CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR
Yüksek Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yüksek Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Matematik ve Geometrik Kavramlar

Matematik ve Geometrik Kavramlar lar

Üç, beş, on… gibi kullandığımız soyut matematik kavramlar bize hiçbir şey ifade etmez. Üç rakamı bize mutlaka üç ‘şey’ ile fikir verebilir. Eşyayı ve maddi düşünceyi ortadan kaldırdığımız anda bütün rakamlarımızın hiçbir kıymeti kalmaz. Demek ki, matematik kavram geometrik kavram ile birleştiği zaman manalanır.

Acaba bütün rakamlarımızın geo metrik karşılığı kâinatımızda var mıdır? Âlemimizde geometrik kavrama uygun gelen yalnız diğer rakamlar ise ancak bu rakama muallak ( bağlı ) olan itibari rakamlardır.

Hülâsa kâinatımızda üç buuttan fazla veya eksik buutlu bir maddenin mevcudiyeti mümkün değildir. Âlemimizde üçten başka hiçbir rakamın bağımsız geometrik bir anlamı yoktur. Onlar ancak üç değerli birimlerin kesirlerini veya katlarını ifade etmekten başka bir işe yaramazlar.

Netice olarak denilebilir ki :

Biz üç buudun şartlarıyla çevrilmiş âlemimizin dışında kalan maddi varlıkları ve onların tabi oldukları kanunları hiçbir vasıta ile tetkik edip anlamak imkanına malik değiliz. Bu husus bizim için bir zarurettir. Bu işi başarabilmek için tek çaremiz, buut şartları değişik olan diğer bir âleme intikal etmektir.

Bedri Ruhselman

Ruh ve Kâinat - Kâinat ve Buut Meselesi –Sayfa:26-27




Yüksek Türkiye ideali, Vazifeli Ülke Türkiye , Yüksek Türk, Yüksek ULus, Yüksek Uygarlık için Türk


[Editörün notu:

" Türk birlik ve beraberlik içinde yaşamak demektir. Birlik ve beraberliği yok edenleri, ders veren demektir.

Türk, insanlığın ve her canlının huzur içinde doğaya zarar vermeden yaşamasını sağlamak için yaratılmış bir üst ulustur.

Türklerde din yoktur töre vardır. Töre yeryüzünde adaleti sağlama görevidir.
 Dünyanın gemisi Anadolu da, Türklere emanettir.

Sonradan ortaya çıkan sami dinler, Türk'e ait töreden alıntı yaparak bu gücü ele geçirmek yoluyla rol çalmaktan ibarettir.

Atatürk laiklik devrimi ile dinlerin ne olduğunun anlaşılmasını sağlayan o yüksek iradenin görevini yapmış bir insanlık adına, devrimin sonsuzluk adına, adıdır.Türklerde ırkçılık yoktur. İnanç ayrımcılığı yoktur."]


Anadolu'da birçok Türk mezar taşlarının üzerinde Osmanlıca arapça yazı olmadığı için bunlar Türk değildir diyerek sökülüp kırılmıştır veya duvar yapılmıştır. Bunu en son Denizli'de yaşadım. Buldukları eski Türkçe yazılı kaya taşlarını Arapça yazı görmedikleri için "bunlar Rum'dur, Grek'dir, Yunan'dır, Emeni'dir" diye tanımlayarak söküp atmışlar. Oysa o söküp attıklarının üzerinde Türklerin Orhun Yazıtları vardı.




Servet SOMUNCUOĞLU

-
ANADOLU DA EZELDEN TÜRK DİYARIDIR

Bakınız Atatürk tek şiirinde ne demiş:


HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır

Tuna ezelden Türk diyarıdır.

Bilinen tarihler söylememiş bunu

Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,

Dinleyin sesini doğan tarihin,

Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak

Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin. Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,

Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları

Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz

Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz

Türk sadece bir milletin adı değil,

Türk bütün adamların birliğidir.

Ey birbirine diş bileyen yığınlar,

Ey yığın yığın insan gafletleri

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,

Dünya o zaman görecek hakikat nerede,

Hakikat nerede?! 
Mustafa Kemal ATATÜRK 







DOĞAL AFETLER ve GELİŞİM

 DOĞAL ÂFETLER ve GELİŞİM...

Soru : Şuan ki âfetlerin spiritüelizm ışığında ki anlamı nedir ?

