiye’de Ermeni olarak yaşamanın, ne kadar zor olduğunun açık delilidir.

Kimliğini inkar ederek yaşamını sürdürenlere hiçbir sözümüz yoktur. Onları anlayışla karşılıyoruz. Ancak Ermeni olduğunu bile bile Türk ırkçılığı veya Türk- Islam sentezinin savunuculuğunu yapanları anlamakta zorluk çekiyoruz. Hele bunların Türkiye’deki gayrımüslimlere ve Kürtlere karşı düşmanca tavırları anlaşılır gibi değil. 

Bir insan her zaman din değiştirebilir. Bu onun doğal hakkıdır. Ama bir insan hiçbir zaman ait olduğu ırkını değiştiremez. Bunların hangi koşullarda bu duruma geldikleri ilginç değil mi?

Hz. Muhammed’in bir hadisi şerifi vardır. Diyor ki; “Çocuk kimin yatağında dünyaya gelmiş ise, ona aittir.” Bu hadise uygun olan, bir de atasözü vardır: Aslını inkar eden haramzadedir.

Ben bir insan olarak bunların düştükleri bu duruma üzülüyorum. Mesela Mehmet Ağar, insanların yüzüne bakacak yüzü olmadığı için sürekli renkli gözlük kullanır. Diğerlerinin gözlerinde sürekli suçluların telaşını görmek mümkün. Ama bunları neden yapıyorlar, anlamak mümkün değil. 

Ben burada sadece bazı Ermenileri yazdım. Belki de Ermeniler, Anadolu’nun yerli halklarından olduğu için yazdım. Muhacir Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Çerkezler ve Pontus Rumları da aynı durumda. 

Cumhuriyet tarihinde hiçbir Türkmen Cumhurbaşkanı olmadı. Hiçbir Türkmen Başbakan da olmadı. Hiçbir Genelkurmay Başkanı da Türkmen degil. 

Türk olabilmek için, sadece müslümanım, Türküm demek yeterli mi? Onu da bilmiyorum. Ama; keçinin ben koyunum demekle koyun olamayacağını biliyorum.

Bir Ermeni örneği daha. 12 Eylül Cuntası döneminde yüzbinlerce insan gözaltına alındı ve haftalarca işkence gördü. Ama bunların arasında Garbis Altunyan isminde birisi vardı ki sadece solcu olduğu için değil, aynı zamanda Ermeni olduğu için de tam 270 gün işkencede kaldı. Bunun 34 gününü aslan kafesinde geçirdi. Yıllarca cezaevinde yattı ve şu anda işkenceden sakat kalmış bir insan olarak yaşamını Avrupada sürdürüyor.

Ağustos 2006

Kaynak: http://bit.ly/2aWEbyo
--
Not:  (*) Bu konuyla ilgili yazılar:
http://bit.ly/2aOkCoc
http://bit.ly/2baQszM
http://bit.ly/2bn6sAB
http://bit.ly/2bnaB3r
ve
Akp'nin Etnik Kokeni; Düşmanı nerede aramalı acaba?
 http://bit.ly/2baPhAj

.

