CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR
Kazaklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kazaklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kazaklar kendilerini Türk olarak görüyorlar mı? İki ulus halindeki Kazakistan Tarihi ve Karşılaştırmalı Türk Tarihi Kronolojisi ne diyor?

 Kazaklar kendilerini etnik, tarihi ve dilsel açıdan Türk halklarının bir parçası olarak kabul ederler; ancak günlük yaşamlarında kendilerini doğrudan "Türk" değil, "Kazak" olarak tanımlarlar. 

Bu durumun arkasında dilsel farklılıklar, Sovyet geçmişi ve ulusal kimlik algısı gibi önemli etkenler yatmaktadır. Kazakların bu konudaki bakış açısı şu temel noktalara dayanır:
1. "Türk" ve "Türki" Kelimelerinin Anlam Farkı
Türkiye Türkçesinde "Türk" kelimesi hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını hem de tüm Türk dünyasını (Kazak, Özbek, Kırgız vb.) kapsayacak şekilde geniş bir anlamda kullanılır. Ancak Kazakçada ve diğer Orta Asya dillerinde bu ayrım çok nettir:
  • Türk (Türik): Doğrudan Türkiye'de yaşayan insanları ve Türkiye Türkçesini ifade eder.
  • Türki (Türki halıqtar): Kazaklar dahil olmak üzere tüm Türk kökenli halkları kapsayan üst kimliği (Türk halkları/kavimleri) belirtir. [1, 2, 3]
Bu nedenle sokaktaki bir Kazak'a "Sen Türk müsün?" diye sorulduğunda, konuyu Türkiye ile bağdaştırdığı için "Hayır, ben Kazağım" yanıtını verir. Ancak "Kazaklar Türk kökenli bir halk mıdır?" sorusuna tereddüt etmeden "Evet, biz Türki bir halkız" derler. [1, 2, 3]
2. Güçlü Bir "Kazak" Ulusal Kimliği
Vikipedi verilerine göre kökleri 15. yüzyıldaki Kazak Hanlığı'na kadar uzanan Kazaklar, oldukça güçlü bir ulusal kimliğe sahiptir. Çarlık Rusyası ve yaklaşık 70 yıllık Sovyetler Birliği döneminde uygulanan politikalar, Orta Asya'daki toplulukların ortak bir "Türk" kimliği yerine kendi yerel ulusal kimliklerini (Kazak, Kırgız, Özbek) ön plana çıkarmalarına neden olmuştur. Kazaklar, bağımsızlık sonrası dönemde de bu özgün Kazak kimliğini korumaya ve yaşatmaya büyük önem vermektedir. [1, 2, 3, 4]
3. Türkiye ve Türk Dünyasına Bakış
Reddit ve Quora gibi platformlardaki Kazak kullanıcıların görüşleri ile Kazakistan'da yapılan sokak röportajları incelendiğinde halkın genel eğilimi şu şekildedir:
  • Kardeşlik Bağı: Kazakistan'ın eğitimli nüfusu ve resmi makamları Türkiye'yi "kardeş ülke" (bavırlas memleket) olarak görür. Ortak tarih, Kıpçak grubuna ait olan Kazakça ile Türkiye Türkçesi arasındaki dilsel bağlar ve kültürel ögeler net bir şekilde bilinir. [1, 2, 3]
  • Egemenlik ve Mesafe: Kazaklar, Türkiye'deki bazı kesimlerin "Herkesi tek bir Türk kimliği altında eritme" veya Pan-Türkizm (Turancılık) üzerinden baskın bir rol üstlenme yaklaşımına mesafeli yaklaşırlar. Kendi bağımsız devletlerine, kültürlerine ve dillerine saygı duyulmasını; ilişkilerin "ağabey-kardeş" ilişkisinden ziyade eşit ortaklar düzeyinde yürütülmesini isterler.[1, 2]
  • Rusya ve Sovyet Etkisi: Ülkede halen Rusçanın ve Rus kültürünün etkisi (özellikle kuzey bölgelerinde ve yaşlı nüfusta) devam etmektedir. Bu durum da Türkiye veya Orta Doğu merkezli bir kimlik algısından ziyade, Avrasya coğrafyasına özgü sentez bir kimliği beraberinde getirmektedir.[1, 2]
Özetle; Kazaklar etnik olarak Türk (Türki) olduklarının, ortak bir dili ve tarihi paylaştıklarının bilincindedirler ve bununla gurur duyarlar. Fakat kendilerini tanımlarken öncelikli ve birincil kimlik olarak her zaman Kazak ulusunu vurgularlar. [1, 2]