Cevap: Bu sorunun yanıtı için okunması gereken çok önemli olduğunu bildirdiğim yazının 3. ve SON bölümünü aşağıda dikkatinize sunuyorum.

Dr. Bed­ri Ruhselman, İlahi Nizam ve Kainat adlı kitabı tamamladıktan sonra üçer yazılık diziler halinde bazı konuları kaleme almış ve vefatından önce bunları bastırarak dağıtmıştır. Bunların birisi doğa  olayları hakkında ve diğeri de ruhsal planlarla ilgilidir. Bu yazılar şimdi herkesin ulaşamayacağı durumda olduğundan ve ayrıca spiritüalizm ile ilgilenen herkesin bunları okuması gerektiğine inandığımdan soruya yanıt olarak bunları aşağıda sunuyorum. Osmanlıca sözcükler için sözlüğe başvurmanız gerekebilir.

Üstat Dr. Bed­ri Ruhselman şunları açıklıyor:

BÜYÜK DOĞA OLAYLARI ve ANLAMLARI - 3. Yazı(*)

Önceki iki yazımdan birincisi, genel olarak dünyanın yaşamsal bünyesini destekleyen şuurlu ve idrakli dünya üstü bir idare mekanizmasının mevcudiyetine ait bazı değerlendirmeleri içerir. İkincisi, dünyada gelmiş geçmiş normal üstü bazı doğa olaylarından ve bunların insanlar arasında yapmış oldukları ızdıraplı ve korkunç görünen sonuçlarından ve bu sonuçların illiyet ilkesi ile olan ilişkisinden  söz eder. Bu yazı ise sıra dışı ve felâketli görünen bu büyük doğa olaylarını gene illiyet ilkesi karşısında evrendeki o büyük idare mekanizmasıyla olan bağlantısını ve bütün gelişen ülkelerde olduğu gibi ülkemizin de bu bağlantı alanının dışında kalamayacağını belirtecektir.

Bu yazı bundan önce yazmış olduğum yazıların hedef tuttuğu noktayı belirtmek amacına yöneliktir. Orada bazı felâketli doğa olaylarından ısrarla söz etmiştim, vurgulamaak istediğim bir problemin daha iyi bir açıklamasını yapmak içindi. Bu problem nedir? Bundan sonra gelecek ilk yazılarımda açık seçik  görüşmelerini yapabilmek olanağına kavuşacağımızdan emin bulunduğum bu problemin şimdilik elimden gelebildiği kadar açıklamaya çalışacağım. Geçen iki yazımda da az çok belirttiğim gibi bütün bu olağanüstü doğa olaylarının büyük hedefleri vardır. Bunlardan birisi de o olaylara tanık olan ya da  mukadderleri o olaylara bağlı bulunan pek çok  insanın gelişmesidir.

Bir yerde beşeriyetin felâket damgasını vurabileceği büyük veya küçük ıstıraplı olağanüstü herhangi bir doğa olayı ortaya çıkarsa, orada muhakkak kütlesel, yani az çok geniş bir insan topluluğunu ilgilendiren gelişim söz konusu olur. Dünyada gelip geçen bütün felâketli zamanları mutlaka az çok belirli bir gelişim hızı izlemiştir. Bu gelişimin; o sırada ölenler, yani felâkete kurban oldu denilenler için de böyle olup olmadığını tartışmamıza bu yazılarımızın içerikleri bugün henüz elverişli değildir. Dahası, bu konu başka gözlemleri elde ettikten sonra daha geniş bir bilgi kadrosu içinde düşünülebilecek bir durum arz eder. Biz şimdilik böyle doğa afetlerinden hayatta kalan insanlardan söz ediyoruz..

Her şeye rağmen, dünyada ortaya çıkan bütün felâketler bireyin ve toplumun gelişiminde muhakkak hızlandırıcı bir etmen olmuştur. Bundan başka, insanların dünya üzerinde yer yer ve zaman zaman gelişimlerinin hızlandırılması da esâsen bir doğal yasa gereğidir. Dahası, tarih boyunca ortaya çıkmış sayısız olayların incelenmesiyle anlaşılacağı gibi, dünyamız bugünkü gelişmişlik düzeyine işte böyle topluluklar arasında zaman zaman ortaya çıkmış büyük toplumsal ve doğa olaylarının insanlara yaptırdığı hamlelerle ulaşabilmiştir.