Erdoğan’ın asıl hatası Cemaat değildi


  10 Ağustos 2016  

Erdoğan’ın asıl hatası Cemaat değildi


Ali Deniz Kutluk adını duydunuz mu?
Tümamiral idi.
43 yıl sonra NATO'da tüm ülkelerin kuvvet planlamasından sorumlu “Branch Chief” konumuna yükseltilen Türk Komutan'dı.
Bir gün… NATO ana karargahında çalışırken, stratejik birimde çalışan ABD'li subay yanında sivil bir Amerikalı ile ziyaret randevusu alıp makamına geldi. Amerikalı sivil kendini saklamadı; CIA'da çalışıyordu.
İlk sorusu şu oldu: Türkiye kendisine rejim ihraç etmeye çalışan komşusu ile daha etkin mücadele etmeyi neden düşünmemektedir? Bahsettiği ülke, İran idi.
CIA görevlisi yanıtını beklemeden etkin mücadelenin yöntemini anlatmaya başladı.
Tümamiral Kutluk, biz Türklerin 500 yıldır İran'la aynı sınırı paylaştığını ve dost iki ülke olduğumuzu söyledi. Sadece bu değil…
Kutluk Paşa, Amerikalıların benzer “yoklamalarını” Karadeniz kıyıları içinde söylediklerine şahit oldu. Her seferinde Türkiye'nin rotasını Atatürk'ün çizdiği “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesi olduğunu söyledi.
Sonuçta ne oldu?
Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Balyoz kumpasıyla 2010'da hapse atıldı. 18 yıla mahkum edildi! (Birlikte tutuklandığı Tuğamiral Cem Aziz Çakmak cezaevinde can verdi!)
Annesinin vasiyetiydi; deniz subayı olması. Ve bu nedenle oğluna “Deniz” adını vermişti.
ABD-CIA'nın isteklerine karşı çıkan Tümamiral Ali Deniz Kutluk hapiste emekli edildi; canından çok sevdiği üniformasını çıkardı.
Yerine getirilenler 15 Temmuz'da darbe girişiminde bulundu.
Yani…
Emperyalizmin ayak izleri takip edilmeden nitelikli siyasal-ideolojik değerlendirmeler yapılamaz.
Asıl hatası
Erdoğan, “kandırıldım” dedi.
Doğru ama eksik!
Erdoğan ilk hatayı “BOP'un eşbaşkanıyım” diyerek yaptı. Asıl hatası buydu.
Cemaat, BOP'un aracıydı ve Erdoğan bunu bir türlü kavrayamadı.
Yetmezmiş gibi…
Hâlâ yandaşlar diyor ki; “Kemalistler Müslümanlara baskı yaptığı için AKP, Cemaat örgütlenmesine göz yumdu!”
Bu, ciddi tarih okuması olmayan son derece yüzeysel “gazetecilik” değerlendirmesidir.
Bu, CIA'cı G. Fullerlerin tezidir.
Bu, Amerikalı Noeconların tezidir.
Demek…
15 Temmuz kimi yandaşları aydınlatmamış; “kaba geleneksel bakıştan” kurtulamıyorlar.
Laik Kemalist Cumhuriyet -tıpkı Osmanlı gibi- dini yapıyı, -Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurarak- devlet kontrolü altına soktu. AKP ise, dini yapıları devlet kontrolünden çıkarınca ne oldu; Cemaat canavara dönüştü!
Biliniz ki, Sovyetler Birliği hariç dünyada hiçbir toplum gerçekten laik olmamıştır.
Biliniz ki, İslami muhalefet sanıldığı gibi laikliğin aşırılıklarına tepki sonucu doğmamıştır.
Kendinizi kandırmayınız.
Bazen kafayı kaldırıp dünyaya ve tarihe  bakmak gerekir. Örneğin…
– Siyasal İslamı İngilizler Hindistan'daki toplumsal muhalefeti bölmek için “icat” etmedi mi?
– Osmanlı'ya “İslamcılık” akımı Hindistan/İngilizler üzerinden gelmedi mi? Cemalettin Afgani, Muhammet Abduh kimdir, daha tanımadınız mı?
– Müslüman Kardeşler Süveyş Kanalı'ndaki emperyalist çıkarlarını gözetenler tarafından kurdurulmadı mı?
Eğer geleneksel egemen sınıflar ile ABD'nin ittifakı olmasaydı El Kaideler, IŞİD'ler nasıl dünya sahnesine çıkabilirdi?
Uzatmayayım; yandaşların analizlerinde hâlâ ne kapitalizm ne de emperyalizm var. Hâlâ “alnı secdeye değen”duygudaşlık üzerinden meseleleri analiz ediyorlar. Oysa.
Açık yüreklilikle Erdoğan'a, “başımızı BOP yaktı” söyleme cesaretini göstermeliler.
Yoksa meseleyi hiç kavrayamayacaklar.
Mustafa Kemal tavrı
“Görmeyen” sadece kimi yandaşlar değil.
“Bizim Mahalle”den kimileri -Erdoğan düşmanlığı nedeniyle- gelişmeleri hâlâ “okuyamıyor.” Kimileri de beklemede.
Bakın. AKP ülkeyi; emperyalizm safından çıkaracaksa buna tavırsız kalamazsınız.
Elbette 200 yıldır siyasal İslam, anti-emperyalist olmamıştır. Ama, bundan sonra da olmayacağı anlamına gelir mi?
AKP, müttefiki emperyalizmin gerçek yüzünü görmeye başladı ise, “Erdoğan pragmatisttir” deyip buna kayıtsız kalınabilir mi?
Evet, “Bizim Mahalle” de “doğru okuma” için dünyaya bakmalıdır. İşte…
Önce ki gün… Rusya, İran ve Azerbaycan liderleri başkent Bakü'deki zirvede bir araya geldi. Dün… Erdoğan ile Putin yan yana geldi. CIA'nın Cemaat eliyle yarattığı krize noktayı koydu.
Küreselleşme hegemonyasına karşı kurulan yeni dünyada Türkiye'nin de bulunması için katkıda bulunmayalım mı?
Onlar Cemaatin gerçek yüzünü bizden çok önce gördü:
Rusya; Cemaat'i, “bunlar CIA adına faaliyet yürütüyor” diye ülkesinden kovdu.
İran; ısrarla Cemaatin hedefinde oldu; bu ülkeye girmesine izin verilmedi.
E. Elçibey'i darbeyle yıkıp Azerbaycan'ın ABD kontrolüne girmesinde Cemaat'in oynadığı rolü de bir gün yazarım.
TSK'dan sadece “Avrasyacı” komutanlar neden atıldı; mesele açık değil mi?
Tüm bunlar  “görülmeden” sağlıklı Cemaat değerlendirilmesi yapılamaz.
Sonuçta… Washington-Brüksel çizgisine karşı AKP bir duruş sergiliyor ise, buna gözümüzü mü kapatalım?
Diyorlar ki: “Liberaller de AKP'yi desteklemişti, gördük sonlarını.” Liberaller ile AKP'nin birleşme ve ayrılık nedeni,emperyalizm'dir!
AKP, emperyalizme ve onun ekonomik sistemi neoliberalizmle uyumlu ilişkisini sürdürürken liberaller tarafından destek gördü. Ne zaman (Çin'den füze alımı gibi) eksen değişikliği oldu; Cemaat ve liberaller AKP karşıtı oldu!
Yarın... AKP; küreselci emperyalizmle yine kolkola girip gerici sosyal hareket hüviyetine bürünürse, mücadeleye kaldığımız yerden devam ederiz. Bakınız…
Mustafa Kemal, Sultanahmet Mitingi'nin kahramanı Halide Edip'i Ankara'da bağrına basmıştır. Fakat. Halide Edip Amerikan mandacılığında ısrar edince yolunu ayırmıştır.
Dediğim tam da budur.
Yolumuz “tam bağımsız Türkiye'yi kuracak” Mustafa Kemal'in yoludur; kafa karışıklığına gerek yoktur.
Soner Yalçın
http://bit.ly/2b64Idi