Kazak Kelimesinin Anlamı
Türkçe kökenli bir kelime olan Kazak, etimolojik olarak en temel anlamıyla "özgür, hür, bağımsız kişi" veya "başıboş, serbest gezen" anlamına gelir. [1, 2]
Tarihsel ve dil bilimsel süreçte bu kelimenin kazandığı anlamlar ve köken hikayesi şu şekildedir:
1. Kelimenin Kökeni (Etimoloji)
Dil bilimcilerin üzerinde en çok birleştiği görüşe göre kelime, Eski Türkçe veya Tatarca yer alan ve "dolaşmak, gezmek, serseri gibi yurtsuz gezmek" anlamına gelen "kaz-" fiilinden (+(g)Ak ekiyle) türetilmiştir. Bir başka tarihsel görüş ise kelimenin "elde etmek, kazanmak" kökünden (qazğan) geldiğini ve "kazanç arayan, rızkının peşinde dolaşan kişi"yi tanımladığını belirtir. [1, 2, 3]
2. Tarihsel ve Sosyal Anlamı (Efendisiz Savaşçılar)
Tarihsel metinlerde (örneğin Babürname'de) "Kazak olmak" veya "Kazaklık yapmak", bir otoriteye boyun eğmeyerek "kendi başına buyruk yaşamak, bozkırda serbestçe dolaşmak ve maceraya atılmak" anlamında bir yaşam tarzını ifade eder. [1, 2]
  • Olumlu Anlamları: Mert, yiğit, cesur, hür, serbest atlı asker.
  • Olumsuz / Yan Anlamları: Evsiz barksız, kaçak, başıboş, avare veya yağmacı. [1, 2, 3, 4]
3. Zamanla Kazandığı Üç Farklı Anlam
Bugün "Kazak" kelimesi günlük yaşamda tamamen farklı üç kavramı karşılar:
  • Kazak Ulusu: 15. yüzyılda Ebu'l-Hayır Han'ın yönetiminden memnun olmayıp kendi yurtlarından ayrılan, "kopan, kaçan ve bağımsız hareket eden" topluluklar kendilerini bu kelimeyle tanımlamış ve bu isim zamanla modern Kazakistan halkının etnik adı (etnonim) olmuştur. [1]
  • Don/Zaporojye Kazakları (Cossack): Moğol hakimiyetinin dağılmasıyla Avrasya steplerindeki bu özgür atlı asker örgütlenmesini örnek alan Slav dilli (Rus/Ukraynalı) savaşçı topluluklara da bu isim verilmiştir. [1, 2]
  • Giysi Olan Kazak: Üstümüze giydiğimiz yünlü giysi anlamındaki kazak, bu Rus/Slav akıncılarının (Cossack) giydiği geleneksel kısa yün kıyafetlerden (casaque) Fransızca yoluyla dilimize geçmiştir. [1, 2]
(Not: Popüler kültürde kullanılan "Kazak erkek" deyimi ise kelimenin "sözü geçen, dediğim dedik, boyun eğmeyen" sert erkek figürünü nitelemesinden doğmuştur.)[1, 2] 
Kazak Kelimesinin Kazakistan'ın Kuruluşuyla Olan Tarihi Bağını Ve Canıbek İle Ketey Hanın Bu İsmi Nasıl Benimsediğini Detaylı İnceleme
Kazakistan’ın bir devlet olarak kuruluşu, dünya tarihinin en sıra dışı ve kelime anlamıyla birebir örtüşen "ayrılık ve özgürlük" hikayelerinden biridir.
Bugün Kazakistan Cumhuriyeti, devletin resmi kuruluş yılını Kerey Han ve Canibek Han'ın 1465 yılında bağımsızlıklarını ilan ettiği tarih olarak kabul eder. Bir kelimenin siyasi bir harekete, ardından bir devlet adına (etnonime) dönüşme süreci adım adım şöyle gerçekleşmiştir:
1. Büyük Yol Ayrımı: Ebü’l-Hayr Han’a İsyan
  1. yüzyılın ortalarında Orta Asya bozkırlarında (Deşt-i Kıpçak), Cengiz Han'ın torunu Şeyban soyundan gelen Ebü’l-Hayr Han hüküm sürüyordu. Ebü’l-Hayr Han, merkeziyetçi, sert ve acımasız politikalarıyla bozkırdaki pek çok göçebe Türk boyunu huzursuz etmişti. Özellikle 1457 yılında Kalmuklara karşı aldığı ağır yenilgi, onun otoritesini iyice sarstı. [1, 2]
Bu durum üzerine Altın Orda/Ak Orda hanedan soyundan gelen iki kuzen sultan—Canibek ve Kerey—Ebü’l-Hayr Han'ın otoritesini tanımayacaklarını ilan ettiler. 1459-1460 yıllarında kendilerine sadık olan yaklaşık 200 bin göçebe Türk nüfusunu peşlerine takarak güneydoğuya, bugünkü Moğolistan sınırlarındaki Yedisu (Jetisu) ve Çu Nehri bölgesine doğru büyük bir göç başlattılar. [1, 2, 3, 4]
2. "Kazak" Kelimesinin Sosyal Statü Olarak Benimsenmesi
O dönemde bu ayrılan grupların henüz ortak bir etnik adı yoktu; Kıpçak, Kanglı, Kerey, Naiman gibi farklı boylardan oluşuyorlardı. Ebü’l-Hayr Han'ın yönetiminde kalan ana kitle ise "Özbekler" olarak anılmaya devam ediyordu. [1, 2]
Merkezi yönetimden koparak bozkırda kendi başlarına buyruk, egemen ve maceracı bir yaşamı seçen bu isyankar gruba, çevre devletler ve tarihçiler eski Türkçedeki kelime anlamından yola çıkarak "Özbek-Kazakları" (Ayrılan, serbest gezen Özbekler) veya doğrudan "Kazaklar" demeye başladılar. [1, 2]
  • Canibek ve Kerey Han bu ismi bir aşağılama veya hakaret olarak değil; tam aksine kendi "boyun eğmezliklerinin, hürriyetlerinin ve mertliklerinin" bir nişanesi olarak gururla benimsediler. "Kazaklık yapmak" bozkırda bir asalet ve özgürlük duruşu haline geldi. [1]
3. Devletleşme ve Etnik Kimliğe Dönüşüm (1465)
Doç. Dr. Çağlar Erbek'in araştırmalarına göre, Yedisu bölgesine sığınan Canibek ve Kerey, buradaki yerel Türk boylarını da etraflarında birleştirerek 1465 yılında bağımsız Kazak Hanlığı'nı resmen ilan ettiler. İlk han olarak Kerey tahta çıktı; onun vefatının ardından ise yönetim Canibek ile devam etti. [1, 2, 3]