Konu bu bakımdan gözden geçirilince, bu olaylar – ne kadar felâketli olursa olsun – beşeriyet için bir yükselişin ve kurtuluşun hem nedeni, hem de ifadesi olarak görünür. Gerek bilgi, gerek kültür kazanımında gelişim hızını arttırmak gayretiyle yıllardan  beri çırpınıp duran ülkemizde de elbette bu hızı liyakatlerimize uygun bir şekilde her alanda sağlayıcı bazı olayların olacağını/oluşacağını beklemek elbette bir gereklilik olur. İşte biz bu gibi olaylarla karşılaştığımız zaman bu bekleyişimizin bizlere ne derece yararlı kazançlar sağlayacağını da bu yazılarımızla şimdilik hiç olmazsa duyumsatmaya uğraşıyoruz; ayrıca, ilerde zamanı geldikçe bu duyumsamalarımızı yavaş yavaş daha geniş bilgi ve idraklere doğru götürecek olan görüşmelerimize aksatmadan devam edeceğiz.

Büyük olayların ilk anlarda; daha önce değindiğimiz büyük âfetler gibi geniş çapta olmayacağını hesap ve kitaplara dayanan içsel gelişim konusunun gerekliliklerinden çıkartabiliriz. Görülüyor ki, önceleri son derece basit ve dünyada sık sık görülebilen bazı olağanüstü ve görece küçük olayların ülkemizde de görülebileceğini hesaplayarak idrak ve bilgi kapasitelerimizi ona göre alıcı ve yararlanıcı açık bir anten halinde hazır bulundurmamız bizim için elbette çok yararlı ve hatta gerekli olur.

Acı bir ilacın sıkıntı verici bir hastalığı defetmesi gibi, elbette az çok acılığı bulunan bu türlü olayların karşısında tiksinmek veya şaşırıp kalmak insana büyük bir şey kazandırmaz. Fakat öyle bir karışıklıkta bu yazılarımızın taşıdığı anlamları iyi hazmetmiş olup, uygulamada onları kullanabilenlerin yararı büyük olur. Durum böyle olunca, daha iyi açıklamış olmak için bu anlamları kısaca ve şimdilik son söz olarak yineliyorum; her olayın bir nedeni vardır. Bu nedenle de ağırlaşmış bir gelişim hızını arttırmaya yöneliktir. Ayrıca, ne kadar az ya da çok felâketli görünürse görünsün, her olay hayırlı, iyi ve insanların yükselmesi için gerekli elemanları hazırlayan bir sürü sonucu peşinden sürükler. Şu halde bunlar doğanın rastgele birer kötü tesadüfü değil, yüksek evren yasalarına dayanan şuurlu ve idrakli bir idare mekanizmasının düzenlemeleri ve gereklilikleridir. Bu idare mekanizması elbette dünyamız üstü bir kudretin ifadesidir. İşte bütün bu olayların ve gelecek şeylerin insanlara açıklanması gereken şu andaki en önemli anlamı da olanların bu idare mekanizmasını kanıtlayıcı birer işareti ve birer ışığı olmalarıdır.

İlerisi daha çok derinleşen bu büyük hakikati şimdilik ancak bu kadarcık ve biraz da belirsizlik içinde ifade edebilmiş oluyoruz. Fakat bu kısa açıklamalar gelecek günlerimiz için yeterlidir. İleride, daha iyi gözlemler karşısında daha açık ve daha geniş ölçüde görüşeceğimizi ve böylece de yazılarımızı okuyan dostlarımıza bu yoldaki bilgilerinin artması bakımından daha yararlı olabileceğimizi kuvvetle umuyorum.

23.12.1958 İstanbul

………………………………………………..

(*) Güncel Türkçe’ye uyarlayan Selman GERÇEKSEVER (13.10,2017)







% 100 Türk Genomuna sahip olmak

Dilini kaybeden her şeyini kaybeder.
Hangi dili yayınlıyorsanız ,
Hangi frekanstaysanız 
O' sun'uz.
Evrende her şey frekanslardan oluşur.
Dil'i aynı insanla yakınlık kurarsınız.
Frekansı (elektriği) aynı olan insan sizi çeker.
Elektrik alma-Kanım almadı- deyişleri her şeyin frekans olduğunu açıklar.
Dilinizden, düşüncenizden Türkçe olmayan sözcükleri çıkarın
% 100 Türk Genomuna sahip olun.