Gizem mi? / 15 Temmuz darbe girişimini sadece FETÖ’ye ve Nurculuk hareketine bağlamak

15 Temmuz darbe girişimini sadece FETÖ'ye ve Nurculuk hareketine bağlamak tarihten ve siyasetimiz üzerindeki dış etkilerden habersiz olmak demektir.

Zira gerek Osmanlı döneminde gerekse genç Cumhuriyet döneminde benzer hareketlere adı hoca olanlar vasıtasıyla devreye koyma girişimlerine rastlamaktayız.

1800'lü yıllarda Hicaz bölgesinin Osmanlı'nın elinden çıkışıyla başlayalım:

1710 yılında İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nın emri ile Mısır, Irak, İran, Hicaz ve İstanbul'a ajan olarak gönderilen Humpher, hatıratında Sömürgeler Bakanlığı tarafından yayınlanan bir kitaptan bahseder. 
Humpher

Burada Müslümanların güçlü ve zayıf yönleri belirlenmiş, güçlü yönlerin nasıl zayıflatılacağı ve bunlardan nasıl yararlanılacağı anlatılmıştı.

Sünni ve Şii Müslümanları birbirine kötülemek, Müslümanların cehaletlerini korumak, içki, kumar, fesat, fuhşu yaymak, domuz eti yemeyi teşvik etmek, din âlimleri ile halkın arasını açmak, Peygamber'in dinden maksadının sadece İslam olmadığı fikrini yaymak gibi görüşleri  İslam topraklarında Humpher benzeri ajanlar vasıtasıyla yaymışlardı.

Bunun yanında ajan Humpher hatıratında renk ayrımı, kabile ve arazi ihtilafları, dini ihtilaflar ve kavmiyetçiliği kullanarak iç karışıklık çıkardıklarını yazar.

Humpher, Basra'ya gelerek Abdülvehhab ile yakınlık kurmuştur. Ona liderlik fikrini telkin ettiğini, hayatına Safiye isimli bir hayat kadınını sokarak istediği noktaya taşıdığını anlatır.

Şarap içmenin helal olduğu, cihadın gereksizliği gibi konularda İslam çizgisinden kaymış bir Müslüman tipi ortaya çıkarmıştır.

Öyle ki, Humpher'in etkisi ile Abdülvehhab yeni ve İngiliz’in öğretileriyle bir mezhep ortaya çıkarmıştır. Söz konusu mezhep hicaz bölgesinde halen geçerliliğini korumaktadır. Maalesef bu mezhep İslam inancına uymayan batıl bir itikattır.