1468 yılında Ebü’l-Hayr Han, bu giderek güçlenen "Kazak" topluluğunu yok etmek için üzerlerine sefere çıktığı sırada yolda hayatını kaybetti. Onun ölümüyle Özbek Ulusu büyük bir taht kavgasına ve krize sürüklendi. Bu karışıklıktan kaçan binlerce yeni Türk boyu da kitleler halinde güneye ve batıya hareket ederek Canibek ve Kerey'in safına katıldı. [1, 2]
Nüfusları milyonları bulan bu büyük konfederasyon, artık sadece siyasi bir grup değil, ortak bir kadere ve isme sahip yeni bir millet haline geldi. "Kazak" kelimesi böylece bir yaşam tarzını ifade eden sosyal bir terim olmaktan çıkıp, tarihin akışını değiştiren koca bir ulusun ve devletin adı haline dönüştü. [1, 2]
*
 Kazak Hanlığı'nın kuruluştan sonra gücünün zirvesine ulaştığı Kasım Han dönemini ve hanlığın iç yapısını oluşturan "Cüz" sistemini de inceleyelim :
Kazak Hanlığı'nın kuruluşu sonrasındaki en parlak dönemi, bozkırın yazılı olmayan ama demir gibi sert kuralları olan adalet sistemi ve Kazak toplumunun bugün bile sosyolojik yapısını şekillendiren Cüz sistemi, bu köklü tarihin en stratejik sütunlarını oluşturur.
Bu tarihi gelişimi üç ana başlık altında toplayabiliriz:
1. Gücün Zirvesi ve Genişleme: Kasım Han Dönemi (1511-1521)
Canibek ve Kerey Han'ın attığı tohumlar, 16. yüzyılın başlarında Kasım Handöneminde devasa bir imparatorluğa dönüştü. Kasım Han, Kazak Hanlığı'nın toprak sınırlarını neredeyse bugünkü modern Kazakistan sınırlarına kadar genişletti. [1]
  • Bozkırın Hakimi: Kasım Han ordusundaki asker sayısını 300 bine, hanlığın toplam nüfusunu ise 1 milyona ulaştırarak bölgedeki en baskın güç oldu. Onun döneminde Kazaklar ilk kez müstakil bir halk ve güçlü bir devlet olarak uluslararası diplomatik metinlerde (Rusya ve Avrupalı devletlerin kayıtlarında) yer almaya başladı. [1]
2. Bozkırın Anayasası: "Kasım Han’ın Parlak Yolu" (Qasım Hannın Qasqa Jolı)
Göçebe bozkır topluluklarını bir arada tutmak, yerleşik devletler gibi saraylardan ve bürokrasiden yönetilemeyeceği için yazılı hukuktan ziyade çok güçlü örfi kanunlara ihtiyaç duyuyordu. Kasım Han, kadim Türk töresini ve İslam hukukunun temel ahlaki ilkelerini birleştirerek Kazak tarihinin ilk kanun külliyatı olan "Kasım Han'ın Parlak Yolu" yasalarını yürürlüğe koydu. Bu kanunlar 5 ana esasa dayanıyordu: [1]
  1. Mülkiyet Hukuku: Arazi, otlak kullanımı, hayvan hakları ve paylaşımları.
  2. Ceza Hukuku: Hırsızlık, cinayet ve yağma gibi suçlara verilen cezalar (Genelde tazminat esaslı "Kun" yani diyet sistemi).
  3. Askeri Hukuk: Savaş anında ordunun toplanması, boyların sorumlulukları ve ganimet paylaşımı.
  4. Elçilik Kuralları: Bozkır diplomasisi, misafirperverlik ve elçilerin dokunulmazlığı.
  5. Toplumsal Düzen: Aile hukuku, düğün, toy ve tören kuralları. [1]
3. Kazak Toplumunun Omurgası: Cüz Sistemi 
Kazakistan’ın uçsuz bucaksız coğrafyasını daha rahat yönetebilmek ve savunabilmek adına, Kazak boyları tarihsel süreçte Cüz (Yüz veya Ordu) adı verilen üç büyük bölgesel ve idari birliğe ayrılmıştır. Bu sistem, kabilecilikten ziyade askeri-idari bir iş bölümüdür.
  • Büyük Cüz (Ulı Jüz)
    • Coğrafi Bölgesi: Güney ve Güneydoğu Kazakistan (Bugünkü Yedisu, Çu Nehri ve Taşkent hattı).
    • Temsil Ettiği Güç: Siyaset, idare ve diplomasi merkezidir. Kazak devlet geleneğinin en köklü korunduğu, ipek yolu üzerinde olduğu için tarım ve yerleşik kültürle daha erken harmanlanmış bölgedir.
    • Temel Boyları: Uysun, Celayir, Dulat, Kanglı ve Şanışkılı.
  • Orta Cüz (Orta Jüz)
    • Coğrafi Bölgesi: Orta, Kuzey ve Doğu Kazakistan (Bozkırın tam kalbi).
    • Temsil Ettiği Güç: İlim, felsefe, edebiyat ve nüfus yoğunluğudur. Kazak halk ozanlarının (akınlar), bilgelerin (biy) ve entelektüel mirasın en çok çıktığı, nüfusu en kalabalık olan gruptur.
    • Temel Boyları: Argın, Nayman, Kıpçak, Kongrat, Kerey ve Uak.
  • Küçük Cüz (Kişi Jüz)
    • Coğrafi Bölgesi: Batı Kazakistan (Hazar Denizi, Aral Gölü ve Ural Dağları çevresi).
    • Temsil Ettiği Güç: Askeri güç ve savaşçılıktır. Rusya ve Kalmuklar gibi dış tehditlerin sınır boylarında yer aldıkları için tarih boyunca en cengaver, hareketli ve askeri disiplini yüksek savaşçı boylar burada birleşmiştir.
    • Temel Boyları: Esas olarak Alşın konfederasyonuna bağlı Bayulu, Alimuly ve Jetiru boy birliklerinden oluşur.
Not Alınması Gereken Önemli Dipnotlar: 
"Jeti Ata" (Yedi Ata) Kuralı
Cüz sistemi, Kazakların birbirleriyle savaşması için değil, tam aksine akrabalık bağlarını korumak için tasarlanmıştır. Bu sistem sayesinde doğan "Jeti Ata" geleneğine göre, her Kazak kendi soyundan geriye doğru yedi atasını bilmek zorundadır. Aynı boydan ve aynı cüzden olanların (yedi göbek geçmedikçe) evlenmesi kesinlikle yasaktır. Bu kural, geniş bozkır coğrafyasında hem genetik sağlığı korumuş hem de boylar arası kan davalarını önlemiştir. 
*