% 100 Türk Genomuna sahip olmak...

Genom = Dil.

Papua Yeni Gine de yaklaşık 850 yerel dil var.
Dilsel ve kültürel çeşitliliğin genetik yapıda nasıl bir etkiye sahip olduğunu anlamak adına araştırmacılar, 85 farklı dilden 385 bireyin genomlarını inceledi.
Araştırmacılar, her bir genomda bir milyondan fazla genetik pozisyona baktılar ve genetik benzerlik ve ayrılıkları anlamak adına bu genetik pozisyonları birbirleri ile karşılaştırdılar. 
Ortaya çıkan sonuçlar, şaşırtıcı bir biç'im'de ayrı dilde konuşan grupların genetik olarak da birbirinden oldukça ayrı olduğunu ortaya koyuyor.
50.000 yıldır farklı bir evrim süreci Oxford Üniversitesi’nden Stephen J. Oppenheimer, ” Dağlık bölgelerde yaşayan insanlar ile alçak bölgelerde yaşayan insanlar arasında çarpıcı ayrışmalar ortaya koyduk. 
İki grup arasında 10.000 ila 20.000 yıl arasında değişen genetik ayrışmalar yakaladık. 
Bu, tarihsel olarak kapalı bir hayat yaşayan yayla toplulukları için belli bir mantık barındırsa da, bunun aksine coğrafi açıdan oldukça yakın olan bu gruplar arasında böylesine güçlü bir genetik engel oldukça sıra dışı bir durum.” diyor.

Avrupa ve Asya’daki topluluklar, evrimsel anlamda yaklaşık 10.000 yıl önce ortaya çıkan tarım uygulamalarından büyük ölçüde etkilendi.
Avrupa ve Asya’daki homojenleşme Papua Yeni Gine’de gözlemlenemiyor.

Araştırmacılardan Chris Tyler-Smith, “Genetik araştırmalar sayesinde Yeni Gine adasında yaşayan insanların son 50.000 yıldır dünyanın geri kalanına göre bağımsız bir evrimleşme olduğunu görmüş olduk. 
Bu çalışma Avrupa ve Asya dışında farklı bir evrim sürecini görmemizi sağlıyor. 
Bu topraklarda tarım ortaya çıktı ancak demir ve tunç çağları yaşanmadı. 
Belki de bu genetik, kültürel ve dilsel çeşitliliğe kaynaklık eden de bu yeni teknolojilerin bölgeye girmemiş olmasıdır.” diyor.
Trust Sanger Enstitüsü Anders Bergstrom
-Bilimsel Makale Science dergisinde yayımlandı.
linkleri yorum bölümün de
.
Türkçe 2-3 yaşında,
Almanca 5, 
Arapça 12 yaşında öğrenilerek 
Ana dille oluşan, bilinçsel gelişim çizelgesi ortaya çıkıyor.
Dil bilimi profesörü Klan Delius.
.
İ ;İlk (kısa) dalga frekansı.
L; Proton (+)
D; Dalga boyu.
Dil;Kısa (ilk) dalga frekans düzenlemesi.
.
Bil-im;Bütün imgelerin (moleküllerin) proton sayısını bilme.
Dilini kaybeden her şeyini kaybeder.
Hangi dili yayınlıyorsanız ,
Hangi frekanstaysanız 
O' sun'uz.
Evrende her şey frekanslardan oluşur.
Dil'i aynı insanla yakınlık kurarsınız.
Frekansı (elektriği) aynı olan insan sizi çeker.
Elektrik alma-Kanım almadı- deyişleri her şeyin frekans olduğunu açıklar.
Dilinizden, düşüncenizden Türkçe olmayan sözcükleri çıkarın
% 100 Türk Genomuna sahip olun.

M.Çiçek

Türklerin mührü ! - Kitap

Türklerin mührü; bulunduğu her yerde vardır.  

Türk tarihi; kültür-bağımsızlık ve var olma tarihidir.

Bağımsızlık; Türk Milleti’nin ve Türk Devlet anlayışının temelidir.

Türk Devleti’nin tarih sahnesine çıkışı; yiğitlik, kahramanlık ve feragate dayanır.