İngiliz ajan misyonerlerin çalışmaları, işbirlikçi yerli din adamları ve din adamı haline getirdikleri kişilerle beraber Hicaz'ı Osmanlı'dan ayırmıştır. Osmanlı Türkiye'si içindeki Alevi-Sünni iç karışıklığı ile çıkan isyanlarda ve Alevilerin katlinde Sünni kılıklı ajan hocaların fetvaları ortadadır. 

Yine Kurtuluş Savaşı sırasında kuvva harekâtına karşı çıkan fetvalar İngiliz destekli hocalardan gelmiştir. 
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi, 11 Nisan'da ilk fetvayı yayınladı.

Bu fetva İstanbul'da basılan gazetelerde yayınlandı, İngiliz ve Yunan uçakları ile dağıtıldı.
İngiliz konsoloslukları, İngiliz torpidoları, Rum ve Ermeni teşkilatları ile Yunan kuvvetleri de fetvayı dağıttı.

Fetva şöyle idi: "Mal toplama sevdasıyla kutsal şeriat ve padişahın emirlerine aykırı olarak kuvvet toplayan (kuvvacılar) kişilerin Kuran ayetleri gereğince katledilmeleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri yasal ve zorunlu olur mu?

Cevap: Bu suretle halifenin askerlerinden olup da eşkıyaları katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katledilenler şehit ve günahlarının bağışlanması için Hz. Peygamber'in aracılığına nail olur mu? Gerçeği Allah bilir ki, olurlar."

İngiliz kontrolündeki Teali İslam Cemiyeti, 16 Eylül 1919'da İkdam gazetesinde bildiri yayınlayarak Türk milletini Kuvayı Milliyeye destek vermesinler diye uyarmıştır.

İngiliz Muhipler Cemiyeti’ni kuran İngiliz ajanı Molla Said, Kürt Teali Cemiyeti’ni kuran Kürt Said ve Güneydoğu Anadolu’daki Şeyh Said isyanları da aynı misyonun parçalarıdır. 
    
Bugün FETÖ terör örgütü olarak kısaltılan nurculuk akımı da geldiği vatana ihanet noktasında tarihi vakalar gibi “İslam istismarı" ile Türkiye’de palazlanmış, dış destekli örgütlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Yoksa ABD’de askeri okul açan, delillere rağmen iade edilmeyen bir vatan haini neden korunsun?
Son olarak bizde ki kalkışma hamlesine dönersek: Independent gazetesinden Samuel Osborne darbe kalkışmasından sonra şunları yazdı: “Erdoğan’ın uçağı İstanbul yolunda olduğu süre boyunca havada en az iki F-16, Erdoğan'ın uçağını taciz etti. Eski bir askeri yetkili, Reuters Haber Ajansı'na bu konudaki beyanında: Erdoğan'ın uçağını ve onu koruyan iki F-16’yı radarlarına kilitlemişlerdi. Neden ateş etmedikleri konusu gizemini koruyor.”

Bizce, ortada gizem söz konusu değil.

Maksat, bundan sonra ortaya çıkacak kaosu başlatmaktı.

Türk siyaseti ayık olur, özellikle ajan hocalar eli ile Türk milletinin inancı üzerinden devam edebilecek kaos ortamlarına karşı Ehl-i Beyt mantalitesi etrafında gerçek İslam'ı yaşatır ve öğretirse elbette bu kaosun önüne geçebilecektir.

Ajan hocalar tarafından bir daha aldatılmamanın tek yolu da budur.


03 Ağustos 2016
 Prof. Dr. Haydar Baş

Kaynak: http://bit.ly/2axXlGY

.

David Rockefeller : “ATATÜRK YÜZÜNDEN PLANLARIMIZI YARIM YÜZYIL ERTELEMEK ZORUNDA KALDIK”

“Türkiye Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyeti yıkmak istiyorsak önce Türkiye’den başlamalıyız.” 
David Rockefeller


“Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacaklar. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabilecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklar. Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle geçirecekler.”

Türkiye'de, Rockefeller'in yukarıdaki sözleri doğrultusunda işbirlikçi icraatı var mı yok mu? Türkiye'deki gidişata bakınız.!
O nedenle, Türkiye yönetiminde bulunanların Soyu sopu önemlidir. Soy: genetik meşrep, fıtrat demektir.

.