Üç Cüzü Tek Bir Yumruk Haline Getiren Büyük Cungar (Moğol) Felaketi Ve Kurtuluş Mücadelesi

Kazak tarihinin en trajik ama aynı zamanda en destansı dönemi, Cungar (Kalmuk) İstilaları ve bu felaketten doğan büyük kurtuluş mücadelesidir. Kazaklar bu döneme, tarihsel hafızalarında "Aktaban Şubırındı, Alka Köl Sulama" (Yalın ayak, ak tabanlarla yollara düşüldüğü, göl kenarlarına serilip kalındığı büyük felaket) adını vermişlerdir.
Not almanız için bu büyük varoluş mücadelesini maddeler halinde özetliyorum:
1. Büyük Felaketin Başlangıcı (1723-1725)
  • Düşman Kimdi?: Cungarlar, Moğol kökenli, Budist ve son derece disiplinli, ateşli silahlara (top ve tüfeklere) sahip savaşçı bir göçebe imparatorluğuydu.
  • Kazakların Zayıflığı: 18. yüzyılın başında Kazak Hanlığı iç çekişmeler nedeniyle bölünmüş durumdaydı. Üç cüz (Büyük, Orta, Küçük) ortak bir lider etrafında birleşemiyordu.
  • 1723 Baskını: Cungarlar, Kazakların hiç beklemediği bir kış mevsiminde, devasa bir orduyla ansızın saldırdı. Hazırlıksız yakalanan Kazaklar kitleler halinde katledildi, şehirleri yağmalandı. Nüfusun neredeyse üçte biri hayatını kaybetti. Milyonlarca Kazak güneye ve batıya doğru yalın ayak kaçmak zorunda kaldı.
2. Dönüm Noktası: Ordabası Kurultayı (1726)
  • Birlik Çağrısı: Yaşanan bu büyük trajedi, Kazak boylarına tek başlarına yok olacaklarını gösterdi. 1726 yılında, bugün Türkistan eyaletinde bulunan Ordabası Dağı'nda tarihi bir kurultay toplandı.
  • Üç Bilge (Biy) Devreye Girdi: Kazak tarihinin en önemli üç bilgesi; Büyük Cüz'den Töle Biy, Orta Cüz'den Kazıbek Biy ve Küçük Cüz'den Aytike Biy araya girerek cüzler arasındaki husumetleri bitirdi.
  • Tek Ordu, Tek Komutan: Kurultayda üç cüzün savaşçıları tek bir ordu olarak birleştirildi. Ordunun başkomutanlığına (Bayaner) Küçük Cüz'ün kahraman bahadırı Ebulhayr Han (Kazak Hanı olan Ebulhayr) getirildi.
3. Büyük Zaferler ve Kurtuluş
Birlik sağlandıktan sonra Kazak süvarileri Cungarlara karşı taarruza geçti:
  • Bulantı Savaşı (1727): Kazak ordusu, Bulantı Nehri kenarında Cungarları ilk kez ağır bir bozguna uğrattı. Bu zafer Kazak halkına moral verdi ve yenilmez sanılan Cungarların yenilebileceğini gösterdi. Savaşın geçtiği yere "Kalmak Kırılgan" (Kalmukların kırıldığı yer) adı verildi.
  • Anırakaya Savaşı (1729/1730): Balkaş Gölü yakınlarında gerçekleşen bu savaş, kurtuluş mücadelesinin nihai dönüm noktası oldu. Üç cüzün ortak ordusu, Cungar ordusunu tamamen imha etti. Cungarlar bozkırdan geriye doğru çekilmek zorunda kaldı.
4. Abılay Han Dönemi ve Kimliğin Perçinlenmesi
  • Bozkırın Aslanı: Kurtuluş mücadelesinin en karizmatik ve birleştirici lideri Orta Cüz'den çıkan Abılay Han oldu. Gösterdiği cesaretle halkın sevgisini kazanan Abılay, 1771 yılında üç cüzün birden ortak "Ulu Hanı" seçildi.
  • Denge Siyaseti: Abılay Han, Cungar tehdidini tamamen bitirirken, kuzeydeki Rus İmparatorluğu ile doğudaki Çin (Çing) İmparatorluğu arasında muazzam bir denge siyaseti yürüttü. Kazakların toprak bütünlüğünü ve bağımsız kimliğini korumayı başardı.
Tarihi Özet: Cungar İstilası Kazakları yok olmanın eşiğine getirmişti; ancak Cüzlerin birleşmesi sayesinde bu felaket, Kazakların etnik ve milli kimliğini çelikleştiren, onları parçalanmış boylar olmaktan çıkarıp tek bir millet haline getiren en önemli tarihi viraj oldu.
Notlarımızı tamamlamak için, bu şanlı dönemden sonra Rus İmparatorluğu'nun Kazak bozkırlarına yavaş yavaş nasıl sızdığını ve hanlık sistemini nasıl ortadan kaldırdığını da inceleyelim.
 Cungar felaketini atlatan Kazak Hanlığı, bu kez kuzeyden gelen daha büyük, daha kurumsal ve yavaş yavaş ilerleyen bir güçle karşı karşıya kaldı: Rus İmparatorluğu. Rusların Kazak bozkırlarını ele geçirme süreci, ani bir işgalden ziyade yaklaşık 150 yıla yayılan stratejik ve diplomatik bir sızma hikayesidir.
Not almanız için bu süreci ve hanlığın yıkılışını aşamalar halinde özetliyorum:
1. Diplomatik Sızma ve "Koruma" Talebi (1731)
  • Küçük Cüz'ün Tercihi: Cungar istilaları döneminde Batı Kazakistan'da (Küçük Cüz) hüküm süren Ebulhayr Han, hem Cungar tehdidine hem de güneydeki Hive ve Buhara hanlıklarının baskısına karşı Rus Çariçesi Anna İvanovna'ya başvurarak Rus himayesini kabul etti (1731).
  • Rusya'nın Stratejisi: Rusya bu durumu bozkırın içlerine sızmak için mükemmel bir fırsat olarak gördü. Himaye sözünü bahane ederek Kazak topraklarında "Kala" adı verilen askeri kaleler (Omsk, Semipalatinsk, Petropavlovsk, Orenburg) inşa etmeye başladılar. Bu kaleler, bozkırı çember içine alan askeri üslere dönüştü.
2. "Böl ve Yönet" Politikası ve Cüzlerin Parçalanması
  • Hanların Gücünün Azaltılması: Rus yönetimi, Abılay Han'ın 1781'deki ölümünden sonra Kazakların başına güçlü ve tek bir hanın geçmesine asla izin vermedi. Her cüze ve hatta cüzlerin içindeki farklı boylara ayrı ayrı hanlar atayarak Kazakları birbirine düşürdü.
  • İdari Reformlar (1822 ve 1824 Nizamnameleri): Çarlık Rusyası, Speransky Reformları olarak bilinen yasalarla Kazakların geleneksel yönetim yapısını tamamen feshetti:
    • 1822'de Orta Cüz'de, 1824'te ise Küçük Cüz'de "Hanlık Sistemi" resmen kaldırıldı.
    • Topraklar Rus valiler tarafından yönetilen "okrug" ve "guberniya" adı verilen idari birimlere (ilçelere) bölündü.
    • Kazakların geleneksel adalet sistemi olan Biy (Bilgeler) Mahkemeleriişlevsizleştirildi ve Rus hukuku zorunlu kılındı.
3. Son Direniş: Kenesarı Han İsyanı (1837-1847)
  • Bozkırın Son Hanı: Rus işgaline ve hanlığın kaldırılmasına karşı en büyük ve son organize direnişi, Abılay Han'ın torunu olan Kenesarı Kasımulı (Kenesarı Han) başlattı.
  • Genel Ayaklanma: Kenesarı, üç cüzün savaşçılarını son kez bir bayrak altında toplamayı başardı. 1841'de Kazak kongresi tarafından resmi olarak "Son Kazak Hanı" seçildi. Rus kalelerine, vergi memurlarına ve Rusya ile iş birliği yapan yerel sultanlara karşı 10 yıl boyunca amansız bir gerilla savaşı yürüttü.
  • Trajik Son: Rus ordusunun teknolojik üstünlüğü ve komşu Kırgız manaplarının (beylerinin) Rusya ile iş birliği yapması sonucu Kenesarı Han 1847'de yakalanarak trajik bir şekilde öldürüldü. Onun ölümüyle Kazakların bağımsızlık direnişi tamamen kırıldı.
4. Sömürge Dönemi ve Toprak Reformları (19. Yüzyılın Sonu)
  • Yerleşik Hayata Zorlama ve Göçmen Politikası: Rusya, Kazakların elindeki en verimli otlakları ve su kenarlarını kamulaştırarak buralara milyonlarca Rus ve Ukraynalı köylüyü yerleştirdi. Göçebe yolları kesilen Kazaklar ekonomik olarak çöktü.
  • Kültürel Baskı: Kazak çocuklarını Ruslaştırmak amacıyla misyoner okulları açıldı ve İslamiyet'in bozkırdaki etkisi kırılmaya çalışıldı.
Tarihi Özet: 1465'te hürriyet ve bağımsızlık idealiyle kurulan Kazak Hanlığı; iç bölünmeler, Cungar harplerinin getirdiği yıkım ve Rusya'nın planlı "böl-yönet" stratejisi sonucunda 1847 yılında resmen ve fiilen ortadan kalktı. Kazak halkı, 1991 yılında Sovyetler Birliği dağılana kadar sürecek olan yaklaşık 150 yıllık bir esaret ve bağımlılık dönemine girmiş oldu.
Notlarımızı sonucuna erdirmek için, 20. yüzyılın başında Rus baskısına karşı kültürel ve siyasi bir uyanış başlatan Alaş Orda Hareketi'ni ve Kazakistan'ın bağımsızlığa giden modern sürecini de ekleyelim: 