Türkler tarih boyunca; yabancı soydan halklar üzerinde ince egemen bir tabaka teşkil etmekle beraber onları yok etme gibi insanlık dışı yollara sapmamış, başka kültürlere, ırklara ve dinlere saygı duymuştur. Yabancı halkların Türklüğü benimsemelerinde, baskı şiddet zorbalık olmamıştır. Asimilasyon Türk devlet geleneğinde yoktur.

Türk; yukarıda gök çökse, aşağıda yer delinse devlet ve yasasını bozdurmama azminde olan, dürüst ve adil, edepli, ahde vefalı, alçakgönüllü, aile bağı kuvvetli, pratik düşünceli ve yüksek kavrayışlı, saf ve temiz yürekli, asil, yardımsever, misafirperver, nazik, samimi, içtendir.

Türk; cesur, namuslu, vatanına bağlı, ölen ama mağlup edilemeyen, düşman karşısında kasırga yıldırım, dost yanında ve silahsız düşman karşısında bir seher yeli, berrak bir göldür.
Türkler; vekarlı, kanaatkar, sabırlı, zorluklara katlanan, amacı hedefi olan, şecaat, cesaret ve fazilet sahibi yiğitlerdir.

Türkler; yönetilen değil yönetendir.

Türkler; akıl, bilim ve sanat odaklı düşünce, inanç ve yaşam anlayışına sahiptir.

Türklerin kuvvetli yanı feraseti ve mertliği, zayıf tarafı saflığı ve iyiniyetliliğidir.

Türklük; kültürel bir kimliktir. Türklük bir hissetmedir.

Türk Milleti; ortak milli ve manevi değerlere, ortak ideallere sahip bir millettir.

Türk Milleti; erdemli, ahlaklı, kahraman bir millettir.

Türk Milleti; insanlık ailesinin köklü şerefli bir üyesidir.

Türk Milleti; etnik kimliklerle, dinlerle ve mezheplerle ayrıştırılamaz.

Türk Devleti; kucaklayıcı, birleştirici, ötekileştirmeyen bir devlettir.

Barış, adalet, huzur ve güven; Türk’ün egemen olduğu her yerde var olan temel bir gerçekliktir.

Ayyıldızlı bayrak altında yaşayan vatandaşlık bağı olan Türk Milleti’nin mensubudur.

Bağımsızlığı, Türk kimliğini, Türk dilini, Türk kültürünü, Türk medeniyetini korumak, geliştirmek, ilerletmek, kendini Türk Milleti’nin asli unsuru gören her insanın temel görevidir.

Kim olduğunu bil ki yok edilmeyesin, güçlü kuvvetli olasın.

Nurullah Aydın


GENÇLER'E ÖĞÜT - Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu

GENÇLER, Türkiye' de âdet hâline gelmiş göstermelik işlerden kaçının.

Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız, babanız Amerika’da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yüksek öğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız. Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir. Maddiyat ile maneviyatı dengeleyin. Formülünüz “BİLİM + GÖNÜL”dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize, ne de insanlığa hayrınız dokunur.

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu




.

Salih Bozok - Yaveri Atatürk-ü Anlatıyor.pdf

Salih Bozok çocukluğundan Atatürk'ün vefatına kadar büyük önderimizin yakınında bulunmuştur. Hatıratını okumak, okutmak şarttır. Aşağıdaki adresten PDF olarak indirebilirsiniz.



Atatürk’ün en yakın dostu, çocukluk ve silah arkadaşı, yaveri Salih Bozok’un anılarında Atatürk hakkında bilmediğimiz bir çok şey.. Mutlaka okunması gereken bir kitap… 

http://www.dosya.tc/server5/8n09ce/Salih_Bozok_-_Yaveri_Ataturk-u_Anlatiyor.pdf.html

Yakın Geleceğimiz "Türk Milletinin Karanlık Çağı" mı Olacak?? Çünkü, Türk Milleti Şerefsiz Olmak yada Şerefiyle Yaşamak Tercihi İçine İtiliyor...

YAKIN GELECEĞIMIZ "TÜRK MİLLETİ'NİN KARANLIK ÇAĞI" MI OLACAK?? ÇÜNKÜ, TÜRK MİLLETİ ŞEREFSİZ OLMAK YADA ŞEREFİYLE YAŞAMAK TERCİHİ İÇINE İTİLİYOR:





Bugün:


 "Vatan bir bütündür parçalanamaz!" ilkesini öteleyip, "Böl, parçala, yönet yada yut ! " politikasını benimseyenlerin tehdidi altındadır Türk Milleti…!