BİLGİ OLMADAN CUMHURİYET’İ SAVUNAMAZSINIZ


Atatürk Millî Mücadele yıllarında, Cumhuriyet döneminde, Devletimizi iki temel taşı üzerinde kurulduğunu sık sık vurgulamıştır: Millî Egemenlik ve Tam Bağımsızlık. Kısaca anlatmak gerekirse, Millî Egemenlik ülkenin varlık ve yazgısını yalnızca milletin belirlemesi, Tam Bağımsızlık ise bu kararların iç ve dış herhangi bir yabancı müdahale olmaksızın alınmasıdır. 

Devletimizin temel taşları bunlardır; Milliyetçilik, Halkçılık, Cumhuriyetçilik, Devletçilik Laiklik, Devrimcilik, Bilimcilik, Sosyal Ahlak gibi diğer bütün esaslar iki temel ilkeyi tamamlayıcı ve destekleyici niteliktedir.
O zaman, iki temel ilke Cumhuriyetimize sahip çıktığını söyleyen her yurtseverin her zaman zihninde hazır bulunmalıdır. Her yurtsever her an, şu kaygıyı taşımalıdır ruhunda: Benim devletimin üzerinde yükseldiği iki temel taşa bir zarar verilmiş midir?


Ne yazık ki, 75 yıldır yapılanlara bakarsak görürüz ki, bütün uygulamalar bu temelleri güçlendireceği yerde, yerinden oynatmış, yıpratmış, harap etmiştir.
**
Peki, neden? Çünkü aydınlar ve yöneticiler dahil, toplumda yaygınlaşan cehalet ve ahlak düşüklüğü, Cumhuriyetimizin temellerini sahipsiz bırakmıştır. Neticede iç ve dış millet düşmanları meydanı boş bulmuş, sahte Atatürkçülerin de bilinçli bilinçsiz desteğiyle ortada neredeyse temel diye bir şey bırakmamıştır.


Bu acı gerçeği gördüğüm içindir ki, ben kendi çapımda, Atatürk ilkelerini tanıtmaya yönelik bir sanal okul açtım: Birinci Görev Okulu…


Bu okulda kısa metinler halinde Millî Egemenlik ve Tam Bağımsızlık dersleri vermeye başladım. Yavaş yavaş bunlara Atatürkçülüğün diğer ilkelerini anlatan dersleri de ekliyorum.
**
Bilgi olmadan, fikir olmaz, arkadaşlar; fikir olmadan da iş olmaz.


Üstelik o bilginin düzenli ve ortak olması gerekir ki, tutarlı olsun, işe yarasın. Hem kendiniz, hem başkaları ikna olsun. Ortak fikirler, yürekleri, yürekler de elleri harekete geçirsin.


Bilgili ve çok iyi yetişmiş olduğunuza, her şeyi zaten bildiğinize inanmış olabilirsiniz. Ancak siz yine de,
Bugün farklı bir şey yapın:


Birinci Görev Okulu’na uğrayın. İlkinden başlayarak dersleri notlardan takip edin. Ailenizle veya birkaç arkadaşınızla beraber okuyup öğrenin.
**
Cumhuriyetimizin üzerinde yükseldiği temelleri tam ve sistemli bir şekilde öğrenmedikçe:
-Asıl düşmanı fark edemezsiniz.
-Düşmanın asıl tahribatını göremezsiniz.
-Düşmana nasıl karşı koyacağınızı bilemezsiniz.
-Devletimizi ve vatanımızı koruyamazsınız.
-Çocuklarınıza, mutlu olacakları bir yurt bırakamazsınız.


**
Birinci Görev Okulu:
https://www.facebook.com/pages/Birinci-G%C3%96REV-OKULU/1588996111367381?ref=hl

BATI'NIN TÜRKİYE İLE ALIP VEREMEDİĞİ NEDİR? ATATÜRK ANLATIYOR: TÜRKİYE EMPERYALİZME KARŞI BİR SETTİR


1- Batılı emperyalistler kendilerini Doğu dünyasının sahibi sayıyor; bizi bir sürü, ülkemizi açık arazi olarak görüyorlardı. Saldırılarında onlara bir set olduğumuz için, bütün nefretlerini bize yöneltmişlerdi. Mazlum milletlere örnek oluruz diye, bağımsızlığımıza şiddetle karşıydılar. Sonunda Türkiye’yi parçalama kararlarını uygulamaya koydular. 