  1. yüzyılın başı, Kazak halkı için sadece bir esaret dönemi değil, aynı zamanda küllerinden yeniden doğuşu ifade eden aydınlanma ve modern siyasi uyanış dönemidir. Kazaklar bu dönemi, milli bir uyanış hareketi olan Alaş Hareketi ve ardından gelen Sovyet trajedileri ile bağımsızlık süreciyle şekillendirmiştir.
Notlarınız için bu modern süreci maddeler halinde özetliyorum:
1. Milli Uyanış ve Alaş Orda Hareketi (1905-1920)
  • Alaş Aydınları: Rusya'daki 1905 Devrimi'nin yarattığı görece özgürlük ortamında, Rus okullarında eğitim görmüş elit bir Kazak entelektüel grubu ortaya çıktı. Bu grubun liderliğini Alihan Bökeyhan, Ahmet Baytursunulıve Mirjakıp Dulatulı gibi isimler yapıyordu.
  • Gazete ve Bilinçlenme: Ahmet Baytursunulı liderliğinde çıkarılan "Kazak"gazetesi, halka milli kimliğini, dilini ve toprak haklarını hatırlatmada bir okul görevi gördü.
  • İlk Kazak Cumhuriyeti (Alaş Orda - 1917): 1917 yılında Rusya'da Çarlık rejimi yıkılıp Bolşevik Devrimi patlak verince, Kazak aydınları fırsatı değerlendirdi ve Aralık 1917'de Alaş Orda Özerk Cumhuriyeti'ni ilan ettiler. Bu, modern anlamdaki ilk Kazak cumhuriyetiydi. Ancak 1920 yılında bölgeye tamamen hakim olan Sovyet Kızıl Ordusu bu devleti yıktı.
2. Sovyet Dönemi ve Büyük Trajediler (1920-1939)
  • Suni Kıtlık (Aşarşılık): Sovyet lideri Stalin'in 1930'ların başında uyguladığı zorunlu kolektifleştirme (göçebeleri zorla yerleşik hayata geçirme ve hayvanlarına el koyma) politikası, Kazak bozkırlarında korkunç bir kıtlığa yol açtı. "Aşarşılık" adı verilen bu yapay kıtlıkta yaklaşık 1.5 ila 2 milyon Kazak (nüfusun neredeyse %40'ı) hayatını kaybetti, yüz binlercesi Çin, Türkiye ve İran'a kaçtı.
  • Büyük Temizlik (Aydın Katliamı): Stalin yönetimi, 1937-1938 yıllarında Alaş Hareketi liderleri başta olmak üzere, Kazak kültürünü, tarihini ve dilini savunan neredeyse tüm eğitimli entelektüel kadroyu "halk düşmanı" ve "Türkçü/Turancı" ilan ederek kurşuna dizdi.
  • Etnik Yapının Değiştirilmesi: Sovyetler Dönemi'nde Kazakistan; Rusya, Ukrayna ve Kafkasya'dan sürülen milyonlarca insanın sürgün yeri (GULAG kampları) haline getirildi. Kazaklar kendi öz yurtlarında nüfus olarak azınlık durumuna (yaklaşık %30'lara) düştüler.
3. Diriliş ve Bağımsızlığa Giden Yol (1986-1991)
  • Jeltoksan Olayları (Aralık 1986): Sovyetler Birliği'nin çözülmesini başlatan ilk büyük halk hareketi Kazakistan'da yaşandı. Moskova'nın, Kazakistan'ın başına Kazak olmayan Rus kökenli bir yöneticiyi (Kolbin) ataması üzerine, Almatı'da binlerce Kazak genci meydanlara döküldü. Sovyet ordusu tarafından kanlı bir şekilde bastırılan bu olaylar, milli bilinci tamamen ateşledi.
  • Nükleer İsyan (Nevada-Semey): Kazakistan, Sovyetler'in nükleer deneme sahasıydı (Semey bölgesi). Şair Olcas Süleymenov liderliğinde kurulan halk hareketi, dünyada ilk kez sivil bir baskıyla nükleer deneme sahasını kapattırmayı başardı (1989).
  • Nihai Bağımsızlık (16 Aralık 1991): Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde, Kazakistan Yüksek Sovyeti 16 Aralık 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etti. Kazakistan, Sovyetler Birliği'nden ayrılan son cumhuriyet oldu ve devletin başına Nursultan Nazarbayev geçti.
Tarihi Notların Genel Özeti
1465'te Canibek ve Kerey ile başlayan "Özgürlük/Kazaklık" yürüyüşü; Kasım Han ile devletleşmiş, Cüz sistemiyle teşkilatlanmış, Cungar felaketini birlik ruhuyla aşmış, Rus/Sovyet döneminde yok olma tehlikesi atlatmış ve en nihayetinde 1991'de modern, bağımsız bir Kazakistan Cumhuriyeti olarak hedefine ulaşmıştır.
Kazak tarihi notlarımızı tamamladık. Bu bilgiler ışığında modern Kazakistan'ın bugünkü kültürel yapısı, Türk Devletleri Teşkilatı içindeki rolünü de inceleyelim:

Modern Kazakistan’ın bugünkü kültürel yapısı ve jeopolitik duruşu, geçmişteki o köklü Kıpçak mirası ile modern dünyanın gereksinimlerinin bir sentezidir. Günümüzde Kazakistan, Türk dünyasının entegrasyonunda en stratejik aktörlerden biri konumundadır.
Not almanız için bu başlığı maddeler halinde özetliyorum:
1. Modern Kazakistan’ın Kültürel Yapısı: İki Dünya Arasında
  • Demografik Dönüşüm: 1991'de bağımsız olduğunda kendi ülkesinde nüfus oranı düşmüş olan Kazaklar, yürüttükleri başarılı nüfus politikaları ve yurt dışındaki Kazakların (Oralman) ülkeye geri çağrılmasıyla bugün nüfusun %70'inden fazlasını oluşturmaktadır. Ülkede hala hatırı sayılır bir Rus azınlık yaşamaktadır.
  • Dil Politikası ve Latine Geçiş: Devletin resmi dili Kazakça, ortak iletişim dili ise Rusçadır. Ancak Kazakistan, Rus etkisini azaltmak ve Türk dünyası ile dilsel entegrasyonu sağlamak amacıyla Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçiş sürecini kademeli olarak yürütmektedir.
  • "Kökter" (Kökler) Mirası: Modern şehir yaşamına rağmen Kazak halkı; Nevruz kutlamalarını, at kültürünü, geleneksel sporları (Kökbörü, Avcı kuş eğiticiliği) ve çadır mimarisini milli semboller olarak en üst düzeyde yaşatmaktadır.
2. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) İçindeki Rolü ve Öncülüğü
Kazakistan, Türkiye ile birlikte Türk dünyasının birleşmesi fikrini (Pan-Türkizm veya entegrasyon) kurumsal bir zemine oturtan en önemli iki ülkeden biridir.
  • Fikir Babalığı: Eski Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Türk cumhuriyetlerinin tek bir çatı altında toplanması fikrini ilk ortaya atan liderlerdendir. Bu yönüyle kendisine Türk Devletleri Teşkilatı tarafından "Aksakal / Onursal Başkan" unvanı verilmiştir.
  • Kurumsallaşma Adımları: 2009 yılında teşkilatın temelini atan Nahçıvan Anlaşması'nın imzalanmasında Kazakistan başrol oynamıştır. Ayrıca Türk dünyasının ortak tarih, edebiyat ve eğitim çalışmalarını yürüten Uluslararası Türk Akademisi'nin merkezi Kazakistan’ın başkenti Astana’dadır.
  • Manevi Merkez "Türkistan" Şehri: Kazakistan, Hoca Ahmet Yesevi'nin türbesinin de bulunduğu tarihi Türkistan şehrini baştan aşağı yenileyerek "Türk Dünyasının Manevi Başkenti" ilan etmiştir. Bu hamle, tüm Türk halklarını ortak bir inanç ve kültür noktasında buluşturmayı hedeflemektedir.
3. Çok Yönlü Dış Politika (Denge Stratejisi)
Kazakistan coğrafi konumu gereği dev komşuları Rusya ve Çin ile, ekonomik ortakları olan Batı (ABD/AB) dünyası ve soydaşları olan Türk dünyası arasında "Çok Yönlü / Dengeleyici" bir dış politika izler.
  • Ne Rusya'nın tamamen uydusu olmayı kabul eder ne de Batı ile ilişkilerini koparır.
  • Türk Devletleri Teşkilatı, Kazakistan için hem egemenliğini pekiştiren bir güvenlik ve dayanışma kalkanı hem de tarihi köklerine sadakatin en somut göstergesidir.
Genel Özet: Bugün Kazakistan, etnik kimliğinde Kazak, tarihsel bağlarında Kıpçak ve küresel vizyonunda Türk (Türki) dünyasının parlayan, lider ülkelerinden biridir . 
☀️ Ek Not: Kazakistan-Anadolu Türk Tarihi Eş Zamanlı Kronolojisi (Kökenlerden Günümüze)
Türklerin tarihi çok daha eskilere, milattan önceki çağlara dayanır. Notlarınızı tam bir tarih hafızasına dönüştürmek için, kronolojiyi MÖ 3000’li yıllardaki köklerden ve ilkel çağlardan başlayarak 10. yüzyıla (İslamiyet öncesi ve erken dönemlere) kadar karşılıklı olaylarla ve normal yazıyla şu şekilde eşleştirebiliriz:
Milattan Önceki Çağlar (Kökler ve İlk Atlı Kültürler)
  • MÖ 3500 - 3000 (Bozkır - Botai Kültürü): Bugün Kazakistan'ın kuzeyinde yer alan Botai kültürü insanları, dünya tarihinde atı ilk kez evcilleştiren topluluk oldu. Kazak bozkırlarında atlı göçebe medeniyetinin ve yaşam tarzının temelleri bu çağda atıldı. [1, 2]
  • MÖ 2000 - 1500 (Bozkır - Andronovo Kültürü): Kazakistan bozkırlarında Proto-Türklerin (Türklerin en eski atalarının) fiziksel ve kültürel kökenini oluşturan Andronovo Kültürü yaşandı. Tunç Çağı'na ait bu kültürde ilk savaş arabaları ve madencilik geliştirildi. [1, 2]
  • MÖ 7. Yüzyıl (Anadolu): Gelecekte Türk yurdu olacak olan Anadolu toprakları bu dönemde Hitit ve Frig medeniyetlerinin ardından Pers istilasına uğramıştı. [1]