Ey Yüksek Türk, 
Bir düşün:

MİLLİ EGEMENLİK ERDEMDİR…  MADDİ ve MANEVİ IŞIKTIR,   İLERİ EVRİM ve TEKAMÜL ARACIDIR.

PARLAMENTER REJİMİMİZ İSE, nicedir OTOKRAT ve / veya OTOKRATLARIN (*) iradeleri ALTINDA.  

PARLAMENTER REJİMİMİZ bugün yani 21. YY'da daha çok GERİLEMEYE, GERİYE DÖNÜŞE HİZMET ETMEKTEDİR. 

EY YÜKSEK TÜRK
Yukarıdaki bu durum malumunuzdur ve tüm ilerici dünyanın da malumudur!

EY YÜKSEK TÜRK
Yakın Geleceğimiz "Türk Milleti'nin Karanlık Çağı" mı Olacak??…

Not:
(*) "oto" kendi, kendiliginden demek ve "krasi" de hükmetmek, iktidar demek. 
Otokraside yönetimi elinde bulunduran kisi veya kisiler o kadar güçlüler ki, kanunlari bile istedikleri gibi degistirebilirler.
.

Türklerin Kozmik Kökenleri : MU ve Atlantis

http://assets.natgeotv.com/Shows/12856.jpg


Ezoterik bilgilerimize göre; Doğu ve Batı uygarlığının iki ana kaynağı vardır. Bunlardan biri Atlantis, diğeri de büyük anavatan Mu Uygarlığıdır. Bu kaynaklar, artık kendilerini maddesel olarak da yavaş yavaş kabul ettirmektedir. Mu kıtası; Pasifik Okyanusu’nda, kuzeyden güneye kadar, Avustralya’nın doğu kıyılarını içine alacak kadar Güney Pasifik’e kadar inen büyük bir bölge üzerinde yer almıştı. Tam anlamıyla pırıl pırıl bir ışık, bir bilge ülkesiydi. Teozoflar, bu Mu kıtasına 1850-1880 yıllarında, her zaman olduğu gibi ayrıcalık kazandırmak için kendi kendilerine Lemurya adını verdiler. O da bir ilhama dayanarak verilmiştir. Kökende, ne bir tablette ne de bir yazıtta herhangi bir Lemurya kelimesi yoktur. İlhama dayalı bu kelime Madam Blavatsky’nin almış olduğu tebliğlerde kendisine bilgiler veren rehberin ifadesidir. Hâlbuki Albay James Churchward’ın bizzat bulmuş olduğu, Kara Maya diliyle yazılmış tabletler üzerinde yazılı isim Mu’dur, ya da bir şive farkından dolayı Muhanda da denilebiliyor. Mu Uygarlığı nın en buyuk evladı Atlantis tır. Atlantis de, Gronland’a yakın bölgelerden İrlanda’yı içine alacak şekilde bütün Kuzeydoğu Amerika kıyılarından aşağıya doğru, Güney Amerika’nın doğu kıyılarını kapsayacak şekilde bir bölgede yer almaktaydı.

Bu iki uygarlığın birbirleriyle senkronizasyonu (eşleme) çok büyüktür. Onlar kendilerinden önceki büyük kozmik uygarlığın birer merkezi hâlinde çalıştıkları için birbirlerine bağlı olarak gelişmişlerdir. Hem gelişmelerindeki hem de çöküşlerindeki çizgi hemen hemen birbirine paraleldir. İki kardeş kıta olarak gelişmişlerdir. Bütün insanlığın uygarlık adına yaptığı her şeyin temel bilgisi ve ilkeleri bu iki büyük merkezden yayılmış veya onların öğretileriyle nakledilmiştir. Mesela, Duyular Dışı Algılamalar esasında Atlantis kökenlidir. Oradaki varlıklar binlerce yıl itibarıyla kendilerinde böyle bir kalıtımı geliştirmiş; böyle bir DNA’yı meydanagetirebilmiştir. Kendi yaşamlarında Duyular Dışı Algılama’yla yaşamak gayet normal bir hayat şekli hâline gelmiştir. Görüşmeleri bizim gibi telefonlarla, radarlarla değildi. Dünyanın her tarafıyla irtibat halindeydiler. Çünkü onlar için maddesel bir araca gerek yoktu. Bünyeleri, bu algılama ile ilişkili enerjetik yayınları alıp verebilecek yetenekte olan varlıklardı. Bütün psi enerjilerini hızlı bir şekilde alıp verebiliyorlardı. Duru görü yetenekleri, telepatik olaylar, önseziler, psikokinezi (Zihnin Maddeye Egemenliği) denilen olaylar onlar için normal bir yaşam şekliydi.