Biz de varlığımızı ve bağımsızlığımızı korumaya kararlıydık. Bu görüşlerimi 1920-1922 yıllarında yaptığım kimi konuşmalarda, görüşme ve haberleşmelerimde dile getirdim. Şunları söyledim:  

2- Emperyalistler gururlu kafalarında, Doğu dünyasının kayıtsız koşulsuz sahibi ve yöneticisi olma emelini taşırlar. Kendi yaşam ve varlıklarının devam ve kalıcılığının, bu sahiplikte ve kullanımda olduğunu pek güzel takdir etmişlerdir. Dolayısıyla, söz konusu durumu sağlamak için başta İngilizler olmak üzere, bütün İtilâf devletleri, kullanabildikleri bütün araç ve kuvvetlerle bizi mahvetmek, bizi ezmek için çalışmışlardır. Fakat aynı zamanda mazlum insanlığı kurtarmak için çalışanların, mazlum milletimize el uzatmaması için de yine servetlerini, kuvvet ve kudretlerini sarf ederek uğraşmışlardır.
3- İtilaf devletleri bizi bütün insanî hukuktan yoksun bir hayvan sürüsü, bağımsız bir devlet olarak yaşama yeteneğinden yoksun bir millet olarak görmekte, ülkemizi sahipsiz, açık arazi kabul etmektedir. Bu yanlış kabul yüzünden her gün artan zulüm ve haksızlıkları uygulamakla meşguller. Aynı kabulü bahane ederek ülkemizi parçalamak ve milletimizi esaret altına almak istiyorlardı. Onları bu anlayışta aldatan sebep, milletimizin kendi kendini yönetmeye muktedir olamaması zannıdır. Halbuki milletimiz hayatının, bütün insanî hukuk ve görevlerinin idrakindedir; vatanına bütünüyle sahip, özgürlüğüne ve bağımsızlığına aşk ve sadakatle bağlıdır. Varlığını, kutsalını savunmaktan başka bir şey yapmıyor. Milletimiz ilk yıldan beri her türlü yardım ve yol göstericilikten, yüzyıllardan beri alışmış olduğu idare şeklinden yoksun olarak, milletlerin başına gelebilecek felaketlerin en büyüğüne maruz bulunduğu halde, en uygar, en insancıl ve bütün özgürlük koşullarına saygılı bir şekilde kendini yönetmektedir. Bağımsızlık ve özgürlük için mücadele eden milletimiz, haklı davasını bütün insanlık vicdanının takdirine havale eder.
4- Bence emperyalistlerin bütün kara çalmaları bahanedir, asıl sebep başkadır. Şöyle ki, Türkiye Doğu ve Batı dünyasının sınırında olan coğrafî konumuyla ilginç bir rol oynuyor. Bugün büyük devletlerin ve onların uydularının açık veya gizli, azgın saldırılarına hedef olmaya devam ediyorsa, bunun sebebi; her şeyden önce mazlum sömürge halklarına örnek olarak kurtuluşa giden yolu göstermesidir. 
5- Türkiye Asya için metin ve sağlam bir kaledir. Bu durum bir yanıyla faydalı iken, diğer yanıyla tehlikelidir. Tehlikelidir, çünkü Doğu’ya yönelen saldırının bütün ağırlığı öncelikle bizim üzerimizdedir. Batı’nın bütün nefreti bizim üzerimizde yoğunlaşmıştır. Müslüman ülkeleri savunmak için yüzyıllar boyunca savaştık, Avrupalı emperyalistlerin baş hedeflerinden biri haline geldik.
6- Bir kez daha vurgulayayım ki, Türkiye aslında Bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına karşı ileri sürdüğü bir konumda bulunmaktadır. Anadolu bu yüzden de zulümlere, saldırılara, taarruzlara maruz bulunuyor; yıkılmak, çiğnenmek, parçalanmak isteniyor. Fakat arkadaşlar, bu hücumlar sadece Anadolu ile sınırlı değildir. Bu hücumların genel hedefi bütün Doğu’dur. Bugün Anadolu her türlü tasalluta, taarruza karşı bütün varlığıyla kendini savunmaktadır. Bunda da başarılı olacağına emindir. Anadolu, bu savunmasıyla yalnız kendi hayatına ait görevi yapmıyor, belki bütün Doğu’ya yönelik hücumlara bir set çekiyor. Batı Emperyalizmi’nin doğuya yayılmasını durdurabildiğimiz için, Türkiye’yi öncü olarak gören bütün doğu halklarının da sempatisini kazanmış bulunuyoruz. Bu hücumlar elbette kırılacaktır. Bütün bu tasallutlar kesinlikle son bulacaktır. İşte ancak o zaman Batı’da, bütün dünyada gerçek sükûn, gerçek gönenç ve insanlık hüküm sürebilecektir. Türkiye emperyalizme karşı bu mücadelesiyle iyi bir örnek oldu, bundan pek büyük bir bahtiyarlık duydum.