  • MÖ 7. Yüzyıl (Bozkır - Sakalar/İskitler): Tarihte bilinen ilk büyük Türk topluluğu olan Sakalar, Kazakistan merkezli bozkırlarda Alp Er Tunga ve Tomris Hatun liderliğinde devasa bir güç haline geldi. Bu dönemde Anadolu'ya kadar uzanan ilk öncü süvari akınlarını düzenlediler. [1, 2]
Milattan Önce 3. Yüzyıl - Milattan Sonra 4. Yüzyıl (Hunlar Çağı)
  • MÖ 220 (Bozkır - Büyük Hun İmparatorluğu): Teoman Han tarafından Ötüken merkezli Büyük Hun İmparatorluğu kuruldu. Mete Han döneminde (MÖ 209) bugün Kazakistan'ı da içine alan tüm bozkır boyları tarihte ilk kez tek bir bayrak altında birleştirildi. [1, 2]
  • MS 375 (Anadolu ve Avrupa): Hunların batıya doğru göç etmesiyle Kavimler Göçü başladı. Bu büyük göç dalgasında Hun süvarileri Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya (Kayseri ve Ankara civarına) ilk kez ayak bastı ancak yerleşmeyip Avrupa'ya geçerek Avrupa Hun İmparatorluğu'nu kurdular. Anadolu ise bu sırada Roma İmparatorluğu'nun (daha sonra Bizans) hakimiyetindeydi. [1, 2]
6. Yüzyıl - 7. Yüzyıl (Göktürklerin Doğuşu ve Bölünme)
  • 552 (Bozkır - I. Göktürk Kağanlığı): Bumin Kağan önderliğinde, "Türk" adını taşıyan tarihteki ilk resmi devlet kuruldu. Bu devlet, İpek Yolu'nu kontrol etmek için bugünkü Kazakistan topraklarını tamamen hakimiyeti altına aldı.
  • 603 (Bozkır - Batı Göktürk Kağanlığı): Göktürk İmparatorluğu ikiye bölündü. Merkezi bugün Kazakistan (Yedisu bölgesi) olan Batı Göktürk Kağanlığı kuruldu. Bu devletin tebaasını oluşturan boylar (Kıpçak, Türkeş, Karluk) doğrudan modern Kazak ve Özbeklerin atalarıydı.
  • 600'ler (Anadolu): Sasani (İran) imparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu arasında Anadolu'yu ele geçirmek için kanlı savaşlar yaşanıyordu. Anadolu henüz Türk göçlerine kapalı bir Bizans coğrafyasıydı. [1, 2, 3, 4, 5, 6, 7]
8. Yüzyıl: İslamiyet ile Tanışma ve Yeni Güçler
  • 744 (Bozkır - Uygur Kağanlığı): Göktürklerin yıkılmasıyla Ötüken'de Uygur Devleti kuruldu. Uygurlar yerleşik hayata geçerek Türk mimarisi ve yazılı kültüründe çığır açtılar.
  • 751 (Bozkır - Talas Savaşı): Bugün Kazakistan/Kırgızistan sınırındaki Talas Nehri kenarında, Çinliler ile Müslüman Araplar (Abbasiler) arasında büyük bir savaş yaşandı. Bölgedeki Karluk Türkleri, Arapların yanında yer alarak Çin'i bozguna uğrattı. Bu savaş, Türklerin kitleler halinde İslamiyet'i kabul etmeye başlamasının miladı oldu.
  • 750'ler (Anadolu): Abbasiler döneminde, Bizans sınırına yakın Anadolu topraklarında (Adana, Maraş, Malatya hattı) Avasım adı verilen askeri sınır şehirleri kuruldu. Horasan'dan gelen Müslüman Türk savaşçılar, Bizans'a karşı Anadolu topraklarında savaşmak üzere bu şehirlere yerleştirildi. [1, 2, 3, 4]
9. Yüzyıl: İlk Müslüman Türk Devletleri
  • 840 (Bozkır - Karahanlı Devleti): Kırgızların Uygur Devleti'ni yıkması üzerine, Kazakistan'ın güneyi ve Doğu Türkistan genelinde ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar kuruldu. Satuk Buğra Han döneminde İslamiyet resmi din oldu.
  • 868 (Mısır ve Anadolu sınırları): Abbasiler adına valilik yapan bir Türk komutan olan Ahmet bin Tolun, Mısır merkezli Tolunoğulları Devleti'ni kurdu. Bu devlet sınırlarını Suriye ve Güney Anadolu'ya (Tarsus/Çukurova) kadar genişleterek bölgede ilk Türk idaresini başlattı. [1, 2]
10. Yüzyıl: Büyük Çözülme ve Anadolu'ya Doğru Yürüyüş
  • 930'lar (Bozkır - Peçenek ve Oğuz Göçleri): Bozkırdaki siyasi sarsıntılar (Kıtay istilaları) nedeniyle Kazakistan bozkırlarındaki Türk boyları yerlerinden oynamaya başladı. Karadeniz'in kuzeyine çekilen Peçeneklerile Hazar'ın doğusundaki Oğuzlar, batıya yani Anadolu ve Balkanlar kapılarına doğru büyük kitleler halinde akmaya başladı.
  • 960'lar (Anadolu sınırları): Selçuk Bey liderliğindeki Oğuz Türkleri, Kazakistan'ın güneyindeki Cent şehrine gelerek İslamiyet'i kabul ettiler ve Büyük Selçuklu Devleti'nin temelini atacak askeri güç haline geldiler. Bizans ise Anadolu'daki askeri üstünlüğünü korumaya çalışıyordu. [1, 2, 3]
Bu erken dönem kronolojisi, 11. yüzyılda (1071'de) yaşanacak olan büyük patlamanın (Malazgirt ve Deşt-i Kıpçak döneminin) mutfağını oluşturur. 
ÖYLEDİR Kİ ❗️