Acaba Anadolu halkı manevî köken olarak nasıl bir realiteye sahiptir? Tarihçiler fizikî kökeni kendilerine göre bir yerlere bağlayabilirler. Ama Anadolu’ya göçüp gelmiş atalarımızın getirmiş oldukları genetik kodun niteliğini bilemezler ve onların konuları da değildir. Bu genetik kod hakkında elbette yüzyıllardan beri intikal eden bir bilgi akışı var. Ezoterik çalışmalarımızın sonucunda oluşan kanaat şöyledir:

MU ve ATLANTİS GÖÇLERİ
Anadolu topraklarına gelen varlıkların bir özelliği var. Burası hem Atlantis’ten hem de Mu’dan göç edenlerin birleştikleri, harman olup girdaplaştıklan bir bölgedir. Ege Denizi ve İskenderiye’ye kadar uzanan bölge çok önemli bir kavşak noktası hâline gelmiştir. Atlantis’in üç devreli olarak su içine gömülüşü sırasında büyük göçler meydana gelmiştir. Teozoflara göre ilk batışı 800 bin yıl önce meydana gelmiştir. Ama bu güvenilir bir rakam değildir. Çünkü Mısır’da, güneşin ardındaki güneş olan Sirius’un hareketlerine göre yapılan özel hesaplamalara göre, papirüslerdeki kayıtlar birinci batışı en fazla 75-80 bin yıl öncesine götürmektedir. Bu kayıtlar Atinalı Solon’a (M.Ö. 638 – M.Ö. 559) gösterilmiştir. Atlantis, ikinci baüşmda iki büyük ada hâline gelmiş, ardından gelen üçüncü batışta ise tümüyle okyanus dibine gömülmüştür. O batış daha sonra yeryüzünde pek çok yerde etkisini gösteriyor. Ve bizim meşhur tufan öykümüz anlatılmaya başlanıyor. Elbette Atlantis’in sular tarafından kaplanarak batışının sebebi başkadır. Yani Atlantis durduğu yerde batmamıştır. Bir eksen kaymasının sonucudur. Eksen kayması kutupların yer değiştirmesidir. Kutupların ekvatoral, ekvatorların kutupsal bölge hâline gelişidir. Mesela dinozorların ortadan kalkışının sebebini bir türlü öğrenememiştir bilim adamları  Dinozorlar, eksenlerin kayması sonucu ölmüştür. Ekvatoral bölgede yaşamakta iken, ağızlarındaki otlarla birlikte donmuşlardır. Mağma üzerinde dünya kabuğu anîden kayınca anında bir soğuma olmuştur. Eksen dönücü olunca birdenbire kuzey güneye, güney kuzeye intikal ediyor. Mısır’da bulunan bazı papirüsler bu olayın dünya çapında birtakım büyük değişikliklere neden olduğunu yazmaktadır. İşte o zaman Atlantis’in ışık çocukları bulundukları yerleri terk ederek göç etmek zorunda kalmışlardır. Arî veya Keltler tarzında birtakım ırklar, kuzeyden güneye inmişlerdir.