7- Biz Misakı Milli sınırları içindeki topraklarda tam olarak siyasi ve ekonomik bağımsızlığa sahip olmak istiyorduk. Bu hedefe ulaştığımız takdirde bunun diğer mazlum milletler tarafından da bağımsızlığın elde edilmesi için gayet kuvvetli kötü bir örnek olmasından korktukları içindir ki, düşmanlarımız bir türlü buna razı olmuyordu. Evet, doğruydu: Türkiye büyük devletlerin ve onların uydularının açık veya gizli, azgın saldırılarına hedef olmaya devam ediyorsa, bunun sebebi; her şeyden önce mazlum sömürge halklarına örnek olarak kurtuluşa giden yolu göstermesiydi.
8- Emperyalistler Anadolu’da başlayan savaşın başka tür bir savaş olduğunu anlamışlardı: O Asya’nın, Afrika’nın boyunduruk altındaki halklarına yol gösteren bir savaştı, dünyada ilk ulusal bağımsızlık ayaklanmasıydı. Türkiye’nin o günkü mücadelesi yalnız Türkiye’ye ait değildi. Eğer yalnız kendi adı ve hesabına yapılmış olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi.
9-Türkiye bu mücadelesinde büyük ve önemli bir çaba sarf etti. Savunduğu dava, bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu’nun davasıydı ve bunu sonuçlandırıncaya kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Doğu milletlerinin, beraber yürüyeceğinden emindi. Türkiye o zamana kadar mevcut tarih kitaplarının gereklerini değil, tarihin hakikî gereklerini takip etti. Gerçekten mevcut tarihlerin kaydettiği olaylar, milletlerin gerçek düşünceleri ve emelleri, hareketleri değildi. Doğu milletleri kendi iradeleri, kendi duygularıyla hareket etmiyorlardı. Onların başında birtakım despot, keyfi hareket eden çarlar, hükümdarlar vardı. Tarihte yazılanlar, daha çok onların, hırslarını tatmini için yaptıkları olaylardı. Biz onların hepsini yırtmayı, yeni bir tarih yapmayı hedefledik. 
10- Batı’nın hiçbir zaman affedemeyeceğimiz o zalimleri, Türkiye’yi parçalamak, bu topraklarda yaşayan milletimizin onurunu, bağımsızlığını ayaklar altına almak için verdikleri asırlık kararı, sonunda uygulamaya koydular. Ancak milletimiz de, bugün dünyayı kaplayan inkılaplar ve ihtilaller içinde varlığını muhafaza etmeye kararlıydı. 
11- Türkiye tarihi göstermektedir ki, Osmanlı devletinin ilk kuruluş dönemi dışındaki bütün tarih, Batı Emperyalizmi’nin yayılmasına karşı Türkiye açısından yıpratıcı mücadelelerle geçmiştir. Müttefikler zaferden sonra açıkça Türkiye’yi yok etme ve paylaşma siyaseti gütmeye başladılar. Biz Türk devrimcileri ve Türk halkı olarak, aynı anda, Batı emperyalizmine ve despot sultan rejimine karşı isyan ettik. Bütün Türkiye genelinde, bu amacın verdiği heyecanla Müdafaai Hukuku Milliye cemiyetleri kuruldu. Hedefleri, ülke içinde halkı gerçek hâkim kılmak ve ayrıca Batı tahakkümünden kurtarmaktır. Bu cemiyetler katıksız millî bir karakter taşımaktadır. Devlet iktidarını bütünüyle elinde toplamış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi de, yalnızca bu cemiyetlerin fikirlerini hayata geçirmeye devam ediyordu.
12- Biz Batılı emperyalistlere karşı yalnız kurtuluşla ve bağımsızlığımızı muhafaza etmekle yetinmedik. Aynı zamanda emperyalistlerin kuvvetleri ve her vasıta ile, Türk milletini emperyalizme araç yapmak istemelerine de engel olduk. Bu suretle, bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyorduk.
Kaynak: http://bit.ly/2aWpAoY