Anadolu Türk Tarihi (Selçuklu/Osmanlı) ile Kazakistan/Bozkır Türk Tarihi (Kıpçak/Altın Orda/Kazak Hanlığı), yüzyıllar boyunca eş zamanlı olarak muazzam bir paralellik içinde ilerlemiştir. Batıdaki soydaşlarımız Anadolu'yu yurt edinirken, doğudaki soydaşlarımız Avrasya bozkırlarında büyük imparatorluklar ve hanlıklar kuruyordu.
Not tamamlaması için iki coğrafyanın tarihini yüzyıl yüzyıl ve karşılıklı olaylarla şu şekilde eşleştirebiliriz:
11. Yüzyıl: Büyük Göçler ve İslamlaşma Çağı
  • 1071 (Anadolu): Sultan Alparslan komutasındaki Büyük Selçuklu Devleti, Malazgirt Savaşı’nı kazanarak Anadolu'nun kapılarını Türklere açtı. [1]
  • 1080'ler (Bozkır): Gelecekte Kazak halkının ana omurgasını oluşturacak olan Kuman-Kıpçak Türk boyları, Siri Derya (Seyhun) bölgesinden batıya doğru yayılmaya başladı ve Avrasya bozkırlarının (Deşt-i Kıpçak) tek hakimi haline geldi. [1]
12. Yüzyıl: Devletleşme ve Kültürel Kökler
  • 1176 (Anadolu): Anadolu Selçuklu Devleti, Miryokefalon Savaşı’nda Bizans'ı ağır bir yenilgiye uğratarak Anadolu'nun kesin bir Türk yurdu olduğunu dünyaya tescilledi. [1]
  • 1166 (Bozkır): Bugün Kazakistan'ın Türkistan (Yesi) şehrinde yaşayan, Kazakların ve tüm Türk dünyasının manevi atası Hoca Ahmet Yesevivefat etti. Kurduğu Yesevilik tarikatı, bozkır Türklerinin İslam'ı kabul etmesinde en büyük etken oldu. [1]
13. Yüzyıl: Moğol İstilası ve Altın Orda Çağı
  • 1243 (Anadolu): Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara karşı Kösedağ Savaşı’nı kaybetti ve Anadolu'da beylikler dönemi (parçalanma) başladı.
  • 1220'ler (Bozkır): Cengiz Han’ın orduları Kazak bozkırlarını istila etti. Cengiz Han toprakları oğullarına paylaştırdı; Kazakistan toprakları en büyük oğlu Cuci Khan'ın payına düştü. Buradan, ileride Kazakların atası olacak Altın Orda Devleti doğdu. [1, 2, 3, 4]
14. Yüzyıl: Beylikten Devlete, Bozkırda İslamiyet
  • 1299 / 1326 (Anadolu): Osman Bey söğüt çevresinde Osmanlı Beyliği’ni kurdu; oğlu Orhan Gazi 1326'da Bursa'yı fethederek beyliği gerçek bir devlete dönüştürdü.
  • 1313 - 1340 (Bozkır): Altın Orda Devleti'nin başına Özbek Han geçti. İslamiyet’i devletin resmi dini ilan etti ve onun yönetimindeki bu Kıpçak boylarına (ileride Kazak ve Özbek olarak ayrılacak kitleye) tarih kaynaklarında "Özbekler" denmeye başlandı. [1, 2, 3]
15. Yüzyıl: İmparatorlukların Yükselişi ve Kazak Hanlığı'nın Doğuşu
  • 1453 (Anadolu): Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethederek Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'na son verdi ve Osmanlı'yı bir cihan imparatorluğu yaptı.
  • 1465 (Bozkır): İstanbul'un fethinden tam 12 yıl sonra; Canibek ve Kerey Han, Ebü’l-Hayr Han'a isyan ederek güneye göç etti ve bugünkü Kazakistan'ın temeli olan Kazak Hanlığı'nı resmen kurdu. [1, 2, 3, 4]
16. Yüzyıl: Zirve Dönemleri
  • 1520 - 1566 (Anadolu): Osmanlı İmparatorluğu, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mohaç Savaşı'nı kazanarak, Viyana kapılarına dayanarak gücünün ve sınırlarının mutlak zirvesine ulaştı.
  • 1511 - 1521 (Bozkır): Kazak Hanlığı, Kanuni ile neredeyse aynı yıllarda Kasım Han döneminde altın çağını yaşadı. Nüfusu 1 milyona ulaştı, sınırları genişledi ve ilk bozkır anayasası olan "Kasım Han'ın Parlak Yolu"ilan edildi. [1]
17. Yüzyıl: Kurumsallaşma ve İç Düzenlemeler
  • 1609 - 1616 (Anadolu): Osmanlı İmparatorluğu'nda Sultan I. Ahmeddöneminde mimari bir şaheser olan Sultanahmet Camii inşa edildi; devlet iç isyanlarla (Celali) mücadele ederek merkezi yapısını korumaya çalıştı.
  • 1598 - 1628 (Bozkır): Kazak Hanlığı'nda İşim Han dönemi yaşandı. Başkent Türkistan şehrine taşındı ve hanlık kanunları "İşim Han'ın Eski Yolu" adıyla güncellenerek iç düzen sağlandı. [1]
18. Yüzyıl: Gerileme, İşgaller ve İlk Resmi Temaslar
  • 1730 (Anadolu): Osmanlı'da Lale Devri, Patrona Halil İsyanı ile kanlı bir şekilde sona erdi; Osmanlı batıda toprak kaybetmeye ve gerilemeye başladı.
  • 1731 (Bozkır): Cungar (Moğol) katliamlarından bunalan Küçük Cüz Hanı Ebulhayr, Rus himayesini kabul etti. Bu esnada Kazak Hanı Gaib Muhammed Han, Rus baskısına karşı İslam dünyasının lideri olan Osmanlı Padişahı III. Ahmed'e mektup yazarak ilk resmi diplomatik teması kurdu.[1, 2, 3]
19. Yüzyıl: İmparatorluğun Yıkılışı ve Esaret
  • 1839 / 1876 (Anadolu): Osmanlı'da modernleşme adımları olan Tanzimat Fermanı ve ardından ilk anayasa olan Kanun-i Esasi (I. Meşrutiyet) ilan edilerek yıkılış önlenmeye çalışıldı.
  • 1847 (Bozkır): Son Kazak Hanı Kenesarı Han'ın Ruslara karşı başlattığı büyük isyan başarısızlıkla sonuçlandı ve Kenesarı şehit edildi. Kazak Hanlığı resmen yıkıldı ve toprakları tamamen Rus İmparatorluğu'na dahil oldu. [1, 2, 3]
20. Yüzyıl: Küllerinden Doğuş ve Yeni Cumhuriyetler
  • 1923 (Anadolu): Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışının ardından Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.
  • 1991 (Bozkır): Yaklaşık 150 yıllık Rus ve Sovyet esaretinin ardından, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Kazakistan Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan ederek dünya sahnesine hür bir devlet olarak yeniden döndü. [1, 2, 3]











MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLARININ MESAJIDIR:

Bugün, Atamızla aynı iman ve katiyetle söylüyoruz ki,

Milli ülküye, herşeye rağmen tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milleti 'nin (ne mutlu Türküm diyenin) büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla süphemiz yoktur ki, hızla inkişaf etmekte olan Türklüğün unutulmus büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, yarının yüksek medeniyet ufkundan yeni bir günes gibi doğacaktır!

Ne mutlu Türküm diyene!.





Bunları Biliyor muydunuz?

Bunları Biliyor muydunuz?

* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün... Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,

* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...