Bir kısmı ise kuzeyde kalmakla birlikte bu sefer bir mağara hayatına çekilmek zorunda kalıyor. İşte bugünkü arkeolog ve paleontologların saptadığı varlıklar bunlardır. Atlantis’in en büyük göçü Kuzey Amerika, Orta Amerika ve Güney Amerika’nın kuzey kısmına olmuştur. Meksika ve Yucatan bölgesi, Mississipi nehrine kadar uzanan kısım Atlantis göçmenlerinin yerleştikleri yerdir. Buraya Mu kıtasının göçleri de ulaşmıştır. İnkalar ve Mayalar her iki uygarlığı da bir arada taşır. Hem anavatan Mu hem de Atlantis kültürünü barındırırlar. Her ikisi birbirinin içine girerek efsaneleriyle, inançlarıyla çok güzel bir melez kültür meydana getirmiştir. Anadolu halkının en eskisinden en yenisine, yani en son göç olan Oğuzların göçüne varana kadar bütün asıl beslenme kaynağı Moğolistan’dır. Atlantislilerin göçü nasıl Mısır’ı meydana getirmişse, orayı kendileri için büyük bir göç yeri ve temel bir vatan yapmışlarsa, Mu uygarlığının insanları da Uygurları temel olarak seçmişlerdir. Dolayısıyla iyilik ve güzellikle, felsefeyle ilgili bütün bilgilerini oraya nakletmişlerdir. Uygur uygarlığının kaynağı bugünkü Moğolistan ve Gobi Çölü’nün dağ yamaçlarına yakın olan bölgelerdir. Uygurların inanç, bilim, sosyolojik yaşam, insan ve doğa arasındaki denge, insan ve kozmos arasındaki yapılar bakımından getirip bıraktıkları esaslar çok doğrudur. Zaman içinde Uygur uygarlığı içinde dallanmalar meydana gelmiş, Hindistan’a, Çin’e, Afganistan ve İran yoluyla Anadolu’ya ve Balkanlar’a göçler olmuştur. Hatta Fransa’nın içlerine ulaşan göçler bile söz konusudur. Bugün oralarda yaşayan Katarlar, bir çeşit Drüid mezhebine bağlıdır ve birçok inançları temelde Uygur kökenlidir.

Onlardan bir kısmı İngiltere’ye göçerek Stonehenge anıtları etrafında törenlerini sürdürmüşlerdir. Uygur kökenli göçler, birtakım doğal olaylar sebebiyle olmuştur. Bugün bir çöl olan Gobi bir zamanlar bir iç denizdi ve bölge zengin ağaçlarla, meyvelerle ve hayvanlarla doluydu. Yeni oluşumların ardından meydana gelen yükselişlere paralel olarak oralarda çöküşler oluşmuştur. Gobi’nin çölleşmesine sebep olan iki büyük deniz Hazar ve Karadeniz’dir. Hazar ve Karadeniz o zamanlar dağlık bölgelerdi. Çökmeler başlayınca Gobi’nin suları da çekildi. O sular Karadeniz ve Hazar Denizi’nin meydana gelmesine sebep oldu. Bugün Karadeniz’in dibi hayvan cesetleriyle doludur ve bu yüzden zehirlidir. Büyük Uygur göçüyle birlikte Mu bilgeliği ve Atlantis teknolojisiyle yetişmiş olan büyük insanlık güçleri de, zekâsı ve zihni de göç etti. Onların içinde karışmış birçok varlıkta tohum halinde kapasite mevcuttur. Atalarının yapmış olduğu Şeyleri şu anda yapamıyorlar ama cevher olarak butıu korumuşlardır. 4-5 bin yıllık firavun mezarlarından alman buğdaylar nasıl filiz verdiyse, o tohumlanma özelliklerini 5 bin yıl boyunca korumuşlarsa, o insanlar da kendi DNA’larından, kendi kalıtımlarında bunları naklettiler ve getirdiler. Bu kalıtımın artık ne Atlantis’te ne de Mu’da olmayışı, bunların sadece bir kısmının Mısır taraflarında, bir kısmının da Uygurlarda kalışı çok önemlidir. Bu insanların en çok taşıdıkları özellik, Duyular Dışı Algılama’yla ilgili kodlardır. Bunlar mükemmel bir şekilde hiçbir bozulmaya ve eksilmeye yer bırakılmadan o varlıklar tarafından o göçlerle bu ülkeye, Anadolu’ya yeniden getirilmiştir. Kaybolmuş o yetenekler o insanlar tarafından tekrar yayılmıştır.

Kaynak : Türklerin Kozmik Kökenleri – Burhan Yılmaz

.
MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLARININ MESAJIDIR:

Bugün, Atamızla aynı iman ve katiyetle söylüyoruz ki,

Milli ülküye, herşeye rağmen tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milleti 'nin (ne mutlu Türküm diyenin) büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla süphemiz yoktur ki, hızla inkişaf etmekte olan Türklüğün unutulmus büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, yarının yüksek medeniyet ufkundan yeni bir günes gibi doğacaktır!

Ne mutlu Türküm diyene!.





Bunları Biliyor muydunuz?

Bunları Biliyor muydunuz?

* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün... Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,

* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...