.

KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLÜĞÜ’NDEN 4 AĞUSTOS 1919

KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLÜĞÜ’NDEN


4 AĞUSTOS 1919

İstanbul’da Amerikan Tetkik Heyeti; parti, dernek, cemaat ve basın temsilcilerini dinlemeye devam ediyor. Kürt Teali Cemiyeti’nden Babanzade Şükrü ve Seyit Abdülkadir şu isteklerde bulunuyor:

-Karadeniz’e kesinlikle bir çıkış isteriz. 
-İskenderun Limanı’yla Dicle ve Fırat’tan yararlanmak isteriz.
-Musul tamamen Kürdistan’a aittir.


*

( Batı planından asla vazgeçmez. Aradan 100 yıl geçiyor. Kürtler ABD sayesinde son iki hedefine ulaştı ulaşacak. Sıra Karadeniz hedefine de gelebilir. PKK o bölgeye boşuna yerleşmemiş. CD)
**
Amerikan Yüksek Komiseri Randal’ın Türkiye ile ilgili görüşleri (üzüntüyle kaydediyorum, CD):

-Türkler ne kendilerini ne başkalarını yönetebilir, ıslah edilmelidirler.
-ABD mandası* en uygun olanıdır.
-Türk hükümeti Konya veya Ankara’ya götürülebilir.
-ABD’ye, iyi bir sonuç almak için Kürdistan’a kadar olan bütün bölge gereklidir.
-Yüksek amaçlarımız olmalı, savaşa milyarlar harcayacak yerde mandaya milyonlar harcamak daha akıllıcadır.


_____________
_______
*Manda: sömürge yönetimi.
Kaynak: Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. 2, Türk Tarih Kurumu yayını, Ank., 1994.


prof. Dr. Cihan  Dura

Beylerbeyi'nde gizli anlaşma (2) Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi!











[Editörün notu: 15 temmuz öncesi ülekemizde neler olmuştu? 
15 temmuz 2106 ve sonrasında neler oluyor? Bunları soruların yanıtı için, meselelere her açıdan -mümkünse 360 dereceden- bakıp tabloyu tam görebilmek lazım… 
Sürekli beyin yıkama ve subliminal etki ve de çeşitli kanalarla yapılan algı operasyonları var.. Aklımızı ele geçirme faaliyeti bunlar, malum. Yüksek Türkiye idalimize olan sorumluluğumuz için kendi aklımızı özgür kılmak, bağlamamak gerek. Bu da farkındalığın genişliği ve yüksekliği ile olur] 



Beylerbeyi'nde gizli anlaşma




Hürriyet Haber
24 Temmuz 2007 - 12:03Son Güncelleme : 24 Temmuz 2007 - 19:50

Vatan Gazetesi yazarı Zülfü Livaneli'den şok açıklama. Livaneli, CHP lideri Deniz Baykal'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'la gizlice buluşup anlaşma yaptığını iddia etti. Livaneli'nin Baykal'a ağır eleştiriler yönelttiği işte o yazı.


Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.

Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.

Vatan Gazetesi yazarı Zülfü Livaneli'den şok açıklama. Livaneli, CHP lideri Deniz Baykal'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'la gizlice buluşup anlaşma yaptığını iddia etti. Livaneli'nin Baykal'a ağır eleştiriler yönelttiği işte o yazı.

İşte o yazı

Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.

Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım.

Bunu bir borç olarak görüyorum:

***


Deniz Bey lütfen hatırlayın:

19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik.

Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum.

Abdullah Gül Başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı.

Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti.

Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz.

Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.”

Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.”

İki ay dayanamaz iddianızı, “görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz.

Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.

O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.

Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk.

Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz.

Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rotuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?”

Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.

Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi?

Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)

Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.

Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu.

Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.

Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin.

Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin.

Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.

Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim.

Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.

Tayyip Erdoğan’ın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin manivelası oldunuz.

Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti..

Tayyip Erdoğan’ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek’lerin en büyük şansı sizdiniz.

CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.

Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz.

Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.

Size defalarca “Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!” dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz.

Sağcıları ve sekreterinizi Meclis’e sokarken, İsmet Paşa’nın Avrupa Konseyi’nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan’ı Meclis dışında bıraktınız.

İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı diyorum ama durum ortada.

Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.

Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de.

Bad-el harab-ül Basra!



http://www.hurriyet.com.tr/beylerbeyinde-gizli-anlasma-6950221

.

MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLARININ MESAJIDIR:

Bugün, Atamızla aynı iman ve katiyetle söylüyoruz ki,

Milli ülküye, herşeye rağmen tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milleti 'nin (ne mutlu Türküm diyenin) büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla süphemiz yoktur ki, hızla inkişaf etmekte olan Türklüğün unutulmus büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, yarının yüksek medeniyet ufkundan yeni bir günes gibi doğacaktır!

Ne mutlu Türküm diyene!.





Bunları Biliyor muydunuz?

Bunları Biliyor muydunuz?

* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün... Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,

* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...